İHTİKÂRIN MAHİYYETİ VE HÜKÜMLERİ
Büyük İslâm İlmihali · s.471
83- İhtikâr, lügatta: "Bir şeyi azalıp kıymetlensin diye saklamak" manasındadır. Istılahta: "İnsanların ve ehli hayvanların yiyeceklerine, içeceklerine ait şeyleri ahâlisine zarar verecek bir beldede satın alıp kıymetleri yükselsin diye kırk gün kadar bekletmektir." Böyle yapan kimseye de"Muhtekir"denir. İhtikârın kırk gün ile kayıtlanması, dünyaca yapılacak ceza itibarıyladır, yoksa ihtikâra bir gün bile meydan veren kimse, günahkâr olup ahiret azabına müstehak olur. 84- Bir beldeye dışardan gelecek şeyleri beldeye getirilerek serbest satılmasına meydan vermeyip, belde dışında karşılayarak satın almak da bir nevi ihtikârdır. 85- İhtikâr, İmam-ı A'zam'a göre -tarifinden de anlaşıldığı üzere- yalnız yenilecek ve içilecek maddelerde olur. Fakat İmam Muhammed'e göre elbiselik mallarda da olur. İmam Ebu Yusuf'a göre ise, topluma zarar veren herhangi bir maddede olabilir. Altın, gümüş, demir ve benzerleri gibi. 86- İhtikârın hükümlerine gelince topluma zarar veren bir ihtikâr, tahrimen mekruhtur, ALLAH Teâlâ katında mesuliyeti gerektirir. İhtikârın sonu iflâstır. Muhtekir, kendi alçak menfaati için toplumu zarara, sıkıntıya sokuyor, neticede toplumun hayatına kastetmiş oluyor. Bu yüzden veliyyülemir veya yetkili olan hakim, muhtekirin şahsî ve ailevî ihtiyaçlarını karşılayacak miktardan fazla olan ihtikâr mallarını satmasına hükmedebilir. Şayet satmaz da muhalefette bulunursa, münasip göreceği şekilde cezalandırır ve o malları, o muhtekir adına satabilir. 87- İhtikâr yapıldığında veliyyülemr, eşyaya kıymet takdir edebilir. Şöyle ki, veliyyülemir veya yetkili olan hâkim, ticaret mallarına bir zaruret görülmedikçe kıymet takdir edemez. Bu durumda"tes'ir = narh(fiyat)belirlemek"mekruhtur. Çünkü ticaretin gelişmesine engel olabilir. Bir hadîs-i şerifte: "Fiyat koyucu ancak nimetleri azçok veren ve rızıklandırıcı olan ALLAH Teâlâdır" {(): Ebu Davud; Buyu:51; No:3451; 2/293, Tirmizi; Buyu:43; No:1314; 3/605, İbn-i Mace; Ticarât:27; No:2200; 2/741} buyurulmuştur. Fakat bu malların sahipleri haddi aşar, bunları fahiş bir fiyatla, yani en az iki kat fiyatla satmaya başlarsa, veliyyülemir veya hâkim, bilir kişi ile istişare ederek kıymetleri takdir ve tayin edebilir. Bunda bir sakınca yoktur. Hattâ İmam Malik'e göre kıtlık yıllarında fiyatları tesbit etmek, vali bulunan zat üzerine bir vazife olur, hatta fiyatlarda fahiş bir fazlalık bulunmasa bile. 88- Bir kimse, kendi arazisinin mahsullerini bekletmekle muhtekir sayılmaz. Çünkü bu, kendisine ait bir hakdır, buna toplumun hakları alakalı olmaz. Bir kimse, kendi arazisini ekmeyebilir. Bu sebeple mahsullerini de satmayabilir. Şu kadar var ki pahalılık ve kıtlık zamanını beklediğinden dolayı günaha girer. Zira müslümaların hakkında fena bir niyette bulunmuş olur. 89- Başka bir beldeden kendi beldesine getirtmiş olduğu bir malı bekleten kimse, İmam-ı A'zam'a göre muhtekir sayılmaz. Çünkü toplumun hakkı, bulundukları beldeden ve o belde etrafından toplanılan mallarla alakalı olur. Bununla beraber bu getirtilen malları satmak müstehaptır. Bunları bekletmek mekruh olmaktan uzak olamaz. İmam Ebu Yusuf'a göre bu kimse de muhtekir sayılır, hakkında muhtekir muamelesi uygulanır. İmam Muhammed'e göre ise, âdet üzere dışarıdan getirtilen maddeleri bekletmek mekruhtur. Fakat âdete aykırı olarak pek uzak yerlerden getirtilen maddeleri bekletmek mekruh değildir. Çünkü bunlara toplumun hakkı alakalı olmaz. Kısacası ihtikârda hayır yoktur. Bu şefkat ve merhamet duygularına mâni, insanlığın hayırseverlik hususiyetine aykırı olduğundan bundan kaçınmalıdır.