NEZR (ADAK)IN ŞARTLARI
Büyük İslâm İlmihali · s.335
235- Bir nezrin şer'an sahih, muteber, yerine getirilmesi gerekli olabilmesi için şu gibi şartlar vardır. 1. Adanılan şeyin cinsinden bir farz veya vacip ibadet bulunmalıdır. Bu yüzden: "Bir gün oruç tutayım" diye yapılan adak sahihtir. Fakat " filan hastayı ziyarette bulunayım" diye yapılacak bir adak sahih, yani yerine getirilmesi gerekli olmaz. Çünkü hastayı ziyaret cinsinden bir farz veya vacip yoktur. 2. Adanılan şeyin cinsinden bulunan bir farz veya vacip bizzat kastedilen bir ibadet olmalıdır, başka bir farz veya vacibe vesile bulunmamalıdır. Bundan dolayı "iki rekat namaz kılayım" diye yapılan bir adak, sahihtir. Fakat "adağım olsun abdest alayım" veya "tilavet secdesinde bulunayım" diye yapılacak bir adak muteber değildir. Çünkü abdest ile tilavet secdesi bizzat kastedilen bir ibadet değil, bilakis kastedilmiş olan ibadetlere birer vesiledir. 3. Adanılan şey, zaten yapılması o anda veya gelecekte lazım bir farz veya vacip bulunmamalıdır. Bu sebeple "adağım olsun yarınki sabah namazını" veya "vitir namazını kılayım" tarzındaki adaklar sahih olmaz. 4. Adanılan şey aslında bir günah olmamalıdır. Bu yüzden intihar gibi bir şeyi adamak mesela: "Şu işim olursa, canımı hak yolunda kurban edeyim " diye yapılan bir adak sahih olmaz. Fakat esasen meşru iken başka bir sebepten dolayı yasak edilmiş olan bir şey ile adak sahihtir. Mesela bir kimse, Ramazan-ı şerif bayramının birinci gününde veya Kurban bayramının dört gününde oruç tutmayı nezir etse, bu sahih olur. Şu kadar var ki, o günlerde oruç tutulması yasak edilmiş bulunmakla, o günlerde oruç tutmayıp daha sonra kaza eder. Bununla beraber oruç tutarsa, adağını yerine getirmiş olur. ALLAH için evladını kurban edeceğini adayan kimseye, İmam Ebu Yusuf ile İmam Şafii'ye göre bir şey lazım gelmez. Çünkü bu, caiz olmayan bir adaktır. Fakat İmam-ı Azam ile İmam Muhammed'e göre bu halde bir koyun kurban edilmesi icap eder. Zira İbrahim Aleyhis-selam böyle bir kurban ile emrolunmuştur. 5. Adanılan şey, aslında imkansız olmamalıdır. Bu sebeple bir kimse: "Geçen filan günde oruç tutayım" diye adak adasa, üzerine bir şey lazım gelmez. Aynı şekilde: "Filan zatın geleceği gün oruç tutayım" diye adak adadığı halde kendisinden oruca aykırı bir şey meydana geldikten veya zeval (öğle) vaktinden sonra o zat gelecek olsa, nezir namına bir şey icap etmez. Çünkü o günde oruç tutulması artık imkansız olmuştur. Geceleyin geldiği takdirde de hüküm böyledir. Zira adak, gündüz hakkındadır. 6. Nezir edilen şey, nezr edenin mülkünden fazla veya başkasına ait bulunmamalıdır. Bundan dolayı şu an bin kuruş sadaka vermesini nezr eden kimsenin yalnız yüz kuruşu bulunsa, ancak bu yüz kuruşu sadaka vermesi icap eder. Veya başkasına ait bir malın verilmesini, mesela başkasının koyununun kurban edilmesini nezr eden kimseye de bundan dolayı bir şey lazım gelmez.
MUAYYEN, GAYRIMUAYYEN, MUTLAK VE MUALLAK NEZİRLER
236- "Nezrim olsun yarın oruç tutayım" gibi bir adak muayyen bir nezirdir. "Nezrim olsun bir gün oruç tutayım" denilmesi de gayri muayyen bir nezirdir. Bunlar aynı zamanda birer mutlak, yani şartsız nezirlerdir. "Falan kimse gelirse, ALLAH için nezrim olsun bir gün oruç tutayım" veya "şu kadar sadaka vereyim" gibi şarta bağlı nezirler de birer muallak nezirdir. 237- Mutlak olan nezirleri yerine getirmek vacip olan bir vazifedir. Muayyen gününde yapılmayan bir nezir, başka bir günde kaza edilir. Mesela bugün fakirlere sadaka verilmesi adandığı halde bu sadaka verilmesi bugün yapılmazsa, başka bir günde yapılması bir kaza mahiyetinde olarak icap eder. 238- Meydana gelmesi istenilen bir şarta bağlanmış olan bir nezir, o şartın gerçekleşmesi halinde yerine getirilmesi icap eder. Meydana gelmesi istenmeyen bir şarta bağlanmış olan bir adağa gelince, bunda nezreden serbesttir, şart gerçekleşince dilerse nezrini yerine getirir, dilerse yalnız yemin keffaretinde bulunur, sahih olan budur. Mesela: "Şu nimete nail olursam bir ay oruç tutayım" diye nezreden kimse, o nimete nail olunca, bir ay oruç tutması vacip olur. Çünkü şart olan nimet, onun tarafından istenilmiştir. Bilakis bir kimse, kendisini yalan söylemekten men etmek için "Eğer yalan söylersem, bir ay oruç tutmak nezrim olsun" diye nezrettigi halde yine yalan söylese, serbest olur. Dilerse bu nezrini yerine getirir, yani bir ay oruç tutar ve dilerse yemin keffaretinde bulunur. Zira yalan söylemek şartı kendisince istenilmemiştir, bu nezir bir çeşit yemin demektir. 239- Mutlak bir nezir, muayyen olsa bile zamana, mekana, muayyen paraya, muayyen fakire bağlı kalmaz. Bu nezir, gerek oruç ile, namaz ile, itikaf ile olsun ve gerek para vesaire ile olsun müsavidir. Bunun için bir kimse: "Cuma günü oruç tutayım" veya "Beytü'l-makdiste şu kadar rek'at namaz kılayım" veya "bu parayı cuma günü falan beldede falan fakire vereyim" diye nezrettiği halde buna muhalif olarak başka bir günde oruç tutsa veya başka bir mescitte o kadar rek'at namaz kılsa veya o miktarda başka bir parayı başka bir beldede başka bir fakire verse, nezrini yerine getirmiş olur. 240- Bir şarta bağlanmış olan bir nezrin o şartın meydana gelmesinden evvel eda edilmez. Mesela: "Falan zat gelirse üç gün oruç tutayım" diye nezr eden kimse, daha o zat gelmeden üç gün oruç tutacak olsa, nezrini yerine getirmiş olmaz. 241- Şarta bağlanmak şeklindeki bir nezir de zaman ile, mekân ile, muayyen para ve muayyen fakir ile kayıtlı kalmaz. Mesela "Falan işim olursa, cuma günü oruç tutayım veya şu mahaldeki falan fakire şu elimdeki parayı vereyim" diye nezreden kimse, o işi görüldükten sonra herhangi bir günde o orucu tutabilir, veya herhangi yerdeki diğer bir fakire o paranın miktarını verebilir. 242- Bir vakte bağlanılan bir oruç, o vaktin gelmesinden evvel tutulursa, İmam-ı Azam ile İmam Ebu Yusuf'a göre caiz olur. İmam Muhammed'e göre câiz olmaz. Receb-i şerif ayında tutulması nezredilen bir orucun Rebîu'l-ahir ayında tutulması gibi. 243- "Bir sene oruç tutayım" diye mutlak surette yapılan bir nezirden dolayı, hilaller itibarı ile tam bir sene oruç tutulması lazım gelir. Şöyle ki, bu halde bakılır: Eğer peşpeşe tutulması söylenmemiş ise, bu oruç ayrı ayrı günlerde tutulabilir. Şayet peşpeşe bir halde tutulursa, otuz beş günün kazası lazım gelir ki, bunların otuz günü Ramazan-ı şerife beş günü de bayramlara rastlayan günlere bedeldir. Böyle nezreden kadın ise, bu sene içinde oruç tutamayacağı âdet günlerini de kaza eder. Fakat böyle bir sene peşpeşe oruç tutulması nezredilmiş olursa, Ramazan günlerini kaza lazım gelmez. Zira böyle bir sene, Ramazan-ı şerifsiz olmayacağı için Ramazan günleri bu nezirden istisna edilmiş gibi olur. 244- Bir kimse: "Falan ayda mesela Receb-i şerifte oruç tutayım" diye nezrettiği halde o ayda hasta olsa, oruç tutmayıp daha sonra