SETR-İ AVRET
Büyük İslâm İlmihali · s.125
22- Namazda avret yerini örtmek bir şarttır. Şöyle ki, namazda örtülmesi farz olan, başkalarının bakmaları caiz bulunmayan uzuvlara"avret mahalli"denir. Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları, göbekleri altından dizleri altına kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu yere dahildir. Kadınlara gelince hür olanların yüzleri ile ellerinden başka bütün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayaklarında ise ihtilâf vardır. En sahih kabul edilen görüşe göre ayakları da avret değildir. Bunlar ile yolda yürümek ihtiyacı vardır. Bu sebeple bunları örtmek özellikle fakir kadınlar hakkında müşkildir. Diğer bir görüşe göre hür kadının namazı, ayağının dörtte biri nispetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre de ayakları, namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz haricinde avret yeri sayılır. Bu ihtilâftan kurtulması için ayaklarını örtmeleri daha iyidir. Sahih olan görüşe göre hür kadınların kolları da, kulakları ile salıverilmiş saçları da avrettir. 23- Cariyelere göre avret yeri, erkekler gibi göbekleri altından dizleri altına kadar olan mahal ile sırtları ve karınları ile göğüsleridir. Hür kadınların şereflerine ve mevkileri itibarıyla örtmekle mükellef oldukları uzuvları daha fazladır. Cariyeler ise hürriyet şerefinden mahrum, efendilerinin hizmetleriyle meşgul olacakları için haklarında daha fazla genişlik ve ruhsat gösterilmiştir. 24- Avret sayılan uzuvlardan birinin tamamı veya en fazla dörtte biri açık bulunsa namazı bozar, fakat dörtte birinden noksan miktarı açık bulunsa bozmaz. İmam Ebû Yûsuf'a göre avret sayılan bir uzvun en az yarısı açık bulunmadıkça namazı bozmaz. Meselâ namazda baldırın dörtte birinden noksanı açık bulunsa namaz bozulmaz. Aynı şekilde bazı alimlere göre but ile diz kapağı bir uzuv sayılır. Artık yalnız diz kapağının açık bulunması ile namaz bozulmaz. Çünkü diz kapağı, bu uzvun dörtte birinden noksandır. 25- Bir uzvun avret olması -tercih edilen görüşe göre- başkalarına göredir. Sahibine göre değildir. Başkaları tarafından görülemeyecek bir halde bulunması kâfidir. Bu sebeple bir kimse namaz kılarken geniş bulunan elbisesinin yakasından avret yerini görecek olsa, bununla namazı bozulmaz. Fakat başkası görecek olursa bozulur. 26- Bir kimse namaz kılarken kendi kastı ve fiili olmaksızın açılan bir avret yerini derhal örtse namazı bozulmuş olmaz. Fakat kıyam veya rukû gibi bir rüknü tamamlayacak kadar bir müddet örtmezse, tercih edilen görüşe göre, namazı bozulur. Namazda iken elbiseye dokunan bir necaseti hemen atıp atmamak hususunda da bu hüküm geçerlidir. Böyle bir şey, namaz kılanın kendi kastı ve fiili ile vuku bulursa namazı derhal bozulur. Avret mahallerinin birer parçası açılıp da toplamı en küçük bir avret uzvunun en az dörtte birine müsavi olsa ve açıklık müddeti bir ruknü eda edecek kadar devam etse, namazın sahih olmasına mâni olur. Yoksa olmaz. 27- Bir kimse temiz elbisesi bulunduğu ve onu giymeye kadir olduğu halde giymeyip de karanlık bir gecede çıplak olarak namaz kılacak olsa, namazı icma (bütün müçtehitlerin ittifakı) ile caiz olmaz. 28- Cildin rengini gösterecek derecede ince olan bir elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu sebeple böyle bir elbise ile namaz sahîh olmaz. Elbisenin darlığından dolayı avret yerinin belli olması -tahrimen mekruh ise de- namazın sahih olmasına mâni değildir. 29- Elbise bulacağını ümit eden çıplak kimse, vaktin çıkmasından korkmadıkça bekler. Temiz yer bulacağını ümit eden kimse hakkında da hüküm böyledir. 30- Avret yerini örtecek bir şey bulamayan kimse, oturarak ve ayaklarını kıble tarafına uzatarak îmâ ile namazını kılar, daha faziletli olan budur. Çünkü bu vaziyette oldukça kapalı bulunur. Avret yerinin bir kısmını örtecek bir şey bulunursa kullanmak farz olur. Bu halde en evvel"Avret-i galîze"denilen ön ve arka taraflar örtülür, sonra erkeklerce butlar, daha sonra dizler örtülür. Kadınlarca da butlardan sonra karınlar, arkalar ve daha sonra dizler, daha sonra da diğer uzuvlar örtülür. Bütün bunlar, namazın her türlü şartlarda edası lâzım ve dinen yapılması istenen pek büyük farz bir vazife olduğunu göstermektedir.