BİRİNCİ NÜKTE:
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.464
Bu ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَ ﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻮَﻛ۪ﻴﻞُ kelâmı, acz-i beşer marazına ve fakr-ı insan hastalığına mücerrep bir devadır. Zira: O Mûcid ki, Mevcud-i Bâkî'dir; öyle ise mevcudatın bâkî meyveler vermek için bu beka-i dünyeviyenin kabuğunu bırakarak zeval bulmalarından müteessir olmamak gerektir. Çünkü Vacibü'l-Vücud olan Mûcid'in bekasıyla ve varlığıyla o sevimli mahlûkatın vücutları mahv ve ademden kurtulup devam eder. O Sâni ki, Fâtır-ı Bâkî'dir; öyle ise masnuatın zevalinden mahzun olmamak gerektir. Çünkü medar-ı muhabbet olan bâkî isim ve sıfatların sahibi Sâni-i Zülcelâl'in varlığı ve bekasıyla masnuatın devam-ı vücutları tahakkuk eder. O Melik ki, Malik-i Bâkî'dir; öyle ise mülkün teceddüdündeki zeval ve firaklardan teessüf etmemek gerektir. Çünkü Bâkî-i Sermedî'ye intisapla hadsiz bir mülke malikiyet gibi, manen istifade edilir. O Şâhid ki, Âlim-i Bâkî'dir; öyle ise mahbubatın dünyadan kaybolup gitmelerinden tahassür etmemek gerektir. Çünkü o mahbubat, Şâhid-i Ezelî'nin bekası ve varlığıyla daire-i ilminde ve nazarında daimî bir vücut bulur. O Sahib ki, Fâtır-ı Bâkî'dir; öyle ise güzel şeylerin zevalinden kederlenmemek gerektir. Çünkü onların hüsünlerinin menşei olan bâkî esmanın sahibi Fâtır-ı Mutlak'ın bekası ve varlığıyla eşya-i müstahsene beka bulur. O Vâris ki, Bâis-i Bâkî'dir; öyle ise ahbabın firakından ahufizar etmemek gerektir. Çünkü her şeyi tekrar diriltecek olan ve bütün onlar kendisine dönen Bâkî-i Zülkemal'in bekası ve varlığıyla, umum ahbap idam-ı ebedîden kurtulup bir saadet-i sermediyeye mazhar olur. O Cemîl ki, Celîl-i Bâkî'dir; öyle ise güzel şeylerin zevaliyle mahzun olmamak gerektir. Çünkü onlar öyle bir Zat-ı Zülcemal'in esmasının âyineleridir ki, kendilerinin zevalinden sonra da o güzel esmanın bekaları devam eder. O Ma'bud ki, Mahbub-i Bâkî'dir; öyle ise mecazî mahbupların zevalinden elem çekmemek gerektir. Çünkü Mahbub-i Hakikî'nin bekası ve varlığıyla bütün o dostların vücutları beka bulur. O Rahmanürrahîm ki, Vedûd ve Raûf-i Bâkî'dir; öyle ise zahirî mün'im ve müşfiklerin zevaline ehemmiyet vermemek, onlar için gam çekmemek ve me'yus olmamak gerektir. Çünkü rahmet ve şefkati her şeyi ihata eden Zat-ı Zülcelâl bâkîdir. O Cemîl ki, Lâtif ve Atûf-i Bâkî'dir; öyle ise zahirî lütuf ve şefkat sahiplerinin zevalinden muazzep olmamak ve ehemmiyet vermemek gerektir. Çünkü onlara mukabil, hepsi