NAMAZLARDA KIYAM = AYAKTA DURMAK
Büyük İslâm İlmihali · s.136
82- Kıyam, farz ve vacip namazlarda bir rukûndur, bir esastır. Bu sebeple kıyama gücü yeten kimsenin kaiden, yani oturarak kılacağı bir farz veya vacip namaz, caiz olmaz. Rukûnlar farz olduğundan onlara riayet lâzımdır. 83- Bir hasta ayakta namaz kılmaktan hakikaten veya hükmen âciz bulunsa, yani ya ayakta durmaya hiç gücü yetmese veya gücü yetse de bundan dolayı hastalığının artmasından veya uzamasından veya şiddetli ağrılar duymasından korkacak olsa, namazını oturduğu halde kılar, gücü yeterse rükûya ve secdeye varır, çünkü meşakkat kolaylığı celb eder, zaruretler kendi miktarınca takdir olunur. 84- Bir hasta, bir yere dayanmak suretiyle ayakta namaz kılmaya gücü yettikçe farz namazları oturduğu halde kılamaz. Aynı şekilde bir müddet ayakta kılmaya gücü yetince o kadar ayakta durur, sonra oturarak namazını bitirir. Hattâ yalnız iftitah tekbirini ayakta almaya gücü yeten kimse, bu tekbiri ayakta alır, sonra oturup namazını kılar, başka türlü yapamaz. 85- Bir hasta, kıyama gücü yettiği halde rukû ile secdeye yahut yalnız secdeye gücü yetmese, namazını ayakta kılması lâzım gelmez. Bilakis oturup îma ile kılar, daha faziletli olan budur. Fakat İmam Züfer ile diğer üç mezhep imamına göre namazını ayakta îma ile kılması icap eder. İmadan maksat, namazda başı aşağıya doğru eğivermek suretiyle yapılan işarettir. 86- Ayakta namaz kıldığı takdirde kıraattan âciz kalacak kimse, namazını oturarak kıraat ile kılar, ayakta kıraata bir miktar gücü olan kimse ise gücü yetecek miktarı ayakta okur, sonra gerisini de oturarak okur. 87- Rukû ve sücud ile namaz kıldığı takdirde yarasından kan akacak kimse, namazını ayakta veya oturup îma ile kılar. Ayakta namaz kıldığı takdirde sidiğini tutamayacak kimse de namazını oturarak rukû ve sücud ile kılar. 88- Tek başına namaz kıldığı halde kıyama gücü olup cemaat ile kıldığı zaman gücü olmayan kimse, namaza ayakta başlar, sonra oturur, gücü varsa rukû için yine ayağa kalkar, rukû eder, fakat mutlaka namazı iade etmesi lâzım gelmez. 89- Oturduğu halde bile rukûya, secdeye gücü olmayan kimse, başıyla îma ederek rukû ve secdesini yapar, secde için rükûdan daha fazla başını eğer, üzerine secde etmek için yastık gibi bir şey bulundurması uygun olmaz. Bununla beraber böyle bir şey üzerine başını koyarak secde edecek olsa, caiz olur. Bu halde yerin kuvvetini duyarsa namazını rukû ve secdesi ile kılmış sayılır, duymazsa îma ile kılmış olur. 90- Oturduğu halde namaza gücü yetmeyen kimse, arkası üzerine yatar, ayaklarını kıble tarafına yöneltir, rukû ve sucûd için îmada bulunur, başıyla îma yapabilmesi için omuzlarının altına münasip bir şey konulur. Böyle bir hasta, yüzü kıbleye yönelmiş olarak sağ yanı üzerine yatıp da îma ile rukû ve sücudda bulunsa namazı yine caiz olur. Fakat gücü varsa arkası üzerine yatması daha faziletlidir. 