Altıncı Bâb
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.426
ﻓِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻰِّ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l aliyyi'l azîm hakkındadır. ﻭَ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﻜَﻠِﻤَﺔُ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤُﺒَﺎﺭَﻛَﺔُ ﺧَﺎﻣِﺴَﺔٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﻤْﺴَﺔِ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻴَﺎﺕِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﺍﻟْﻤَﺸْﻬُﻮﺭَﺍﺕِ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻫِﻰَ ﴾ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ِﻟﻠّٰﻪِ ﻭَ ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻭَ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻰِّ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ﴿ Bu mübârek kelime-i tayyibe, "Subhanallah" ve "Elhamdulillah" ve "Lâ ilahe illallah" ve "Allahuekber" ve "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l aliyyi'l azîm" olan meşhûr "bâkiyât-ı sâlihât" tan [bâkî kalıcı beş sâlih amel] beşinci olanıdır. (Osmanlıca Lem'alar sh: 729) ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻭَ ﺳِﻴِّﺪِﻯ ﻭَ ﻣَﺎﻟِﻜِﻰ ﻟِﻰ ﻓَﻘْﺮٌ ﺑِﻼﺎ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺣَﺎﺟَﺎﺗِﻰ ﻭَ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻰ ﻻﺎ ﺗُﻌَﺪُّ ﻭَ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻭَ ﺗَﻘْﺼُﺮُ ﻳَﺪِﻯ ﻋَﻦْ ﺍَﺩْﻧٰﻰ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺑِّﻰَ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ ﻭَ ﻳَﺎ ﺧَﺎﻟِﻘِﻰَ ﺍﻟْﻜَﺮِﻳﻢِ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﺍِﺧْﺘِﻴَﺎﺭِﻯ ﻛَﺸَﻌْﺮَﺓٍ ﺿَﻌِﻴﻔَﺔٍ ﻭَ ﺍٰﻣَﺎﻟِﻰ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﺎَﻋْﺠِﺰُ ﺩَﺍﺋِﻤًﺎ ﻋَﻤَّﺎ ﻻﺎ ﺍَﺳْﺘَﻐْﻨِﻰ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻏَﻨِﻰُّ ﻳﺎَ ﻛَﺮِﻳﻢُ ﻳَﺎ ﻛَﻔِﻴﻞُ ﻳﺎَ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳﺎَ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻭَ ﺳَﻴِّﺪِﻯ ﻭَ ﻣَﺎﻟِﻜِﻰ ﺍِﻗْﺘِﺪَﺍﺭِﻯ ﻛَﺬَﺭَّﺓٍ ﺿَﻌِﻴﻔَﺔٍ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍﻻﺎَﻋْﺪَﺍﺀَ ﻭَ ﺍﻟْﻌِﻠَﻞَ ﻭَ ﺍﻻﺎَﻭْﻫَﺎﻡَ ﻭَ ﺍﻻﺎَﻫْﻮَﺍﻝَ ﻭَ ﺍﻻﺎٰﻻﺎﻡَ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺳْﻘَﺎﻡَ ﻭَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻭَ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻝَ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺳْﻔَﺎﺭَ ﺍﻟﻄِّﻮَﺍﻝَ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﻘَﺎﺑَﻠَﺘِﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻗَﻮِﻯُّ ﻳَﺎ ﻗَﺪِﻳﺮُ ﻳَﺎ ﻗَﺮِﻳﺐُ ﻳَﺎ ﻣُﺠِﻴﺐُ ﻳﺎ ﺣَﻔِﻴﻆُ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﺣَﻴَﺎﺗِﻰ ﻛَﺸُﻌْﻠَﺔٍ ﺗَﻨْﻄَﻔِﻰ ﻛَﺎَﻣْﺜَﺎﻟِﻰ ﻭَ ﺍَﻣَﺎﻧِﻰ ﻭَ ﺍٰﻣَﺎﻟِﻰ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻃَﻠَﺐِ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻻﺎٰﻣَﺎﻝِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﺤْﺼِﻴﻠِﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺣَﻰُّ ﻳَﺎ ﻗَﻴُّﻮﻡُ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻭَﺍﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻋُﻤْﺮِﻯ ﻛَﺪَﻗِﻰﻗَﺔٍ ﺗَﻨْﻘَﻀِﻰ ﻛَﺎَﻗْﺮَﺍﻧِﻰ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﻣَﻘَﺎﺻِﺪِﻯ ﻭَ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻰ ﻻﺎ ﺗُﻌَﺪُّ ﻭَ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺍَﺯَﻟِﻰُّ ﻳَﺎ ﺍَﺑَﺪِﻯُّ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻭَﺍﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﺷُﻌُﻮﺭِﻯ ﻛَﻠَﻤْﻌَﺔٍ ﺗَﺰُﻭﻝُ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﻣَﺎ ﻳَﻠْﺰَﻡُ ﻣُﺤَﺎﻓَﻈَﺘُﻪُ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﻣَﻌْﺮِﻓَﺘِﻚَ ﻭَ ﻣَﺎ ﻳَﻠْﺰَﻡُ ﺍﻟﺘَّﺤَﻔُّﻆُ ﻣِﻨْﻪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻭَ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻻﺎﺕِ ﻻﺎ ﺗُﻌَﺪُّ ﻭَ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻭَ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻻﺎﺕِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻫَﺎﺗِﻴﻚَ ﺍﻻﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﻭَ ﺍﻟْﻬِﺪَﺍﻳَﺎﺕِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻋَﻠِﻴﻢُ ﻳَﺎ ﺧَﺒِﻴﺮُ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﺣَﻔِﻴﻆُ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻧَﻔْﺲٌ ﻫَﻠُﻮﻉٌ ﻭَ ﻗَﻠْﺐٌ ﺟَﺰُﻭﻉٌ ﻭَ ﺻَﺒْﺮٌ ﺿَﻌِﻴﻒٌ ﻭَ ﺟِﺴْﻢٌ ﻧَﺤِﻴﻒٌ ﻭَ ﺑَﺪَﻥٌ ﻋَﻠِﻴﻞٌ ﺫَﻟِﻴﻞٌ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍﻟْﻤَﺤْﻤُﻮﻝَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺣْﻤَﺎﻝِ ﺍﻟْﻤَﺎﺩِّﻳَّﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻌْﻨَﻮِﻳَّﺔِ ﺛَﻘِﻴﻞٌ ﺛَﻘِﻴﻞٌ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻻﺎَﺣْﻤَﺎﻝِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺣَﻤْﻠِﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺑِّﻰَ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢُ ﻳَﺎ ﺧَﺎﻟِﻘِﻰَ ﺍﻟْﻜَﺮِﻳﻢُ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻭَﺍﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺍٰﻥٌ ﻳَﺴِﻴﻞُ ﻓِﻰ ﺳَﻴْﻞٍ ﻭَﺍﺳِﻊٍ ﺳَﺮِﻳﻊِ ﺍﻟْﺠَﺮَﻳَﺎﻥِ ﻭَ ﻟِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻜَﺎﻥِ ﻣِﻘْﺪَﺍﺭُ ﺍﻟْﻘَﺒْﺮِ ﻣَﻊَ ﻋَﻼﺎﻗَﺘِﻰ ﺑِﺴَﺎﺋِﺮِ ﺍﻻﺎَﻣْﻜِﻨَﺔِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺯْﻣِﻨَﺔِ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻌَﻼﺎﻗَﺔِ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻮُﺻُﻮﻝِ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﺎﻓِﻴﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺏَّ ﺍﻻﺎَﻣْﻜِﻨَﺔِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﻛْﻮَﺍﻥِ ﻭَ ﻳَﺎ ﺭَﺏَّ ﺍﻟﺪُّﻫُﻮﺭِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺯْﻣَﺎﻥِ ﻳَﺎ ﺣَﺴِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﻛَﻔِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻭَﺍﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻋَﺠْﺰٌ ﺑِﻼﺎ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ﻭَ ﺿَﻌْﻒٌ ﺑِﻼﺎ ﻏَﺎﻳَﺔٍ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍَﻋْﺪَﺍﺋِﻰ ﻭَ ﻣَﺎ ﻳُْﻠِﻤُﻨِﻰ ﻭَ ﻣَﺎ ﺍَﺧَﺎﻑُ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَ ﻣَﺎ ﻳُﻬَﺪِّﺩُﻧِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻳَﺎ ﻭَ ﺍﻻﺎٰﻓَﺎﺕِ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻫَﺠَﻤَﺎﺗِﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺩَﻓْﻌِﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻗَﻮِﻯُّ ﻳَﺎ ﻗَﺪِﻳﺮُ ﻳَﺎ ﻗَﺮِﻳﺐُ ﻳَﺎ ﺭَﻗِﻴﺐُ ﻳَﺎ ﻛَﻔِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﻭَﻛِﻴﻞُ ﻳﺎَ ﺣَﻔِﻴﻆُ ﻳَﺎ ﻛَﺎﻓِﻰ ٭ Ey İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim, Benim nihâyetsiz fakrım vardır. Bununla berâber hâcâtım ve metâlibim sayısız ve saymakla bitmez. Benim elim ise, metâlibimin en ednâsına ulaşmaz. Havl ve kuvvet ancak Sendedir, ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Ey Hasîb, ey Vekîl, ey Kâfî! İlâhî, ihtiyârım zaîf bir kıl gibi; emellerim ise saymakla bitmez. Hiçbir zamân kendilerinden müstağnî kalamayacağım şeylerden ise dâimâ âcizim. Havl ve Kuvvet ancak Sendedir, ey Ganî, ey Kerîm, ey Kefîl, ey Hasîb, ey Kâfî! Ey İlâhım ve Seyyidim ve Mâlikim, Benim iktidârım zaîf bir zerre gibidir. Bununla berâber düşmanlar, illetler, evhâmlar, korkular, elemler, hastalıklar, zulmetler, dalâletler ve uzun seferler saymakla bitmez. Onlara karşı havl ve onlara mukâbele etmeye kuvvet ancak sendedir, ey Kavî, ey Kadîr, ey Karîb, ey Mücîb, ey Hafîz, ey Vekîl! Ey ilâhım! Emsâlim gibi, hayâtım da sönecek olan bir şu'le gibidir. Arzûlarım ve emellerim ise saymakla bitmez. Bu emelleri taleb etmeye karşı havl ve onları tahsîl etmeye kuvvet ancak sendedir. Ey Hay, ey Kayyûm, ey Hasîb, ey Kâfî, ey Vekîl, ey Vâfî! Ey ilâhım! Akrânım gibi, ömrüm de tükenecek bir dakîka gibidir. Bununla berâber maksadlarım ve metâlibim sayısızdır ve saymakla bitmez. Onlara karşı havl ve onlara yetecek kuvvet ancak Sendedir, ey Ezelî olan, ey Ebedî olan, ey Hasîb, ey Kâfî, ey Vekîl, ey Vâfî! Ey ilâhım! Şuûrum, sönüp gidecek olan bir lem'a gibidir. Bununla berâber envâr-ı ma'rifetinden olup muhâfaza edilmesi gereken şeyler ve zulümât ve dalâletten olup kendisinden muhâfaza olunulması gereken şeyler sayısızdır ve saymakla bitmez. Bu zulümât ve dalâlete karşı havl ve bu envâr ve hidâyât üzerine kuvvet ancak sendedir, ey Alîm olan, ey Habîr olan, ey Hasîb, ey Kâfî, ey Hafîz, ey Vekîl! Ey ilâhım! Benim sabırsız bir nefsim, feryâd eden bir kalbim, zaîf bir sabrım, nahîf bir cismim, alîl ve zelîl bir bedenim vardır. Bununla berâber mâddî ve ma'nevî yüklerden üzerime yüklenen ağırdır ağır. Bu yüklere karşı havl ve onları taşımaya kuvvet ancak sendedir, ey Rabb-i Rahîmim, ey Hâlık-ı Kerîmim, ey Hasîb, ey Kâfî, ey Vekîl, ey Vâfî. Ey ilâhım! Zamândan bana âid olan, akışı sür'atli olan geniş bir selde akıp giden bir ândır. Mekândan bana âid olan ise kabir kadardır. Bununla berâber sâir mekânlarla ve zamânlarla alâkam vardır. Onlara olan alâkaya karşı havl ve onlarda bulunanlara ulaşmaya kuvvet ancak Sendedir, ey mekânların ve kevnlerin Rabbi, ey dehirlerin ve zamânların Rabbi, ey Hasîb, ey Kâfî, ey Kefîl, ey Vâfî! Ey ilâhım! Benim nihâyetsiz bir aczim, hadsiz bir za'fım vardır. Bununla berâber düşmanlarım ve bana elem verenler ve kendisinden korktuğum şeyler ve beni tehdîd eden belâlar ve âfetler saymakla bitmez. Onların hücûmlarına karşı havl ve onları def' edecek kuvvet ancak Sendedir, ey Kavî, ey Kadîr, ey Karîb, ey Rakîb, ey Kefîl, ey Vekîl, ey Hafîz, ey Kâfî! ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻓَﻘْﺮٌ ﺑِﻼﺎ ﻏَﺎﻳَﺔٍ ﻭَ ﻓَﺎﻗَﺔٌ ﺑِﻼﺎ ﻧِﻬَﺎﻳَﺔٍ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺣَﺎﺟَﺎﺗِﻰ ﻭَ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻰ ﻭَ ﻭَﻇَﺎﺋِﻔِﻰ ﻣَﺎ ﻻﺎ ﺗُﺤْﺼٰﻰ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻏَﻨِﻰُّ ﻳَﺎ ﻛَﺮِﻳﻢُ ﻳَﺎ ﻣُﻐْﻨِﻰ ﻳَﺎ ﺭَﺣِﻴﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﺗَﺒَﺮَّْﺕُ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻣِﻦْ ﺣَﻮْﻟِﻰ ﻭَ ﻗُﻮَّﺗِﻰ ﻭَ ﺍﻟْﺘَﺠَْﺖُ ﺍِﻟٰﻰ ﺣَﻮْﻟِﻚَ ﻭَ ﻗُﻮَّﺗِﻚَ ﻓَﻼﺎ ﺗَﻜِﻠْﻨِﻰ ﺍِﻟٰﻰ ﺣَﻮْﻟِﻰ ﻭ ﻗُﻮَّﺗِﻰ ﻭَﺍﺭْﺣَﻢْ ﻋَﺠْﺰِﻯ ﻭ ﺿَﻌْﻔِﻰ ﻭَ ﻓَﻘْﺮِﻯ ﻭَ ﻓَﺎﻗَﺘِﻰ ﻓَﻘَﺪْ ﺿَﺎﻕَ ﺻَﺪْﺭِﻯ ﻭَ ﺿَﺎﻉَ ﻋُﻤْﺮِﻯ ﻭَ ﻓَﻨٰﻰ ﺻَﺒْﺮِﻯ ﻭَ ﺗَﺎﻩَ ﻓِﻜْﺮِﻯ ﻭَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﺎﻟِﻢُ ﺑِﺴِﺮِّﻯ ﻭَ ﺟَﻬْﺮِﻯ ﻭَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻤَﺎﻟِﻚُ ﻟِﻨَﻔْﻌِﻰ ﻭَ ﺿَﺮِّﻯ ﻭَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻘَﺎﺩِﺭُ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﻔْﺮِﻳﺞِ ﻛُﺮْﺑِﻰ ﻭَ ﺗَﻴْﺴِﻴﺮِ ﻋُﺴْﺮِﻯ ﻓَﻔَﺮِّﺝْ ﻛُﻞَّ ﻛُﺮْﺑَﺘِﻰ ﻭَ ﻳَﺴِّﺮْ ﻋَﻠَﻰَّ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍِﺧْﻮَﺍﻧِﻰ ﻛُﻞَّ ﻋَﺴِﻴﺮٍ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺍﻻﺎٰﺗِﻰ ﻭَ ﻋَﻦْ ﺍَﻫْﻮَﺍﻟِﻪِ ﻣَﻊَ ﺳَﻮْﻕٍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻰ ﻭَ ﻟَﺬَﺍﺋِﺬِﻩِ ﻣَﻊَ ﻋَﻼﺎﻗَﺔٍ ﺑِﻪِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺍَﺯَﻟِﻰُّ ﻳَﺎ ﺍَﺑَﺪِﻯُّ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺰَّﻭَﺍﻝِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍَﺧَﺎﻑُ ﻭَ ﻻﺎ ﺍَﺧْﻠِﺺُ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍِﻋَﺎﺩَﺓِ ﻣَﺎ ﻓَﺎﺕَ ﻣِﻦْ ﺣَﻴَﺎﺗِﻰَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺍَﺗَﺤَﺴَّﺮُﻫَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﺍَﺻِﻞُ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺳَﺮْﻣَﺪِﻯُّ ﻳَﺎ ﺑَﺎﻗِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻇُﻠْﻤَﺔِ ﺍﻟْﻌَﺪَﻡِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻧُﻮﺭِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﺩِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﻮﺟِﺪُ ﻳَﺎ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩُ ﻳَﺎ ﻗَﺪِﻳﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﻀَﺎﺭِّ ﺍﻟﻼَﺎﺣِﻘَﺔِ ﺑِﺎﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﺴَﺎﺭِّ ﺍﻟﻼَﺎﺯِﻣَﺔِ ﻟِﻠْﺤَﻴَﺎﺓِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﺪَﺑِّﺮُ ﻳَﺎ ﺣَﻜِﻴﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎٰﻻﺎﻡِ ﺍﻟْﻬَﺎﺟِﻤَﺔِ ﻋَﻠٰﻰ ﺫِﻯ ﺍﻟﺸُّﻌُﻮﺭِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﺬَﺍﺋِﺬِ ﺍﻟْﻤَﻄْﻠُﻮﺑَﺔِ ﻟِﺬِﻯ ﺍﻟْﺤِﺲِّ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﺮَﺑِّﻰ ﻳَﺎ ﻛَﺮِﻳﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻭِﻯ ﺍﻟْﻌَﺎﺭِﺿَﺔِ ﻟِﺬَﻭِﻯ ﺍﻟْﻌُﻘُﻮﻝِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﺤَﺎﺳِﻦِ ﺍﻟْﻤُﺰَﻳِّﻨَﺔِ ﻟِﺬَﻭِﻯ ﺍﻟْﻬِﻤَﻢِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﺤْﺴِﻦُ ﻳَﺎ ﻛَﺮِﻳﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﻨِّﻘَﻢِ ِﻻﺎﻫْﻞِ ﺍﻟْﻌِﺼْﻴَﺎﻥِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨِّﻌَﻢِ ِﻻﺎﻫْﻞِ ﺍﻟﻄَّﺎﻋَﺎﺕِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻏَﻔُﻮﺭُ ﻳَﺎ ﻣُﻨْﻌِﻢُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﻥِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﻓْﺮَﺍﺡِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻓَﺎِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍَﺿْﺤَﻚَ ﻭَ ﺍَﺑْﻜٰﻰ ﻳَﺎ ﺟَﻤِﻴﻞُ ﻳَﺎ ﺟَﻠِﻴﻞُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻌِﻠَﻞِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻌَﺎﻓِﻴَﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺷَﺎﻓِﻰ ﻳَﺎ ﻣُﻌَﺎﻓِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎٰﻻﺎﻡِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎٰﻣَﺎﻝِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﻨْﺠِﻰ ﻳَﺎ ﻣُﻐِﻴﺚُ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻧُﻮﺭُ ﻳَﺎ ﻫَﺎﺩِﻯ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺸُّﺮُﻭﺭِ ﻣُﻄْﻠَﻘًﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِ ﺍَﺻْﻼﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﺑِﻴَﺪِﻩِ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮُ ﻭَ ﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﻭَ ﺑِﻌِﺒَﺎﺩِﻩِ ﺑَﺼِﻴﺮٌ ﻭَ ﺑِﺤَﻮَﺍﻳِﺞِ ﻣَﺨْﻠُﻮﻗَﺎﺗِﻪِ ﺧَﺒِﻴﺮٌ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﻌَﺎﺻِﻰ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻌِﺼْﻤَﺘِﻚَ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻄَّﺎﻋَﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺘَﻮْﻓِﻴﻘِﻚَ ﻳَﺎ ﻣُﻮَﻓِّﻖُ ﻳَﺎ ﻣُﻌِﻴﻦُ ٭ Ey ilâhım! Benim hadsiz bir fakrım, nihâyetsiz bir ihtiyâcım vardır. Bununla berâber hâcâtım ve metâlibim ve vazîfelerim saymakla bitmez. Onlara karşı havl ve onlara yetecek kuvvet ancak Sendedir, ey Ganî, ey Kerîm, ey Muğnî, ey Rahîm! Ey ilâhım! Kendi havl ve kuvvetimden kurtuldum Sana yöneldim ve Senin havl ve kuvvetine sığındım. Beni kendi havl ve kuvvetime bırakma. Aczime ve za'fıma ve fakrıma ve ihtiyâcıma merhamet et. Göğsüm daraldı, ömrüm zâyi' oldu, sabrım bitti, fikrim helâk oldu. Gizlimi de açığımı da bilen ancak Sensin. Bana fâide verene de zarar verene de mâlik olan ancak Sensin. Üzüntümü ferahlatmaya ve zorluklarımı kolaylaştırmaya kâdir olan ancak Sensin. Bütün üzüntülerimi ferahlat, bana ve kardeşlerime bütün zorlukları kolaylaştır. Ey ilâhım! Ona sevk olunmakla berâber zamâna karşı ve korkularına karşı havl ve kendisiyle alâkalı olmakla berâber mâzî ve lezzetlerine karşı kuvvet ancak Sendedir, ey Ezelî, ey Ebedî! Ey ilâhım! Korktuğum ve kendisinden kurtulamadığım zevâle karşı havl ve hayâtımdan hasretini çektiğim ve kendisine ulaşamadığım geçmiş şeyleri iâde edecek kuvvet ancak Sendedir, ey Sermedî, ey Bâkî! Ey ilâhım! Adem zulmetine karşı havl ve vücûd nûruna kuvvet ancak Sendedir, ey Mûcid, ey Mevcûd, ey Kadîm! Ey ilâhım! Hayâta katılan zararlara karşı havl ve hayâta lâzım olan sevinçlere kuvvet ancak Sendedir, ey Müdebbir, ey Hakîm! Ey ilâhım! Zîşuûrlara hücûm eden elemlere karşı havl ve his sâhibleri için matlûb olan lezzetlere kuvvet ancak Sendedir, ey Mürebbî ey Kerîm! Ey ilâhım! Akıl sâhiblerine ârız olan kötülüklere karşı havl ve himmet sâhibleri için tezyîn edici olan mehâsine kuvvet ancak Sendedir, ey Muhsin, ey Kerîm! İlâhî! Ehl-i isyâna gelen nikmetlere karşı havl ve ehl-i tâate gelen ni'metlere kuvvet ancak Sendedir, ey Gafûr, ey Mün'im! İlâhî! Hüzünlere karşı havl ve sevinçlere eriştirecek kuvvet ancak Sendedir. Çünki güldüren ve ağlatan ancak Sensin, ey Cemîl, ey Celîl! İlâhî! Hastalıklara karşı havl ve âfiyete eriştirecek kuvvet ancak Sendedir, ey Şâfî, ey Muâfî! İlâhî! Elemlere karşı havl ve emellere eriştirecek kuvvet ancak Sendedir, ey Müncî, ey Mugîs! İlâhî! Zulmetlere karşı havl ve nûrlara eriştirecek kuvvet ancak Sendedir. ey Nûr, ey Hâdî! İlâhî! Mutlak sûrette şerlere karşı havl ve aslen hayırlara eriştirecek kuvvet ancak Sendedir, ey hayır elinde olan ve her şeye gücü yeten ve kullarını hakkıyla gören ve mahlûkâtının ihtiyâclarından haberdâr olan Zât! İlâhî! Ma'siyetlere karşı havl ancak Senin ismetinledir, tâate eriştirecek kuvvet ancak Senin tevfîkinledir, ey Muvaffık, ey Muîn! ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﺷَﺪِﻳﺪَﺓٌ ﻣَﻊَ ﻧَﻮْﻋِﻰَ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻧِﻰِّ ﻭَ ﺟِﻨْﺴِﻰَ ﺍﻟْﺤَﻴْﻮَﺍﻧِﻰِّ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍٰﻳَﺔَ ﴾ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺫَﺍﺋِﻘَﺔُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ﴿ ﺗُﻬَﺪِّﺩُﻧِﻰ ﻭ ﺗُﻄْﻔِﺊُ ﺍٰﻣَﺎﻟِﻰَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻌَﻠِّﻘَﺔَ ﺑِﻨَﻮْﻋِﻰ ﻭَ ﺟِﻨْﺴِﻰ ﻭَ ﺗَﻨْﻌِﻰ ﻋَﻠَﻰَّ ﺑِﻤَﻮْﺗِﻬَﺎ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﺫَﺍﻙَ ﺍﻟْﺤُﺰْﻥِ ﺍﻻﺎَﻟِﻴﻢِ ﺍﻟﻨَّﺎﺷِﻰ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَ ﺍﻟﻨَّﻌْﻰِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﺴَﻞٍّ َﻳْﻤَﻞُ ﻣَﺤَﻞَّ ﻣَﺎ ﺯَﺍﻝَ ﻋَﻦْ ﻗَﻠْﺒِﻰ ﻭَ ﺭُﻭﺣِﻰ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻓَﺎَﻧْﺖَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺗَﻜْﻔِﻰ ﻋَﻦْ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻭَ ﻻﺎ ﻳَﻜْﻔِﻰ ﻋَﻨْﻚَ ﻛُﻞُّ ﺷَﻲْﺀٍ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﺷَﺪِﻳﺪَﺓٌ ﻣَﻊَ ﺩُﻧْﻴَﺎﻯَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﻛَﺒَﻴْﺘِﻰ ﻭَ ﻣَﻨْﺰِﻟِﻰ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍٰﻳَﺔَ ﴾ﻛُﻞُّ ﻣَﻦْ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻓَﺎﻥٍ ﻭَ ﻳَﺒْﻘٰﻰ ﻭَﺟْﻪُ ﺭَﺑِّﻚَ ﺫُﻭ ﺍﻟْﺠَﻼﺎﻝِ ﻭَ ﺍﻻﺎِﻛْﺮَﺍﻡِ﴿ ﺗُﻌْﻠِﻦُ ﺧَﺮَﺍﺑِﻴَّﺔَ ﺑَﻴْﺘِﻰ ﻫٰﺬَﺍ ﻭَ ﺯَﻭَﺍﻝَ ﻣَﺤْﺒُﻮﺑَﺎﺗِﻰَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺳَﺎﻛَﻨْﺘُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻬَﺪِﻡِ ﻭَ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﻤُﺼِﻴﺒَﺔِ ﺍﻟْﻬَﺎﺋِﻠَﺔِ ﻭَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻗَﺎﺕِ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺣْﺒَﺎﺏِ ﺍﻻﺎٰﻓِﻠَﺔِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳُﺴَﻠِّﻴﻨِﻰ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﻭَ ﻳَﻘُﻮﻡُ ﻣَﻘَﺎﻣَﻬُﻤَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﻳُﻘُﻮﻡُ ﺟِﻠْﻮَﺓٌ ﻣِﻦْ ﺗَﺠَﻠِّﻴَﺎﺕِ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪِ ﻣَﻘَﺎﻡَ ﻛُﻞِّ ﻣَﺎ ﻓَﺎﺭَﻗَﻨِﻰ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﴾٩٣﴿ ﺑِﺠَﺎﻣِﻌِﻴَّﺔِ ﻣَﺎﻫِﻴَّﺘِﻰ ﻭَ ﻏَﺎﻳَﺔِ ﻛَﺜْﺮَﺓِ ﺟِﻬَﺎﺯَﺍﺗِﻰَ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺍَﻧْﻌَﻤْﺘَﻬَﺎ ﻋَﻠَﻰَّ ﻭَ ﺍِﺣْﺘِﻴَﺎﺟَﺎﺕٌ ﺷَﺪِﻳﺪَﺓٌ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺋِﻨَﺎﺕِ ﻭَ ﺍَﻧْﻮَﺍﻋِﻬَﺎ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺍٰﻳَﺔَ ﴾ﻛُﻞُّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻫَﺎﻟِﻚٌ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﺟْﻬَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤُﻜْﻢُ ﻭَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴿ ﺗُﻬَﺪِّﺩُﻧِﻰ ﻭَ ﺗَﻘْﻄَﻊُ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺗِﻰَ ﺍﻟْﻜَﺜِﻴﺮَﺓَ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺷْﻴَﺎﺀِ ﻭَ ﺑِﺎِﻧْﻘِﻄَﺎﻉِ ﻛُﻞِّ ﻋَﻼﺎﻗَﺔٍ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﺪُ ﺟَﺮْﺡٌ ﻭَ ﺍَﻟَﻢٌ ﻣَﻌْﻨَﻮﻯٌّ ﻓِﻰ ﺭُﻭﺣِﻰ ﻭَ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺠُﺮُﻭﺣَﺎﺕِ ﺍﻟْﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤَﺤْﺪُﻭﺩَﺓِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﺩْﻭِﻳَﺘِﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﻳَﻜْﻔِﻰ ﻟِﻜُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻭَ ﻻﺎ ﻳَﻜْﻔِﻰ ﻋَﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﻭَﺍﺣِﺪٍ ﻣِﻦْ ﺗَﻮَﺟُّﻪِ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻪِ ﻛُﻞُّ ﺍﻻﺎَﺷْﻴَﺎﺀِ ﻭَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﺍِﺫَﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﺸَﻲْﺀٍ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ﻛُﻞُّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻭَ ﻣَﻦْ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻦْ ﻟَﻪُ ﻻﺎ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻪُ ﺷَﻲْﺀٌ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺷْﻴَﺎﺀِ ٭ 39 Bu ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ye dâir mertebelerde hakîkatlerine yalnız işâretler edildi. Bürhânlar ve delîller zikredilmedi. Çünki geçmiş bâblarda zikredilen yüzler ve belki binler vahdâniyet bürhânları ve rubûbiyet delîlleri umûmiyetle ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ nin hakîkatlerine delîllerdir. Onun için ayrı ayrı delîller zikredilmedi. ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﺷَﺪِﻳﺪَﺓٌ ﻭَ ﺍِﺑْﺘِﻼﺎﺀٌ ﻭَ ﻣَﻔْﺘُﻮﻧِﻴَّﺔٌ ﻣَﻊَ ﺷَﺨْﺼِﻴَّﺘِﻰَ ﺍﻟْﺠِﺴْﻤَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﺣَﺘّٰﻰ ﻛَﺎَﻥَّ ﺟِﺴْﻤِﻰ ﻋَﻤُﻮﺩٌ ﻓِﻰ ﻧَﻈَﺮِﻯَ ﺍﻟﻈَّﺎﻫِﺮِﻯِّ ﻟِﺴَﻘْﻒِ ﺟَﻤِﻴﻊِ ﺍٰﻣَﺎﻟِﻰ ﻭَ ﻣَﻄَﺎﻟِﺒِﻰ ﻭَ ﻓِﻰَّ ﻋِﺸْﻖٌ ﺷَﺪِﻳﺪٌ ﻟِﻠْﺒَﻘَﺎﺀِ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺟِﺴْﻤِﻰ ﻟَﻴْﺲَ ﻣِﻦْ ﺣَﺪِﻳﺪٍ ﻭَ ﻻﺎ ﺣَﺠَﺮٍ ﻟِﻴَﺪُﻭﻡَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠُﻤْﻠَﺔِ ﺑَﻞْ ﻣِﻦْ ﻟَﺤْﻢٍ ﻭَ ﺩَﻡٍ ﻭَ ﻋَﻈْﻢٍ ﻋَﻠٰﻰ ﺟَﻨَﺎﺡِ ﺍﻟﺘَّﻔَﺮُّﻕِ ﻓِﻰ ﻛُﻞِّ ﺍٰﻥٍ ﻭَ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺣَﻴَﺎﺗِﻰ ﻛَﺠِﺴْﻤِﻰ ﻣَﺤْﺪُﻭﺩَﺓُ ﺍﻟﻄَّﺮَﻓَﻴْﻦِ ﺳَﺘُﺨْﺘَﻢُ ﺑِﺨَﺎﺗَﻢِ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻋَﻦْ ﻗَﺮِﻳﺐٍ ﻣَﻊَ ﺍَﻧِّﻰ ﻗَﺪْ ﺍِﺷْﺘَﻌَﻞَ ﺍﻟﺮَّْﺱُ ﺷَﻴْﺒًﺎ ﻣِﻨِّﻰ ﻭَ ﻗَﺪْ ﺿَﺮَﺏَ ﺍﻟﺴَّﻘْﻢُ ﻇَﻬْﺮِﻯ ﻭَ ﺻَﺪْﺭِﻯ ﻓَﺎَﻧَﺎ ﻓِﻰ ﻗَﻠَﻖٍ ﻭَ ﺿَﺠَﺮٍ ﻭَ ﺍِﺿْﻄِﺮَﺍﺏٍ ﻭَ ﺗَﺎَﻟُّﻢٍ ﻭَ ﺗَﺤَﺰُّﻥٍ ﺷَﺪِﻳﺪٍ ﻣِﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﻜَﻴْﻔِﻴَّﺔِ ٭ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﺤَﺎﻟَﺔِ ﺍﻟْﻬَﺎﺋِﻠَﺔِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳُﺴَﻠِّﻴﻨِﻰ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﺤْﺰُﻧُﻨِﻰ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳُﻌَﻮِّﺿُﻨِﻰ ﻣَﺎ ﻳَﻀِﻴﻊُ ﻣِﻨِّﻰ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳَﻘُﻮﻡُ ﻣَﻘَﺎﻡَ ﻣَﺎ ﻳَﻔُﻮﺕُ ﻣِﻨِّﻰ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺑِّﻰَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﺑِﺒَﻘَﺎﺋِﻪِ ﻭَ ﺍِﺑْﻘَﺎﺋِﻪِ ﻣَﻦْ ﺗَﻤَﺴَّﻚَ ﺑِﺎﺳْﻢٍ ﻣِﻦْ ﺍَﺳْﻤَﺎﺋِﻪِ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻴَﺔِ ٭ İlâhî! Benim insânî olan nev'imle şiddetli bir alâkam vardır. Bununla berâber "Her nefis ölümü tadıcıdır" (Âl-i İmrân Sûresi, 3:185) âyeti beni tehdîd ediyor ve nev'imle cinsimle alâkalı emellerimi söndürüyor ve onların ölümlerini bana haber veriyor. Bu mevt ve haberden neş'et eden bu hüzn-i elîme karşı havl ve kalb ve rûhumdan zâil olanların yerini dolduracak olan tesellîyi verecek kuvvet ancak Sendedir. Çünki her şeye karşı kâfî gelen fakat her şey kendisine kâfî gelemeyen Zât ancak Sensin. İlâhî! Benim, evim ve menzilim gibi olan dünyamla şiddetli bir alâkam vardır. Bununla berâber "O'nun üzerindeki herkes fânîdir. Celâl ve ikrâm sâhibi Rabbinin zâtı ise bâkî kalır" (Rahmân Sûresi, 55:27) âyeti, benim bu evimin harâb olacağını ve bu yıkılacak olan evde kendileriyle berâber oturduğum mahbûblarımın zevâl bulacağını i'lân ediyor. Bu korkunç musîbete karşı ve göçüp giden ahbâbdan ayrılıklara bile karşı havl ve bunlara karşı bana tesellî verecek ve onların yerine geçecek kuvvet ancak Sendedir, ey tecelliyât-ı rahmetinden bir cilve, benden ayrılan her şeyin yerine geçebilen Zât! İlâhî! Mâhiyetimin câmiiyeti ve bana in'âm ettiğin cihâzâtımın gâyet kesreti i'tibâriyle alâkalarım ve kâinâta ve envâına şiddetli ihtiyâclarım vardır. Bunlar berâber "O'nun zâtından başka her şey helâk olucudur. Hüküm O'nundur ve ancak O'na döndürüleceksiniz." (Kasas Sûresi, 28:88) Âyeti beni tehdîd eder ve eşyâlarla olan pek çok alâkamı keser. Ve her bir alâkanın kesilmesiyle, rûhumda bir yara ve ma'nevî bir elem oluşur. İşte bu hadsiz yaralara karşı havl ve onları tedâvî edecek kuvvet ancak Sendedir, ey her şeye kâfî gelen ve bütün eşyâ, teveccüh-i rahmetinden bir tek şeye kâfî gelemeyen Zât, ey bir şey için olduğunda her şey o şey için olan ve o şey için olmadığında o şey için hiçbir şey olmayan Zât! İlâhî! Cismânî şahsiyetimle şiddetli alâkam ve ibtilâ ve meftûniyetim var. Öyle ki, sanki cismim, zâhirî nazarımda bütün âmâl ve metâlibimin tavanına bir direktir. Bende bekâya karşı şiddetli aşk var. Bununla berâber cismim ne demir ne de taştandır ki filcümle devâm etsin. Bi'lakis her ân dağılmak üzere bulunan et ve kan ve kemiktendir. Yine bununla berâber hayâtım cismim gibi iki tarafı sınırlıdır, yakın bir zamânda mevtin hâtemiyle mühürlenecektir. Bununla berâber ihtiyârlıktan başım beyâz âlev aldı. Hastalık sırtımı ve göğsümü darbelemiştir. Bu hâlden dolayı ben üzüntü, sıkıntı, ızdırâb, teellüm ve şiddetli hüzün içindeyim. Bu korkunç hâle karşı havl ve beni üzen şeylere karşı beni tesellî edecek ve benden kaybolan şeyleri telâfî edecek ve benden geçip giden şeylerin yerine geçebilecek kuvvet ancak Sendedir, ey Bâkî olan ve bâkî isimlerinden bir isme yapışan kimse, kendisinin bekâsı ve ibkâsı ile bâkî olan Rabbim! ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻭَ ﻟِﻜُﻞِّ ﺫِﻯ ﺣَﻴَﺎﺓٍ ﺧَﻮْﻑٌ ﺷَﺪِﻳﺪٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَ ﺍﻟﺰَّﻭَﺍﻝِ ﺍﻟﻠَّﺬَﻳْﻦِ ﻻﺎ ﻣَﻔَﺮَّ ﻣِﻨْﻬُﻤَﺎ ﻭَ ﻟِﻰَ ﻣُﺤَﺒَّﺔٌ ﺷَﺪِﻳﺪَﺓٌ ﻟِﻠْﺤَﻴَﺎﺓِ ﻭَ ﺍﻟْﻌُﻤْﺮِ ﺍﻟﻠَّﺬَﻳْﻦِ ﻻﺎ ﺩَﻭَﺍﻡَ ﻟَﻬُﻤَﺎ ﻣَﻊَ ﺍَﻥَّ ﺗَﺴَﺎﺭُﻉَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﺟْﺴَﺎﻣِﻨَﺎ ﺑِﻬُﺠُﻮﻡِ ﺍﻻﺎٰﺟَﺎﻝِ ﻻﺎ ﻳُﺒْﻘِﻰ ﻟِﻰ ﻭَ ﻻﺎ ِﻻﺎﺣَﺪٍ ﺍَﻣَﻼﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎٰﻣَﺎﻝِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﻮِﻳَّﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﻭَ ﻳَﻘْﻄَﻌُﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻟَﺬَّﺓً ﺍِﻻَﺎ ﻭَ ