Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

ŞEHİDLER VE HAKLARINDAKİ HÜKÜMLER

Büyük İslâm İlmihali · s.282

629- Şehadet, büyük bir mertebedir. ALLAH yolunda canını feda eden bir müslümana"Şehid"denir, çoğulu"Şüheda"dır. Böyle bir zata şehid denilmesi ya Cennete gireceğine şahitlik yapıldığı veya vefatı anında bir takım rahmet melekleri hazır bulunduğu veyahut kendisi Hak Tealâ'nın manevî huzurunda hazır olarak rızıklanacağı içindir. Şehid kelimesi,"şahid"kelimesine eş anlamlı olup hazır manasını ifade eder. 630- Şehidler, ya hem dünya, hem de ahiret itibarıyla şehiddirler: Bunlar birerşehid-i hükmîdirler.Veyahut yalnız dünya itibarıyla şehiddirler. Bunlar da birerşehid-i hükmîdirler.Veyahut yalnız ahiret hükümleri itibarıyla şehiddirler. Bunlar da birerşehid-i hakikî, şehid-i uhrevîdirler.Bunun için şehidler üç kısıma ayrılır: 1. Mükellef ve dinen temiz olduğu halde kendisine yapıldığı bilinen bir saldırı ile zulmen öldürülmüş olan ve bundan dolayı varislerine diyet olarak bir mal verilmesi lâzım gelmeyen herhangi bir müslümandır. Bu sebeple gayrimüslimler ile veya yol kesiciler ile harp neticesinde öldürülüp cünüp bir halde bulunmamış olan akıllı, bülûğ çağına ermiş bir müslüman, böyle bir şehiddir. Harp meydanında gözünden kan gelmiş olmak gibi üzerinde öldürülme alâmeti olduğu halde ölmüş bulunan bir müslüman eri de böyle bir şehiddir. Aynı şekilde malını, ırzını, canını, diğer müslümanları veya müslümanların himayesinde bulunan gayrimüslim vatandaşları müdafaa ederken kılıç, kama gibi öldürücü bir âlet ile haksız yere derhal öldürülmüş bulunan mükellef, dinen temiz bir müslüman da böyledir. Bu kısım şehidler, kâmil-tam şehiddir, hem dünya hem de ahiret itibarıyla şehiddirler. Bunlardan herbirine"şehid-i hükmî"denir. Bu kısım şehidlerin hükmü, yıkanılmaksızın yalnız namazları kılınıp elbiseleriyle defnedilmeleridir. Bu muhterem şehidlerin ALLAH Teâlâ katında kıymet-dereceleri pek yücedir. Hak yolunda şehid olanlar, ebedî bir hayata sahiptirler. Bunlar ebedî bir âlemde daima rızıklandırılacaklardır. Bunların bu üstünlük ve özelliklerinden dolayıdır ki, ayrıca yıkanmaları icap etmemekte ve kanlı elbiseleri kendileri için bir ayrıcalık nişanesi bulunmaktadır. O kan, bir ibadet eseridir, yok edilemez. Şu kadar var ki, kendilerine dışardan temiz olmayan bir şey isabet etmiş ise, o giderilir. Ve kefene elverişli olmayan kürk, palto, ayakkabı, başörtüleri gibi şeyler üzerinden alınır, zırhları, silâhları da çıkarılır, geri kalan elbisesi"kefen-i sünnet"ten(bak. Madde: 546) fazla ise, azaltılır, noksan ise, münasip bir şey ilâvesiyle sünnet miktarına ulaştırılır. Bu, İmam-ı A'zam'a göredir. İmameyn'e göre böyle öldürülmüş olan bir müslüman, henüz mükellef ve dinen temiz bulunmamış olsa da hakkında böyle muamele yapılır. Harb halinde öldürülen bülûğ çağına ermemiş bir müslüman çocuğu veya cünüp bulunmuş olan bir İslâm neferi gibi. (Diğer üç mezhep imamına göre böyle bir şehid-i hükmî yıkanmayacağı gibi üzerine de namaz kılınmaz, münasip olan elbisesiyle defnedilmesi icap eder.) 2. Kalbinde nifak bulunduğu (münafık olduğu) halde şeklen müslüman görünüp savaşta müslümanların saflarında bulunduğu halde düşman tarafından öldürülen herhangi bir şahıstır. Bu da bir"şehid-i hükmî"dir. Buna da dünya hükümleri itibarıyla şehid denir. Bu sebeple görünüş şekli itibarıyla yıkanmaz, üzerine namaz kılınıp elbisesi ile defnolunur. (Şafiîler'e göre ganimet için veya gösteriş için savaşan veya ganimet mallarından çalan herhangi müslüman da savaş esnasında öldürülünce yalnız"şehid-i dünya"sayılır. Hatta aynı zamanda ALLAH'ın dini İslam'ın yücelmesi için de savaşmış olsa bile. Bu sebeple bunun hakkında da görünüş şekli itibarıyla şehid muamelesi yapılır.) 