91- Oturduğu halde namaz kılabilecek bir hasta, gücü yetiyorsa teşehhütte oturduğu gibi oturur, bu şekilde namazını tamamlar, gücü yoksa haline göre bir vaziyet alır. 92- Bir hasta, başı ile imaya gücü olmasa, namazını sonraya bırakır, kalbi ile veya gözleri ile veya kaşlarıyla îmada bulunmaz. Bu, İmam-ı A'zam'a göredir, İmam Ebu Yusuf'a göre bu halde kalbi ile îmada bulunamazsa da gözleri ile, kaşları ile îmada bulunur. İmam Züfer ile İmam Şafiî'ye göre kalbi ile de îmada bulunur. Diğer bir rivayete göre böyle bir hastanın acizliği, bir gün ve bir geceden fazla devam edince bu müddete ait namazları büsbütün düşer. Hatta aklı başında bulunmuş olsa bile. 93- Bir kimsenin baygınlığı bir gün ile bir geceden az devam ederse, bu halde geçen namazlarını kaza eder. Fakat bundan çok devam ederse namazları düşer. Bu azlık, çokluk, İmam-ı A'zam'a göre saat itibarı ile, İmam Muhammed'e göre de geçen namazların vakitleri itibarı iledir. Bu sebeple İmam Muhammed'e göre geçmiş olan namazlar, beşten fazla ise düşer, değilse düşmez. Bu görüş, daha iyi görülmektedir. Kısacası namaz, tam bir özür bulunmadıkça asla terk ve tehir edilemez. Aksi takdirde ALLAH'ü Azîmüşşan'ın azabı pek şiddetli, pek korkunçtur. Zât-ı rububiyet'ine iltica ederiz. 94- Bir özür sebebi ile olmadıkça farz namazlar, hayvan üzerinde kılınamaz. Bu hususta vitir namazı ile cenaze namazı ve yerde okunmuş olan secde âyetinden dolayı yapılacak tilâvet secdesi ve kazası lâzım gelen herhangi bir namaz da bu hükümdedir. İmam-ı A'zam'dan bir rivayete göre sabah namazının sünneti de bir özür bulunmadıkça hayvan üzerinde kılınamaz. 95- Yürümekte olan bir araba, yürümekte olan bir hayvan hükmündedir. Bu sebeple bir zaruret bulunmadıkça üzerinde farz, vacib namazlar kılınamaz. Yerinde duran bir araba ise yer üzerindeki bir sedir, bir taht yerindedir, üzerinde herhangi bir namaz kılınabilir. 96- Yürümekte bulunan bir gemi içinde, bir özür bulunmasa da bütün namazlar oturularak kılınabilir. Fakat ayakta kılınması daha faziletlidir. Bu, İmam-ı A'zam'a göredir. İmameyn'e göre baş dönmesi gibi bir özür bulunmadıkça farz namazlar oturularak kılınamaz. Çünkü kıyam, bir rükündür, bir özür bulunmadıkça terk edilemez. İmam-ı A'zam'a göre ise gemide baş dönmesi çoğunlukla olur, çoğunluk ise muhakkak hükmündedir. 97- Deniz kenarında veya ortasında bağlanıp duran bir gemi, eğer çalkalanmamakta ise yer hükmündedir, içinde ayakta olarak namaz kılınır. Fakat çalkalanıp durmakta ise hayvan hükmünde olur. Bu sebeple eğer mümkünse içinden çıkarak namazı dışarıda kılmak lâzım gelir. Harekette bulunan bir yolcu uçağı da yürümekte bulunan bir gemi yerindedir. Bunun da hareketi, durması yolcuların ellerinde değildir. 98- Yürümekte bulunan bir hayvanın, meselâ devenin üzerindeki hevdecin iki gözü, hayvanın sırtı hükmündedir. Fakat durmakta bulunan bir hayvanın üzerindeki hevdecin gözleri altına yere bitişik olmak üzere bir ağaç dayanıldığı takdirde, yer üzerindeki sedir, tahta, minderlik hükmünde bulunmuş olur. 99- Hayvan üzerinde namaz kılan kimse, rukû ve sücudu îma ile yapar, secde için rükudan fazla eğilir. Hayvan üzerinde bir şey üzerine, meselâ hayvanın eğerine baş koyularak secde edilmesi mekruhtur. 100- Sünnet ve müstehab namazlar, bir özür bulunmasa da oturularak kılınabilir. Fakat daha faziletli olan ayakta kılmaktır, bu hususta icma vardır. Bundan yalnız sabah namazının sünneti, İmam-ı A'zam'a göre müstesnadır. Nitekim yukarıda da işaret olunmuştur. Teravih namazını da bir özür bulunmaksızın oturarak kılmak caiz ise de mekruhtur. 101- Bir kimsenin ayakta olarak başladığı nafile bir namazı, yorulacak olsa, bir yere dayanarak veya oturarak kılması caizdir. Böyle bir özür bulunmadıkça bir yere dayanılmasında veya oturulmasında mekruhluk vardır. 102- Bir kimse, oturduğu halde başlamış olduğu nafile bir namazı kalkıp ayakta tamamlayabilir. Bunda ittifak vardır.