Onun tecelliyatından bir tek tecellinin dahi yerini tutamayan Fâtır-ı Zülcelâl bâkîdir. Keza, Onun bütün bu evsafıyla ve esmasıyla beraber bekası ve varlığı, dünyadaki her bir ferdin fenâ ve zeval bulan bütün enva-ı mahbubatına bedeldir. Öyle ise ﺣَﺴْﺒُﻨَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَ ﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﻮَﻛ۪ﻴﻞُ demeliyiz. Evet, dünyanın ve içindekilerin devam ve bekası için, onun Malik'inin ve Sâniinin ve Fâtır'ının varlığı ve bekası yeter. (Şualar sh: 83) ﺍَﻟﻨُّﻜْﺘَﺔُ ﺍﻟﺜَّﺎﻧِﻴَﺔُ ﺣَﺴْﺒِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻘَﺎﺀِ ﺍَﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻫُﻮَ ﺍِﻟٰﻬِﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﺧَﺎﻟِﻘِﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﻣُﻮﺟِﺪِﻯَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﻓَﺎﻃِﺮِﻯَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﻣَﺎﻟِﻜِﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﺷَﺎﻫِﺪِﻯَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﻣَﻌْﺒُﻮﺩِﻯَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﺑَﺎﻋِﺜِﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻓَﻼﺎ ﺑَﺎْﺱَ ﻭَ ﻻﺎ ﺣُﺰْﻥَ ﻭَ ﻻﺎ ﺗََﺴُّﻒَ ﻭَ ﻻﺎ ﺗَﺤَﺴُّﺮَ ﻋَﻠٰﻰ ﺯَﻭَﺍﻝِ ﻭُﺟُﻮﺩِﻯ ﻟِﺒَﻘَﺎﺀِ ﻣُﻮﺟِﺪِﻯ ﻭَ ﺍِﻳﺠَﺎﺩِﻩِ ﺑِﺎَﺳْﻤَﺎﺋِﻪِ ﻭَ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺷَﺨْﺼِﻰ ﻣِﻦْ ﺻِﻔَﺔٍ ﺍِﻻَﺎ ﻭَ ﻫِﻰَ ﻣِﻦْ ﺷُﻌَﺎﻉِ ﺍِﺳْﻢٍ ﻣِﻦْ ﺍَﺳْﻤَﺎﺋِﻪِ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻴَﺔِ ﻓَﺰَﻭَﺍﻝُ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﺼِّﻔَﺔِ ﻭَ ﻓَﻨَﺎﺋُﻬَﺎ ﻟَﻴْﺲَ ﺍِﻋْﺪَﺍﻣًﺎ ﻟَﻬَﺎ ِﻻﺎﻧَّﻬَﺎ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩَﺓٌ ﻓِﻰ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓِ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻭَ ﺑَﺎﻗِﻴَﺔٌ ﻭَ ﻣَﺸْﻬُﻮﺩَﺓٌ ﻟِﺨَﺎﻟِﻘِﻬَﺎ ٭ ﻭَ ﻛَﺬَﺍ ﺣَﺴْﺒِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻘَﺎﺀِ ﻭَ ﻟَﺬَّﺗِﻪِ ﻋِﻠْﻤِﻰ ﻭَ ﺍِﺫْﻋَﺎﻧِﻰ ﻭَ ﺷُﻌُﻮﺭِﻯ ﻭَ ﺍِﻳﻤَﺎﻧِﻰ ﺑِﺎَﻧَّﻪُ ﺍِﻟٰﻬِﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﺍﻟْﻤُﺘَﻤَﺜِّﻞُ ﺷُﻌَﺎﻉُ ﺍِﺳْﻤِﻪِ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻓِﻰ ﻣِﺮْﺍٰﺓِ ﻣَﺎ ﻫِﻴَّﺘِﻰ ﻭَ ﻣَﺎ ﺣَﻘِﻴﻘَﺔُ ﻣَﺎ ﻫِﻴَّﺘِﻰ ﺍِﻻَﺎ ﻇِﻞٌّ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﺍﻻﺎِﺳْﻢِ ﻓَﺒِﺴِﺮِّ ﺗَﻤَﺜُّﻠِﻪِ ﻓِﻰ ﻣِﺮْﺍٰﺓِ ﺣَﻘِﻴﻘَﺘِﻰ ﺻَﺎﺭَﺕْ ﻧَﻔْﺲُ ﺣَﻘِﻴﻘَﺘِﻰ ﻣَﺤْﺒُﻮﺑَﺔً ﻻﺎ ﻟِﺬَﺍﺗِﻬَﺎ ﺑَﻞْ ﺑِﺴِﺮِّ ﻣَﺎ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻭَ ﺑَﻘَﺎﺀُ ﻣَﺎ ﺗَﻤَﺜَّﻞَ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺍَﻧْﻮَﺍﻉُ ﺑَﻘَﺎﺀٍ ﻟَﻬَﺎ