3.Şehid-i kâmildearanılan şartlardan bazılarını kendisinde bulundurmayıp vefatı yalnız ahiret hükümleri itibarıyla şehadet sayılan herhangi bir müslümandır. Meselâ hata yoluyla öldürülüp varislerine diyet adıyla bir mal verilmesi lâzım gelen bir müslüman, ahirette sevaba nâil olması yönüyle şehid sayılırsa da dünya ahkâmı itibarıyla şehid sayılmaz. Bu sebeple diğer ölüler gibi yıkanır, kefene konur namazı kılındıktan sonra defnedilir. Yine gayrimüslimler ile veya yol kesiciler ile harb ederken yaralanıp harp bittikten sonra bir tarafa çekilip biraz yiyip içtikten veya konuştuktan ve uyuduktan veya ilâç kullandıktan veya aklı başında olarak üzerinden bir namaz vakti geçtikten sonra vefat eden bir müslüman da bu hükümdedir. Bu şekilde vefat eden bir müslümana"Mürtes"denir. Suda boğulan, ateşte yanan, bina altında kalan, veba, tâun, ishal sıtma, verem hastalıklarından biriyle veya akrep sokması ile ölen, nifas halinde veya gurbet ilinde veya ilim yolunda veya cuma gecesinde vefat eden bir müslüman da aynı hükümdedir. Sevabını Hak'tan bekleyen bir müezzinin ve doğru muameleli müslüman bir tüccarın, ailesinin nafakasını temin için meşru bir çalışma neticesinde ölen herhangi bir müslümanın vefatı da bunun gibidir. Bütün bunlara ahiret hükümleri itibarı ile"şehid"denir. Bu sebeple herbirine"Şehid-i hakikî"denilmektedir. Bunlar, dinî vazifelerine riayet eden kimseler ise, ahiret hükümleri bakımından birerhakikî şehidtirler.Fakat dünya hükümleri itibarı ile şehid sayılmazlar. Bu sebeple diğer İslâm ölüleri gibi yıkanır, kefenlenir, namazları kılındıktan sonra kabirlerine defnedilirler. Evinde veya başka bir yerde öldürülmüş bir halde bulunan bir müslüman hakkında da böyle muamele yapılır. Çünkü onun zulmen öldürülmüş olduğu kesin olarak bilinemez. Kısacası şehadet, büyük bir nimettir. İnsanın takva üzere yaşayıp şehid olarak vefat etmesi, hakkında pek büyük bir saadettir. Bir hadis-i şerifte: ﻣَﻦْ ﺳََﻞَ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺗَﻌَﺎﻟَﻰ ﺍﻟﺸَّﻬَﺎﺩَﺓَ ﺑِﺼِﺪْﻕٍ ﺑَﻠَﻐَﻪُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣَﻨَﺎﺯِﻝَ ﺍﻟﺸُّﻬَﺪَﺀِ ﻭَﺍِﻥْ ﻣَﺎﺕَ ﻋَﻠٰﻰ ﻓِﺮَﺍﺷِﻪِ "Şehid olmayı ALLAH Teâlâ'dan canı gönülden dileyen kimseyi ALLAH Teâlâ şehidlerin mertebesine eriştirir, hatta döşeğinde vefat etse bile." {(): Müslim; İmare:46; No:1909; 3/1517; Ebu Davud; Salat:361; No:1520; 1/476; Tirmizi; Fedaili'l-Cihad:19; No:1653; 4/183; Nesâi; Cihad:36; No:3162; 6/36; İbn-i Mace; Cihad:15; No:2797; 2/935} diye buyrulmuştur. Bütün bunlar, ihlasın, güzel niyetin, yüce makamları sevip arzu etmenin bir mükâfatıdır. ALLAH'ü Azimüşşan Hazretleri, cümlemizi dinî vazifelerini lâyıkı ile yerine getirmeye muvaffak, güzel niyetlerle vasıflanmış olan salih ve şehidlerden sayılan kulları zümresine katsın. Amîn! ﻭَﺍﻟْﻌَﺎﻗِﺒَﺔُ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ "Güzel sonuç, takva sahibi kimseler içindir. Bütün hamdü senalar alemlerin rabbi ALLAH Teâlâ içindir." Bütün benliğini vatanına, milletine vakfetmiş Ömer Nasuhi BİLMEN, vatan sevgisini de şöyle dile getiriyor. ~Bil vatanın kıymetini, kadrini.

~Maskat-ı re'sin tanı her şehrini.

~Şefkati bol validemizdir vatan.

~Bir ebedî abidemizdir vatan.

~Yeryüzünün cennetidir yurdumuz.

~Yurdumuzun hadimidir ordumuz.

~Gülşen-i pürfeyz-ü tarabdır vatan.

~Düşmanının çeşmine batsın diken.

~Ümmet-i merhumeyi yarebbenâ!

~Eyleme gülzar-ı vatandan cüda..

Biricik biraderini Çanakkale'de kaybeden Ömer Nasuhi BİLMEN hergün gözyaşı dökmüş ve üzüntüsünü şöyle ifade etmiştir. ~Harbi Umumide büyük kardeşim

~Mahrem-i ruhum, ebedi yoldaşım,

~Nur-ı şehâdetle açıp perr-ü bal,

~Etmiş idi cennetine intikal,

~İşte o günden beri ben bikesim

~Oldu cihan sahası bir mahbesim.

NOT:Bu şiir kitabın aslında bulunmamaktadır. Tarafımızdan ilave edilmiştir.

DÖRDÜNCÜ KİTAP

ORUÇ, KEFFARET, YEMİN, NEZİR VE İTİKAF HAKKINDADIR

İÇİNDEKİLER

Orucun mahiyeti, nevileri

Oruçların farziyyetindeki, vücubundaki sebebler

Orucun meşru olmasındaki hikmet

Oruçlu için müstehab olan şeyler

Orucun şartları, hilal vaktinin sübutu

Oruçlara âit niyetler

Oruçlu kimse için mekruh olup olmayan şeyler

Orucu bozup bozmayan şeyler

Kazaları icap edip etmeyen oruçlar

Keffareti icap edip etmeyen oruçlar

Oruç tutmamayı mübah kılan özürler

Keffaretin mahiyeti ve nevileri

Yeminin mahiyeti ve yemin sayılıp sayılmayan şeyler

Kasem suretiyle olan yeminin nevileri ve hükümleri

Yemine dâir çeşitli meseleler

Nezrin mahiyeti, nevileri ve şartları

Muayyen, gayri muayyen, mutlak ve muallak (şarta bağlı) nezirler

İtikafın mahiyeti, nevileri, meşru olmasındaki hikmet

İtikafın şartları, âdabı

İtikafa dâir bazı meseleler

İtikafı bozup bozmayan şeyler