RESULÜ EKREM (S.A.V) EFENDİMİZ'İN AHİRETE TEŞRİF ETMELERİ
Büyük İslâm İlmihali · s.594
171- Hatemul Enbiya, aleyhi ekmelüttehaya Efendimiz, veda haccından sonra ahiret hazırlığıyla meşgul olmaya başlamıştı. Hicretlerinin onbirinci senesi Safer ayının son günlerinde idi ki şiddetli bir baş ağrısıyla sıtma hastalığına tutuldu, hastalığı ağırca idi, buna rağmen Mescid-i Saadet'e varıp minbere çıktı, bir hutbe okudu, Ashab-ı Kiramına pek yüce açıklamalarda bulundu, onlara pek yüksek bir adalet ve fazilet, bir eşitlik ve hakkaniyet dersi vermek için "Ey insanlar! Her kimin arkasına vurmuş isem işte arkam, o da kalksın bana vursun, ve her kimin benden alacağı varsa işte malım, gelsin alsın" dedi. Kendisinden sonra Arap yarımadası'ndan müşriklerin çıkarılmasını emretti. Etraftan gelecek elçilere ikram edilmesini tavsiyede bulundu, sonra ALLAH Teâlâ bir kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında serbest buraktı, o kul da ona kavuşmayı tercih etti." diyerek bununla ahiret âlemine teşrif edeceğine işaret buyurdu. 172- Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'in hastalığı ağırlaşınca Ensar-ı Kiram, "acaba halimiz ne olacak?" diye endişe içinde kalmışlardı. Bunu haber alan Nebiyyi Zişan (S.A.V) Efendimiz, Hz. Ali ile amcası Hz. Abbas'ın oğlu Fadl'ın kollarına dayanarak tekrar Mescid-i şerif'e çıktı, etkili bir hutbe okudu ve başlıca şu mealde tavsiyelerde bulundu: "Ey insanlar! Benim vefat edeceğimi düşünüp telâş etmekte imişsiniz. Hiç bir Peygamber ümmeti arasında ebedî kalmadı ki, ben de sizin aranızda ebedi kalayım? Ey Ensar! Size nasihatim şudur ki ilk muhacirlere hürmet ve riayet edesiniz. Ey muhacirler! Size de vasiyetim şudur ki Ensar'a güzel muamele yapasınız. Ey insanlar! Günah, nimetin elden gitmesine sebep olur. Eğer halk, Hakk'ın emirlerine itaatkar olursa, onların amirleri de öyle olur ve halk âsî olursa, onların amirleri de öyle olur." 173- Şanı yüce Peygamber (S.A.V) Efendimiz, hasta olmakla beraber her ezan okundukça Mescid-i şerif'e çıkıyor, Ashab-ı Kiramına imam olup namaz kıldırıyordu. Fakat ahirete teşriflerine üç gün kala hastalığı arttı, artık mescide çıkamaz oldu. "Ebu Bekir'e söyleyiniz, imamlık yapsın" diye buyurdu. Rebiülevvel ayının onikinci pazartesi günü idi. Ebu Bekir Sıddık Hazretleri, Ashab-ı Kiram'a sabah namazını kıldırıyordu. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, kendisinde bir kuvvet gördü. Mescid-i Saadet'e çıktı, Ashabı'nın saf saf olup ibadet ettiklerini görünce pek memnun oldu ve Hz. Sıddık'a uyup namaz kıldı. 174- Ashab-ı Kiram, Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in iyileşmiş olduğunu sanarak pek sevinmişlerdi. Halbuki Fahr-i alem Hazretleri namazdan sonra hücre-i saadeti'ne dönüp rahat döşeğine yattı. Artık Ezeli, Kerîm Mabud'unun manevî huzuruna kavuşacağı zaman geldi. O güllerden daha hoş-güzel olan mübarek siması, bazen kızarıyor, bazen sararıyordu. Alnından jaleler gibi ter damlaları serpiliyordu. Nihayet, öğle vakti idi ki, birer hidayet yıldızı gibi parlayan o güzel, ilâhi gözlerini göğe dikti. "ALLAH'ümme er-refika'l-a'lâ = Ey ALLAH'ım beni refik-i alâya (kendine) kavuştur" diye dua etti, sonra da mübarek başları aşağıya doğru meylediverdi. Artık mukaddes ruhu, âlâyı illiyyin (en yüce makam)'a uçup gitmişti. Sallâllahü Teâlâ aleyhi vesellem.