Risale-i NurBüyük İslâm İlmihali

BEDEL = NİYABET SURETİ İLE HAC

Büyük İslâm İlmihali · s.417

81- Hac için bedel, başka bir tabir ile vekil tutmaya " İhcac" denir. Böyle kendi yerine başkasını hacca gönderen kimseye de "Amir" "Menûp" "Mahcucun anh" denir. Bir kimse, bizzat hac etmeye gücü yetsin yetmesin, kendi yerine müslüman, akıllı olan bir kimseyi nafile olmak üzere vekil tayin edebilir. Bu şahıs, o kimsenin tayin ettiği yerden gider. Onun adına niyet ederek hac eder. 82- Kendi adına nafile hac için bedel gönderen şahıs, bu haccın sevabına nail olur. Çünkü bu, hac yolunda, Hak rızası için malı infak etmek demektir. Böyle bir infak ise, bizzat olabileceği gibi vekaletle de olabilir. 83- Bir şahıs kendisine farz olan bir haccı, başkasına vekalet sureti ile yaptırabilmesi için aşağıdaki şartların bulunması lâzımdır. Aksi takdirde böyle bir vekalet geçerli olmaz. Şöyle ki; 1. Amir için hac farz olmuş bulunmalıdır. Farz olmadan vekalet yolu ile yapılan hac, bir nafile olur, daha sonra amire hac farz olunca, tekrar hac edilmesi lâzım gelir. 2. Amir bizzat hac etmekten aciz olup bu acizliği vekil tayin ettiği vakitten ölümüne kadar devam etmelidir. Bu yüzden bir aralık acizliği yok olsa, bizzat hac etmesi icap eder. Vekalet sureti ile olan hac nafile olmuş olur. Bundan körlük ve yatalaklık halleri müstesnadır. Bunlar vekaletle yapılan hacdan sonra ortadan kalksa da haccın yeterliliğine mani olmaz. İmam Ebu Yusuf'a göre herhangi bir acizlik vekilin haccı bitirmesinden sonra yok olsa, artık yapılan haccın yeterliliğine zarar vermez. 3. Amir kendi adına hac etmesini vekiline emretmelidir. Bu sebeple onun emri olmaksızın adına başkasının yapacağ١ﻥac yeterli olmaz. 4. Amir normal bir şekilde yol masrafını vermelidir. Bu sebeple vekil, kendi malı ile hac ederse, kendi adına hac etmiş olur. Ancak kendi malından harcadığı şey nisbeten az bir miktarda bulunursa, o zaman amirin adına hac yapılmış olur. 5. Amir bu vekalet için bir ücret şart etmemiş olmalıdır. Bir ücret karşılığında hac eden kimse kendi adına hac etmiş olur, bu ücrete hak sahibi olamaz. Çünkü hac sırf bir ibadet olduğundan ücret karşılığında yapılamaz. (Malikiler'e göre haccın bedenî bir ibadet olma yönü daha çoktur. Bundan dolayı farz olan bir hac için niyabet = bedel tutmak caiz değildir. Bunun hakkında ki ücretle yaptırma geçersizdir. Fakat nafile hac için vekalet mekruh olmakla beraber caizdir. Şafiîler ile Hanbeliler'e göre hac, vekaletin geçerli olduğu ibadetlerdendir. Bu sebeple bizzat hac veya umre yapmaktan aciz olan kimsenin başkasına bir ücret karşılığında veya nafakasını temin etmek. sureti ile hac veya umre yaptırması sahihtir.) 6. Amirin verdiği mal, vasıta ile hacca müsait olunca vekil vasıta ile hacca gitmelidir, hatta âmir, yaya olarak hac edilmesine izin vermiş bulunsa bile. Aksi takdirde vekil sarfede ceği malı âmire borçlu olur, vasıta ile hac ettirilmesi lâzım gelir. Fakat verilen mal, vasıta ile hacca müsait değilse, yaya olarak yapılan hac, yeterli olur. 7. Amirin vasiyet etmiş olduğu mal, müsait ise, vatanından hac edilmelidir, aksi takdirde müsait bulunacağı yerden hac edilir. Bizzat veya vekil olarak hac etmek üzere yola çıkan şahıs, yolda vefat edip tarafından hac edilmesi vasiyet edilmiş bulunsa İmam-ı Azam'a göre vatanından, yani ikamet ettiği yerden, İmameyn'e göre de vefat ettiği mahalden hac ettirilir. Aynı şekilde kendisi için beldesinden başka bir yerden hacca gidilmesini vasiyet eden kimsenin vasiyetine göre hac ettirilir. Vefat eden bir kimse namına beldesinden hacca gidilmesi lâzım gelirken vasisi başka bir beldeden hac ettirecek olsa, bu hac, vasi namına olur, vefat eden için ayrıca hac ettirmesi lâzım gelir. Ancak bu iki belde arasında bir günde, gecelemeden gidip gelmek mümkün olursa, bu takdirde hac, vefat edenin namına sahih olmuş olur. 8. Vekil hac vazifelerine başlamadan evvel veya ihramına girerken âmir namına hac etmeye niyet etmeli, dili ile ﻟَﺒَّﻴْﻚَ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻋَﻦْ ﻓُﻼﺎﻥٍ

Lebbeyk. ALLAH'ümme an fülanin.

"ALLAH'ım ben senin emr-u fermanına her zaman itaat ederim, bunu falancanın yerine söylerim." diye telbiyede bulunmalıdır, yalnız kalbiyle niyet etmeside kafidir. 9. Vekil amir namına bizzat hac etmelidir. Şayet bir engel sebebiyle başkasına para verip hac ettirirse bu, âmir namına sahih olmaz, almış olduğu yol masrafını öder. Ancak âmir, kendisine o yolda izin vermiş veya "dilediğini yap" demiş bulunursa, o zaman sahih olur. Çünkü bu takdirde mutlak vekil mesabesin de bulunmuş olur. 10. Vekil, haccını bozmamış olmalıdır. Şöyle ki: Vekil, Arafat'ta vakfeden evvel hanımı ile cinsel ilişkide bulunsa haccını bozmuş olur. Artık daha sonra kaza edeceği hac, âmir namına olmamış olur. Bundan dolayı almış olduğu masrafı ödemesi lâzım gelir. Şayet vekil, Arafat'ta vakfeden sonra cinsel ilişkide bulunsa masrafı ödemez. Çünkü haccın asıl ruknünü yapmış olur. Şu kadar var ki, tavaf-ı ziyarette bulunmadan memleketine dönerse hanımına karşı ihramlı olarak kalır, kendi malı ile gidip tavaf-ı ziyareti yapmadıkça ihramdan tamamen çıkmış olmaz. 11. Vekil âmire muhalefet etmemiş olmalıdır meselâ, âmir hacc-ı ifrad'ı emretmiş iken, vekil umrede ve hacc-ı kıran veya hacc-ı temettu'da bulunsa, âmir namına hac etmiş olmaz. O halde aldığı yol masrafını geri öder. Fakat vekil, âmirin emrini yerine getirmekle beraber kendisi için de kendi parası ile ayrıca umrede bulunabilir. Nitekim yalnız umre yapmaya memur olan kimse de bunu yaptıktan sonra kendi masrafı ile kendi namına hac edebilir. Amma evvelâ kendisi için hac yapıp sonra âmir namınâ umre yapması caiz değildir. 12. Vekil yalnız âmir adına hac için ihrama girmelidir. Biri kendi namına, diğeri de âmir namına olmak üzere iki ihrama niyet etse, âmir namına haccı câiz olmaz. Ancak kendi namına olan ihramı bırakıp âmir namına ihrama devam ederse o zaman caiz olur. 13. Vekil telbiyeyi yalnız bir âmir namına yapmalıdır. İki kişinin vekaletini kabul edip onların namına telbiye ederse, hiç biri namına câiz olmaz. Almış olduğu masrafları öder. Fakat bunlardan yalnız birini tayin ederek ihramda bulunursa, onun hakkında câiz olup diğerinin masrafını ödemesi lâzım gelir. Bunlardan tayin etmeksizin birisi için ihrama girse, İmam Ebu Yusuf'a göre yine vekalet sahih olmaz, kendi hakkında nafile olarak hac yapmış olur. İmam-ı Azam'a göre yapacağı haccı bunlardan birine sarfedebilir. 14. Vekil, haccı kaçırmamış olmalıdır. Bundan dolayı bir vekil, kendi işleri ile uğraşır da muayyen senede hac edemezse, aldığı masrafı öder. Fakat hastalık gibi elinde bulunmayan bir özür sebebiyle hac edemezse ödemez, yeniden hac etmesi lâzım gelir. 15. Amirin tahsis ettiği vekil, âmir namına hac etmiş bulunmalıdır. Bu yüzden âmir "Benim tarafımdan başkası değil, falan şahıs hac etsin" dediği halde o şahsın emri ile veya vefatı ile başkasına hac ettirilecek olsa, bu hac, âmir namına câiz olmaz. Fakat âmir, böyle ismen belirtmeyip de "benim tarafımdan falan şahıs hac etsin" demiş olduğu takdirde o şahıs vefat edince başkasına hac ettirilebilir. Nitekim hiç bir kimseyi tayin etmeksizin adına hac ettirilmesini vasiyet etmiş olan kimse için de vefatında vârisleri toplanarak diledikleri bir şahsı vekil tayin edebilirler. 16. Amir ile vekil, müslüman, akıllı olmalı ve vekil hac vazifelerinin nasıl yapılabileceğini bilecek bir yaşta bulunmalıdır. Bundan dolayı müslüman gayrimüslim'i ve gayrimüslim müslümanı hac için bedel tayin edemeyeceği gibi, akıllı kimsenin deli için ve delinin akıllı kimse için hac etmesi de câiz değildir. Haccın nasıl yapılabileceğini bilemeyecek bir çocuk da vekil tâyin edilemez. 84- Bir kimse, anası veya babası adına emirleri olmaksızın hac edebilir. Çünkü bu, bir velâyet ve vekalet değildir. Bilakis kendi ibadet ve itaatının sevabını bunlara bağışlamak demektir.