Ramazan-ı şerifte olduğu gibi kaza eder. 245- "ALLAH rızası için bir gün oruç tutayım" diye yapılan bir nezrin günü muayyen değildir. Nezreden dilediği gün bu orucu tutabilir. İki gün, üç gün denildiği taktirde de hüküm böyledir. Bu günlerin oruçları ara vermeden tutulabileceği gibi, ayrı ayrı olarak da tutulabilir. Ancak nezir anında peş peşe tutulmasına niyet edilmişse, o takdirde peş peşe tutulması lazım gelir, ara verilirse yeniden tutulmaları icap eder. Mesela "Aralıksız on gün oruç tutayım" diye nezr etmiş bulunan bir kadın, beş gün tuttuktan sonra adet görmeye başlasa tuttuğu oruçlar nezir namına sayılmaz. Temizlendikten sonra yeniden on gün oruç tutması lazım gelir. Fakat ayrı ayrı günlerde şu kadar oruç tutmayı adayan kimse, o kadar gün aralıksız bir şekilde oruç tutsa, nezrini yerine getirmiş olur. 246- "Üzerime oruç vacip olsun" diye nezr eden kimseye yalnız bir gün oruç tutmak lazım gelir. Miktarına niyet etmeksizin: "Bir çok günler oruç tutayım" diye nezr eden kimsenin de İmam-ı Azam'a göre on, İmameyne göre de yedi gün oruç tutması icap eder. 247- "Nezrim olsun ki yalan söylemeyeyim" veya "nezrim olsun ki filan yere gitmeyeyim" gibi sözler, "ahdim olsun" mesabesinde birer yemin sayılır. Bundan dolayı yalan söylense veya o yere gidilse, yalnız yemin keffareti lazım gelir. "Üzerime nezir olsun" tabiri de böyledir. Ancak bunlar ile sadaka vermek, oruç tutmak veya hac etmek gibi bir ibadete niyet edilirse, o takdirde bu ibadet, icap eder. Yalnız "Nezrim olsun" denilmesi de böyledir. Bu halde bakılır: Eğer bununla sayı belirtilmeksizin oruca niyet edilmiş ise, üç gün oruç lazım gelir. Miktarı belirtilmeksizin sadakaya niyet edilmiş ise, on fakire birer fitre miktarı vermek icap eder. 248- Nezirde kastın bulunması veya bulunmaması müsavidir. Bu bakımdan "ALLAH için bir gün oruç tutayım" diyecek yerde "bir ay oruç tutayım" denilse, bir ay oruç tutulması lazım gelir. Bu ayı tayin, nezredene aittir. Hemen nezrin peşine oruca başlanılmaması bir günah değildir. 249- "ALLAH Teâla için şu gün, Mesela perşembe günü oruç tutayım" diye yapılan bir nezir, en yakın olan perşembe gününe ait bulunmuş olur. Bu yüzden yalnız o gün tutulacak oruç ile bu nezir yerine getirilmiş olur. Her perşembe günü oruç tutulması icap etmez. Ancak buna niyet edilmiş olursa, o takdirde icap eder. 250- Nezr edilen günlerden birinde oruç tutulmazsa, kaza lazım gelir. Mesela "Muayyen günlerde oruç tutmasını adayan kimse, o günlerin şiddetinden, pek sıcak olmasından dolayı oruç tutmaya gücü yetmezse, oruç tutmaz, kazasını müsait günlere, mesela kışa bırakır. 251- Oruç tutmak üzere yaptığı nezirden dolayı üzerine kaza lazım gelen kimse, bu kazayı tehir edip de orucunu tutamayacak kadar yaşlansa, veya geçimini temin için pek meşakkatli bir sanat ile meşgul bulunsa, oruç tutmaz, her gün için bir fidye verir. Fakirliğinden dolayı fidye vermeye gücü yetmezse, ALLAH Teâla'dan mağfiret diler. Çünkü ALLAH'ü Azimüşşan Gafur'dur, Rahîm'dir. 252- Bir kimse, mesela: "Bir ay oruç tutayım" veya "itikafta bulunayım" diye adadığı halde, henüz bir gün geçmeden vefat etse, kendisine bir ay oruç tutmak veya itikafta bulunmak lazım gelmiş olur. Ayın muayyen olup olmaması müsavidir. Bu halde her gün için bir fidye verilmesini vasiyet etmiş olması icap eder. Vasiyeti bulunmadığı takdirde varislerinin müsâdeleri ile bu fidye, geriye kalan mal varlığından verilebilir. Fakat bir kimse, hasta olduğu halde böyle bir nezirde bulunup da iyileşmeden vefat etse, kendisine bir şey lazım gelmemiş olur. Ama arada bir gün iyileşmiş olsa bile, bir aylık fidye vasiyet etmesi icap eder. İmam Muhammed'e göre yalnız iyileştiği günler miktarı fidye vasiyet etmesi lazım gelir. 253- "ALLAH Teâla'nın rızası için kurban keseyim" veya "nezrim olsun, kurban kesip etini fakirlere dağıtayım" diye yapılan bir adak muteberdir. Fakat: "Şu hastalıktan iyi olursam bir koyun keseyim" veya "filan türbe için bir kurban keseyim" gibi adaklar, vaatler, bir nezir mahiyetinde değildir. Ve Hak Teâlanın rızasından başka bir kimse namına kurban kesilmesi caiz de değildir. 