Sure-i Bakara
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.599
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻻٓﺎﺀِ ﺭَﺑِّﻜُﻤَﺎ Rabbinizin nimetlerinden hangi birini.. (Rahmân Sûresi, 55:13) ﻭَﻳْﻞٌ ﻳَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ﺍﻟﺦ O gün yalanlayanların (peygamberi ve âhireti) vay haline! (Mürselât Sûresi, 77:15) ﻫُﻮَ ﺍﻟْﻤِﺴْﻚُ ﻣَﺎ ﻛَﺮَّﺭْﺗَﻪُ ﻳَﺘَﻀَﻮَّﻉُ O misk gibidir, karıştırıldıkça kokususu yayılır, parlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 31) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. ﻭَ ﺍُﺗُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ (Cennet ehline) Rızıkları birbirine benzer şekilde kendilerine sunulur. (Bakara Sûresi, 2:25) ﺍﻟٓﻢٓ Hurûf-u mukattaa. Gr: Kur'an-ı Kerim'de sure başlarında bulunan, kesik kesik, ikisi üçü birleşik veya tek başına yazılı hafler. Elif Lâm Mim, Yâ Sin, Elif Lâm Râ... gibi. Bunlar İlahî birer şifre olup, mânalarını anlayanlar Resul-ü Ekrem (A.S.M.) ve O'nun vârisleridir. (İşarat-ül İ'caz sh: 32) ﺍﻟٓﻢٓ "Sûrelerin başlarındaki huruf-u mukattaa İlâhî bir şifredir; has abdine, onlarla bazı işaret-i gaybiye veriyor. O şifrenin miftahı, o Abd-i Hastadır, hem Onun veresesindedir." (İşarat-ül İ'caz sh: 33) ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻼﺎﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻻﺎَﺯَﻟِﻰِّ Bu Ezelî olan, Allah'ın kelâmıdır. ﻧَﺰَﻝَ ﺑِﻪِ ﺟِﺒْﺮ۪ﻳﻞُ Onu Cebrâil (a.s.) getirmiştir. ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻋﺼﻢ Muhammed'e (a.s.m.) (İşarat-ül İ'caz sh: 34) ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻼﺎﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Bu Allah'ın kelâmıdır. (İşarat-ül İ'caz sh: 35) ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﻛَﻼﺎﻡُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Bunun Allah'ın kelâmı olduğuna şehadet ederim. ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2) ﻭَ ﻟَﺌِﻦْ ﻣَﺴَّﺘْﻬُﻢْ ﻧَﻔْﺤَﺔٌ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺭَﺑِّﻚَ Rabbinin azâbından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa... (Enbiyâ Sûresi, 21:46) ﺍِﻥْ Eğer. ﻧَﻔْﺤَﺔٌ Küçük bir esinti. (Enbiya Sûresi, 21:46) ﻣَﺲَّ Dokunma, temas etme. (Enbiya Sûresi, 21:46) ﻣِﻦْ ... den. (Enbiya Sûresi, 21:46) ﻧَﻜَﺎﻝْ Ağır azap, ağır ceza. ﻋَﺬَﺍﺏِ Hafif azap, ceza. (Enbiya Sûresi, 21:46) ﺭَﺏّ Terbiye eden, gözetip büyüten, sevk ve idare eden. ﻋِﺒَﺎﺭَﺍﺗُﻨَﺎ ﺷَﺘّٰﻰ ﻭَ ﺣُﺴْﻨُﻚَ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻭَ ﻛُﻞٌّ ﺍِﻟٰﻰ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺠَﻤَﺎﻝِ ﻳُﺸ۪ﻴﺮُ Yani, "İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar." (İşarat-ül İ'caz sh: 36) ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Elif, Lâm, Mîm. İşte bu kitapta hiç şüpheye yer yoktur; takvâ sahipleri için bir hidâyet kaynağıdır. (Bakara Sûresi, 2:1-2) ﺍﻟٓﻢٓ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ Elif, lâm, mim. Bu [kitap] Kitap [Kur'ân] Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:1-2.) ﺍﻟٓﻢٓ Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.) ﺫٰﻟِﻚَ Bu [kitap] (Bakara Sûresi, 2:2.) ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏ Kitap [Kur'ân] (Bakara Sûresi, 2:2.) ﺍﻝ Belirli yapma edatı. İsimlerin başına gelir, onları muayyen yapar. ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:2.) (İşarat-ül İ'caz sh: 37) ﻻﺎ "Hayır" Olumsuzluk edatı. ﻭَ ﻛَﻢْ ﻣِﻦْ ﻋَٓﺎﺋِﺐٍ ﻗَﻮْﻻﺎ ﺻَﺤِﻴﺤًﺎ ﻭَ ﺍٰﻓَﺘُﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﻬْﻢِ ﺍﻟﺴَّﻘ۪ﻴﻢِ Yani: Kur'anda ta'yib edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur'an gibi sahih kavilleri ta'yib etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor." (El-Mütenebbî, Divan, 4:246.) ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Elif, lâm, mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:1-2.) ﺍﻟٓﻢٓ Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.) ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ Şu yüce kitap ki... (Bakara Sûresi, 2:2.) ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪِ Onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:2.) ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2.) (İşarat-ül İ'caz sh: 38) ﺍﻟٓﻢٓ Elif, lâm, mim. (Bakara Sûresi, 2:1.) ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ Şu yüce kitap ki... (Bakara Sûresi, 2:2.) ﻫُﺪًﻯ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ O, Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir. (Bakara Sûresi, 2:2) ﻫَﺎﺩ۪ﻯ Hidayet eden, doğru yolu gösteren. ﻫُﺪًﻯ Hidayet, doğru yol. (Bakara Sûresi, 2:2.) (İşarat-ül İ'caz sh: 39) ﻣُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar, müttakiler. (Bakara Sûresi, 2:2.) (İşarat-ül İ'caz sh: 40) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ Onlar ki gayba inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:3) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki... (Bakara Sûresi, 2:3.) ﻣُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar, müttakiler. (Bakara Sûresi, 2:2.) ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ Tathir etmek ve temizlemektir. ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ Tezyin etmek ve süslendirmek manasınadır. (İşarat-ül İ'caz sh: 41) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ O takva sahipleri ki, görmedikleri hâlde Allah'a ve Onun bildirdiklerine iman ederler. (Bakara Sûresi, 2:3.) ﺍَﻟْﻤُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnananlar, iman edenler. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki... (Bakara Sûresi, 2:3) ﻣُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnananlar, mü'minler. ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ O takva sahipleri ki... (Bakara Sûresi, 2:3.) ﻣُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnananlar, mü'minler. ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ Görmedikleri hâlde. (Bakara Sûresi, 2:3) (İşarat-ül İ'caz sh: 42) ﻭَ ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ Namazı dos doğru kılarlar. (Bakara Sûresi, 2:3) ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ Dosdoğru kılarlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 43) ﻳُﺼَﻠُّﻮﻥَ Namaz kılarlar. ﻳُﻘ۪ﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ Namazı dosdoğru kılarlar. (Bakara Sûresi, 2:3) ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden muhtaçların ihtiyaçlarını giderirler. (Bakara Sûresi, 2:3) ﻋِﻤَﺎﺩُ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ [Namaz] dinin direğidir. (Tirmizî, İman: 8; İbni Mâce, Fiten: 12; Müsned, 5:231, 237; Hâkim, Müstedrek, 2:76.) (İşarat-ül İ'caz sh: 44) ﻳُﺰَﻛُّﻮﻥَ Tezkiye ederler; bir şeyi temizlerler. ﻳَﺘَﺼَﺪَّﻗُﻮﻥَ Sadaka verirler. ﻳُْﺘُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ Zekatlarını verirler. ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden muhtaçların ihtiyaçlarını giderirler. (Bakara Sûresi, 2:3) ﻣِﻦْ ...den. (Bakara Sûresi, 2:3.) ﻣِﻤَّﺎ Kendilerine verdiklerimizden. (Bakara Sûresi, 2:3.) ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ [Kendilerine verdiğimiz] rızıklarından. (Bakara Sûresi, 2:3.) ﻧَﺎ Biz, bize. (İşarat-ül İ'caz sh: 45) ﺍَﻟﺰَّﻛٰﻮﺓُ ﻗَﻨْﻄَﺮَﺓُ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ Zekât, İslâmın köprüsüdür. (el-Münzirî, et-Terğîb ve't-Terhîb, 1:517) (İşarat-ül İ'caz sh: 47) ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﻭَﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Onlar sana indirilen Kur'ân'a da, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, âhirete de kesin olarak iman etmiş kimselerdir. (Bakara Sûresi, 2:4) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Öyle ki.. ﻣُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ Allah'tan korkanlar; takvâ sahipleri. ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ Gayba inanırlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 48) ﻭَﺍﻟْﻤُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ Kur'ân'a iman edenler. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻚَ Onlar Sana indirilen Kur'ân'a inanırlar. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki.. ﻣُْﻤِﻨُﻮﻥَ Mü'minler, Allah'a inananlar. ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnanırlar. ﻣَﺎ Onlar, o şeyler. ﺍُﻧْﺰِﻝَ İndirildi. (İşarat-ül İ'caz sh: 49) ﻋَﻠَﻴْﻚَ Senin üzerine. ﺍِﻟَﻴْﻚَ Sana. ﻋَﻠٰﻰ Üzerine. ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ Senden önceki peygamberlere indirilen kitaplar... (Bakara Sûresi, 2:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 50) ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ Senden önce (ki peygamberler.) (Bakara Sûresi, 2:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 51) ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ Senden önce (ki peygamberler.) (Bakara Sûresi, 2:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 52) ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ Senden önce. ﻣِﻦْ ...den, ...dan ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:4) (İşarat-ül İ'caz sh: 53) ﻭَ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻮَﺍﺭًﺍ Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır. (Nuh Sûresi, 71:14) ﻭَ ﻣَﺎ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﻈَﻼَﺎﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒ۪ﻴﺪِ Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Sûresi, 41:46) ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻘْﺖَ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﺎﻃِﻼﺎ (Rabbimiz) Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Bunu (kâinatı ve içindeki varlıkları) boşuna yaratmadın. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:191) (İşarat-ül İ'caz sh: 56) ﻻﺎ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪِ Vallahi hâyır!.. ﻭَ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻃْﻮَﺍﺭًﺍ Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır. (Nuh Sûresi, 71:14) ﻭَ ﻣَﺎ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﻈَﻼَﺎﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒ۪ﻴﺪِ Rabbin, kullara zulmedici değildir. (Fussilet Sûresi, 41:46) (İşarat-ül İ'caz sh: 58) ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. (Bakara Sûresi, 2:4) ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ Ahirete. ﻟَﻦْ ﺗَﻤَﺴَّﻨَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺭُ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻳَّﺎﻣًﺎ ﻣَﻌْﺪُﻭﺩَﺓً "Cehennem ateşi, bizi daima yakacak değil ya! Ancak birkaç gün yakacaktır" (Bakara Sûresi, 2:80) ﺍَﻝْ İsimleri, eşyayı belirli, muayyen kılan edat. (İşarat-ül İ'caz sh: 59) ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnanırlar, iman ederler. ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ Kesin olarak iman ederler. (Bakara Sûresi, 2:4.) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻋَﻠٰﻰ ﻫُﺪًﻯ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler. (Bakara Sûresi, 2:5) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar. ﻋَﻠٰﻰ ...üzere, ... üzerinde. ﻫُﺪًﻯ Hidayet, doğru yol. ﻣِﻦْ ...den. ﺭَﺑِّﻬِﻢْ Rablerinden. (Bakara Sûresi, 2:5.) (İşarat-ül İ'caz sh: 60) ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ Ahirete de... (Bakara Sûresi, 2:4.) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar. ﻋَﻠٰﻰ ...üzere, ... üzerinde. (İşarat-ül İ'caz sh: 61) ﺑَﺎﺭَﺯَ Savaştı, mübareze yaptı. ﺛَﻤَﺮَّﺓﻙ Meyve. ﻋَﻠٰﻰ ... üzere, ... üzerine. ﻫُﺪًﻯ Hidayet, doğru yol. ﻣِﻦْ ...den. ﺭَﺏِّ Rabb, terbiye eden ihtiyaçlarını gören, gideren. ﻭَ ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ Dünya ve âhirette saâdet ve kurtuluşa erenler de onlardır. (Bakara Sûresi, 2:5) (İşarat-ül İ'caz sh: 62) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar. (Bakara Sûresi, 2:5.) ﻫُﻢْ Onlar. ﻣُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَ Dünya ve ahirette saadet ve kurtuluşa erenler. (Bakara Sûresi, 2:5.) "Birinci ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ saadet-i âcile ﻋَﺎﺟِﻠَﻪ olan hidayet semeresine işarettir. İkinci ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ hidayetin semere-i âcilesine ﺟﻠﻪ işarettir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki... ﻫُﻢْ Onlar. (İşarat-ül İ'caz sh: 63) ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ İşte onlar. (Bakara Sûresi, 2:5) ﻫُﻢْ Onlar. (Bakara Sûresi, 2:5.) ﺍَﻟْﻤُﻔْﻠِﺤُﻮﻥ Dünya ve ahirette saadet ve kurtuluşa erenler. (Bakara Sûresi, 2:5.) (İşarat-ül İ'caz sh: 64) ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺀَﺍَﻧْﺬَﺭْﺗَﻬُﻢْ ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İnkâr edenlere gelince, sen onları inkârlarının âkıbetinden sakındırsan da birdir, sakındırmasan da... (Bakara Sûresi, 2:6) ﺗَﺤْﻠِﻴَﻪ Güzel özellikle süslemek, donatmak, tezyin etmek. ﺗَﺨْﻠِﻴَﻪ Noksanlıklardan uzak tutmak, tenzih etmek, boşaltmak. ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎَﺑْﺮَﺍﺭَ ﻟَﻔ۪ﻰ ﻧَﻌ۪ﻴﻢٍ ٭ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻔُﺠَّﺎﺭَ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺟَﺤ۪ﻴﻢٍ İhlas ile kulluk edenler, nimetlerle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir. (İnfitar Sûresi, 82:13-14) ﺍِﻥَّ Muhakkak ki. (Bakara Sûresi, 2:6.) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki. (İşarat-ül İ'caz sh: 65) ﺍِﻥَّ Muhakkak ki. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki. (İşarat-ül İ'caz sh: 66) ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ Onlar ki. ﻫٰﺬَﺍ Bu. (İşarat-ül İ'caz sh: 67) ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman etmezler. (Bakara Sûresi, 2:6.) (İşarat-ül İ'caz sh: 68) ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ Birdir, aynıdır, müsavidir. (Bakara Sûresi, 2:6.) ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ Onlar üzerinde. (Bakara Sûresi, 2:6.) ﻋَﻠٰﻰ Üzerinde. ﺀَﺍَﻧْﺬَﺭْﺗَﻬُﻢْ ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ "O inkar edenleri korkutarak ikaz etsen de, etmesen de..." (Bakara Sûresi, 2:6) ﺍَﻡْ Müsavatı ifade eder; yoksa, yâhut.. (İşarat-ül İ'caz sh: 69) ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﺗُﻨْﺬِﺭْﻫُﻢْ İnzar etmesen de, korkutmasan da... ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ Onlar için çok büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7) ﻟَﻢْ ﻳُْﻤِﻨُﻮﺍ İmân etmediler. ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ Onlar Allah'ı inkâr ettiler, kâfir oldular. ﻻﺎ ﻳَﺘْﺮُﻛُﻮﻥَ ﺍﻟْﻜُﻔْﺮَ Küfrü terk etmezler. (İşarat-ül İ'caz sh: 70) ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman etmezler. ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ Allah onların kalpleri üzerine mühür vurmuştur. (Bakara Sûresi, 2:7) ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ Kulakları üzerine de. ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ Gözlerinde de bir çeşit perde vardır. (Bakara Sûresi, 2:7) (İşarat-ül İ'caz sh: 71) ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ Onlar için çok büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7) ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman etmezler. ﺳَﻮَٓﺍﺀٌ Eşittir. (İşarat-ül İ'caz sh: 72) ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ İnkârlarında ısrar ettikleri için Allah onların kalblerini de, kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de, hakkı görmelerine mâni bir perde vardır. Âhirette ise onların hakkı pek büyük bir azaptır. (Bakara Sûresi, 2:7) (İşarat-ül İ'caz sh: 76) ﺧَﺘَﻢَ Mühürledi. ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman etmezler. (İşarat-ül İ'caz sh: 77) ﺍَﻟﻠّٰﻪُ Allah. ﻻﺎ ﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ İman etmezler. (Bakara Sûresi, 2:6) ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ Allah'a. ﻋَﻠَﻰ Üzerine, üzerinde. (Bakara Sûresi, 2:7.) ﺧَﺘَﻢَ Mühür vurdu, mühürledi.. (Bakara Sûresi, 2:7.) ﻋَﻠَﻰ Üzerine (İşarat-ül İ'caz sh: 78) ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ Kulaklarına da [mühür vurdu.]. (Bakara Sûresi, 2:7.) ﻋَﻠَﻰ Üzerine ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْ ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ Gözlerinde de bir çeşit perde vardır. (Bakara Sûresi, 2:7) ﺧَﺘَﻢَ Mühürledi. ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ Perde. ﺧَﺘَﻢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Allah mühürledi. (İşarat-ül İ'caz sh: 79) ﻏِﺸَﺎﻭَﺓٌ Perde. ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ Onlar için büyük bir azap vardır. (Bakara Sûresi, 2:7) ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻋِﻘَﺎﺏٌ ﺷَﺪ۪ﻳﺪٌ (Ahirette) ise onları şiddetli bir ceza kuşatacaktır. ﻭَﻟَﻬُﻢْ Ve onlar için, onlara. ﻋَﺬَﺍﺏٌ Bir azap. (İşarat-ül İ'caz sh: 80) ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ Çok büyük. ﻋَﺬَﺍﺏٌ Bir azap. (İşarat-ül İ'caz sh: 82) ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺬِﺑُﻮﻥَ Söylemiş oldukları yalanlar, Allah'ı, Kur'an'ı ahiret gününü yalanlamaları sebebiyle.. (Bakara Sûresi, 2:10)