HAC HUSUSUNDAKİ BEDELLİK, VASİYET VE ADAK İLE ALAKALI BAZI MESELELER

85- Hac için bedel tayin edilecek şahsın evvelce kendi adına hac etmiş bulunması, İmam Şafiî'ye göre şart ise de, biz Hanefîlerce şart değildir. Bu ihtilâftan kurtulmak için evvelce kendi adına hac etmiş, haccın vazifelerini iyi bilen bir kimseyi bedel tayin etmek daha faziletlidir. Bununla beraber efendilerinin izinleriyle kölelerin, kocalarının izinleriyle yanlarında mahremleri bulunacak kadınların da bedel tayin edilmeleri câizdir. Şu kadar var ki, kadınların bu vekilliği mekruhtur. Çünkü onların hacları azda olsa, noksandır telbiyelerde seslerini yükseltmezler, "Remel", "Hervele" gibi bazı hac vazifelerini yapamazlar. 86- Vekil, vasıtalı olarak gidip gelmek ve israftan ve pek sıkı davranmaktan sakınmak şartıyla âmirin parasını sarf eder. Artan parayı da getirip kendisine veya vârisine verir. Ancak âmir veya mükellef olan vârisleri, bu parayı vekile verirken "bundan artacak miktarı kendin için hibe olarak kabul et ve al" diye vekâlet vermiş olurlarsa, o takdirde vekil, artacak parayı kendi adına bağışlayıp alabilir. 87- Vekil hacdan sonra Mekke-i mükerreme'de kalabilir ve ikinci sene kendi parası ile kendisi için hac edebilir. Fakat hacdan sonra dönmek daha faziletlidir. 88- Vekile masraf olarak verilen para; Mekke-i mükerreme'de veya yakınında zayi olsa veya bitip bir şey kalmasa da vekil kendi malından sarf edecek bulunsa, adına hac ettiği ölen şahsın geriye bıraktığı malından alabilir. Yeter ki, kendi kusuru veya israfı bulunmasın. 89- Hac ile mükellef olan kimse, hemen mükellef olduğu sene hac için yola çıkar da daha hac etmeden vefat ederse, hac için vasiyet etmesi icap etmiş olmaz, niyetiyle kazanmış olur. Fa kat haccını daha sonraki yıllara tehir etmiş ise, vasiyet etmesi icap eder, etmezse günâhkar olmuş olur. 90- Bir kimsenin malının üçte birinden hac için vasiyet ettiği para, birkaç hacca yeterli olunca bakılır: Eğer bir defa hac edilmesini vasiyet etmiş ise, bir kere hac ettirilir, artan mal varislerine verilir. Fakat böyle bir hac edilmesini açıkça söylememiş ise, bu paranın imkanına göre bir senede veya birkaç sene içerisinde bir kaç hac yaptırılır. Bu hususta vasi, serbesttir. Fakat ibadette acele davranmak istenildiğinden bunların bir senede yaptırılması daha faziletlidir. 91- Vefat eden bir kimsenin vârisi, geriye kalan malından almak üzere kendi parası ile o vefat eden kişi adına hac etse, bakılır: Eğer vefat eden kişi onun böyle hac etmesini vasiyet etmiş ise, bu hac, o vefat eden kişi adına câiz olur. Fakat böyle bir vasiyette bulunmamış ise, câiz olmaz. Bu yüzden vâris, bu parayı geriye kalan maldan bu hac namına alamaz. 92- Vefat eden bir kimsenin vârisi, vefat eden kişinin vasiyeti bulunsun bulunmasın, geriye kalan malından almamak üzere kendi parası ile vefat eden kişi adına hac etse, bu vefat eden şahsa farz olmuş bulunan hac yerine geçerli olmaz. Fakat bazı alimlere göre geçerli olur. Bu, vefat eden kişinin borcunu vârislerinden birinin kendi malından ödemesine benzer. 93- Vefat eden bir kimsenin hac ettirmek için vasîsi olan şahıs, başkasına hac ettirmeyip kendisi vekaleten hac edebilir. Ancak vefat eden şahıs tarafından başkası tahsîs edilmiş ve ismen belirtilmiş bulunursa, o takdirde vekaleten hac edemez. 94- Bir kimse, vârislerinden birine geriye kalan malından şu kadar masraf ile adına bedel olarak hac etmesini vasiyet etse, vefatından sonra o vâris, diğer vârislerin açık izinleri olmadıkça hac edemez. Vasiyet edilen mal mirasa dahil olur. 95- Vefat eden bir kişi için muayyen bir senede hac etmek üzere vârisi tarafından vekil tayin edilen zat, yol masrafını aldığı halde o sene hac etmeyip de ertesi sene hac edecek olsa, vefat eden kişi adına caiz olur, masrafı geri ödemez. 96- Vefat eden bir kişi adına vasisi tarafından vekil tayin edilen kişi, yolda hastalanıp almış olduğu masraf parasını tamamen harcamış olsa, kendisine dönüp gelmesi için vasi tarafından yeniden masraf parası gönderilmek lâzım gelmez. Fakat vasi tarafından vekile "eğer paran yetmezse borç al, ben öderim" denilmiş ise, bu muteber olur. 97- Vefat eden bir kimse sağlığında meselâ on bin kuruş bir şahsa, onbin kuruş fakirlere, on bin kuruş da haccı için vasiyet etmiş olduğu halde geri kalan malının üçte biri yirmi bin kuruştan ibaret bulunsa bu üçte bir, bunların arasında üçte birer olmak üzere eşit bir şekilde taksim edilir. Fakirlere isabet eden miktar, hacca düşen miktara ilave edilir. Hac yaptırıldıktan sonra bir şey artarsa, o da fakirlere verilir. Çünkü farz olanı ilk evvel yerine getirmek daha iyidir. 98- Bir kimse mutlak veya bir şarta bağlı olarak hac yapmayı adasa mesela: "Adağım olsun ALLAH için hac edeyim" veya "filan işim görülürse adağım olsun hac edeyim" dese, birinci surette mutlaka, ikinci surette işi görülünce hac etmesi icap eder. Çünkü bu gibi adaklar, haccın vacip olması sebeplerindendir. İmam-ı Azam'dan zahiri rivayete göre sadece yemin keffareti ile bu adağın mesuliyetinden çıkılamaz. (İmam Malik'e göre de hac yapmayı adayan kimsenin bu adağını yerine getirmesi lâzımdır. İmam Şafiî'nin bir görüşüne göre hac yapmayı adayan kimse serbesttir, dilerse adağına bağlı kalıp hac eder ve dilerse yemin keffaretin de bulunur. Diğer bir görüşüne göre yalnız yemin keffareti lâzım gelir.) 99- Vefat eden bir kişi hayatında malının üçte birini zekâtına, haccına, adağına ve diğerlerine harcanmak üzere vasiyet edip de bu miktar bunların hepsini yapmaya yetişmese bakılır: Eğer bunlar zekât ve farz hac gibi farz şeyler ise, vefat edenin ilk söylemiş olduğu tercih edilir, o yerine getirilir. Fakat biri farz, diğeri adak veya nafile ise, farz tercih olunur. Biri adak, diğeri nafile ise, adak tercih edilir. Hatta adağı farzdan evvel, nafileyi de adaktan önce söylemiş olsa bile. 100- "ALLAH için adağım olsun Beytullah'a veya Kâbe-i muazzama'ya veya Mekke-i mükerreme'ye gideyim" diye adak yapıldığı takdirde hac veya umre lâzım gelir. Bunlardan birini tâyin hususunda bu adağı yapan dilediğini tercih edebilir. "ALLAH için Harem'e veya Mescid-i Haram'a veya Mescid-i Medine'ye veya Mescid-i Aksa'ya gideyim" diye adak edilmesi, İmam-ı Azam'a göre muteber değildir. Çünkü böyle bir ibadetin gerekli olması hususunda bir örf yoktur. Fakat "Harem'e" veya "Mescid-i Haram'a gideyim" tarzındaki bir adak İmameyn'e göre muteberdir, hac ile umreden birini tercih etmek lâzım gelir. 101- Yaya olarak hac etmeği adak yapan kimse, -en sahih olan görüşe göre- evinden diğer bir görüşe göre ihrama gireceği yerden itibaren yaya olarak gidip hac eder. Daha tavaf-ı ziyareti yapmadan vasıtaya binse, kurban kesmesi lâzım gelir. 102- Adak hali hariç, hac yolunda- kendisini korumak, usanmaktan sakınmak için- vasıtalı olmak yaya olmaktan daha faziletlidir. Bununla beraber yürümeye gücü yeten bir kimse için yaya olarak gidip hac etmenin daha faziletli olduğu görüşünde olanlar da vardır.