254- "Filan kimseye şu kadar para nezr ettim" veya "filan türbeye şu kadar mum nezr ettim" veya "filan zatın gelmesi için kurban keseceğim" gibi sözler caiz değildir. Hele bir ölü hakkında: "Ey mübarek zat! Sen benim şu işimi yoluna koyarsan, mesela: "Şu hastama şifa verirsen" veya "şu kaybolmuş malımı bana iade ettirirsen, senin türbene şu kadar şey sarf edeyim tarzındaki adaklar batıldır, haramdır. Bilakis: ALLAH rızası için şu fakire şu kadar para vermek nezrim olsun" veya "ALLAH Teâla hastama şifa verirse" veya "şu kaybolmuş malımı bana iade ederse, Hak rızası için sadaka vereyim" veya "kurban kesip etini dağıtayım" veya "onların mescitlerine şu kadar hasır, zeytin yağı alayım" gibi bir tarzda adak yapılabilir. 255- Adak kurbanının etini, adayan kimse yiyemeyeceği gibi hanımı ile usul ve furuu da yani babası, anası, dedeleri, evladı, torunları da yiyemezler. Bunu, fakirlere sadaka olarak vermeleri lazımdır. Şayet yiyecek olurlarsa yediklerinin kıymetini sadaka olarak vermeleri icap eder. 256- Yapılan bir adak veya yemin keffareti, yerine getirilmezse, hakim tarafından yapılmasına zorlanmaz. Çünkü bunlar sırf dini ibadetlerle alakalı mükellefe yönelik yapılması gerekli birer vazifedir.
İTİKAFIN MAHİYETİ, NEVİLERİ, MEŞRU OLMASINDAKİ HİKMET
257- İtikaf, lügatta: Bir şeye devam etmek manasındadır. Bir şeye devam eden kimseye de "mu'tekif" denir. Şer'i şerifte ise, itikaf: "Bir mescid-i şerifte veya o hükümdeki bir yerde itikaf niyeti ile ikamet etmek" den ibarettir. 258- İtikaflar: Vacip, sünnet-i müekkede ve müstehap nev'ilerine ayrılır. Şöyle ki: Dil ile adak yapılan bir itikaf, vaciptir. Ramazan-ı şerif'in son on gününde itikaf, kifaye yolu ile bir müekked sünnettir. Başka bir zamanda ibadet ve itaat niyeti ile bir mescid-i şerifde bir müddet yapılan itikaf da müstehaptır. 259- Bir itikafın en az müddeti, İmam Ebu Yusuf'a göre bir gündür. İmam Muhammed'e göre de bir saattir. Bir saat, fıkıh alimlerine göre: Zamanın belirsiz az çok bir kısmı demektir. Yoksa bir günün yirmi dörtte biri demek değildir. (İtikafın en az müddeti, Malikilerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiiler'e göre de "Sübhanellah" denilmesinden bir an fazla olan çok az bir zamandır.) 260- İtikafın meşru kılınmasındaki hikmet ve faydaya gelince, bu pek mühimdir. Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicretinden sonra, ahirete göç etmelerine kadar her Ramazan-ı şerif'in son on gününü itikaf ile geçirirlerdi. İhlas ile olan bir itikaf, amellerin pek şereflisi sayılmaktadır. Bu sayede kalpler, bir müddet olsun dünya işlerinden ayrılmış, Hakk'a yönelmiş olur, birer beytullah olan mescitlerden birine bu suretle devam eden bir mümin, pek kuvvetli bir kaleye sığınmış, Kerim olan mabudunun feyiz ve yardım kapısına sığınmış olur. İslam büyüklerinden meşhur Ata demiştir ki: "İtikaf yapan kimse, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup ihtiyacımı yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem diye yalvaran bir kimseye benzer ki, ALLAH Teala'nın bir mabedine sokulmuş, beni bağışlamadıkça buradan ayrılıp gitmem demektedir. Bir müminin her gün azalmakta olan hayat günlerinden istifade ederek böyle kudsi bir yerde bir müddet ezeli yaratıcısına olanca varlığı ile yönelip saf bir kalp ile, tertemiz bir dille ibadet ve itaat da bulunması, manevi bir zevke dalması ne müstesna bir ganimettir. İtikaf eden kimse, bütün vakitlerini namaza tahsis etmiş demektir. Çünkü bilfiil namaz kılmadığı vakitlerde de mescit içinde namaza hazır bir haldedir. Bu namaza hazır olma hali ise, namaz hükmündedir. Özetle itikaf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişaneleri parlar, feyizlere erişmiş olur. Ne mübarek, ne güzel bir hayat anı!.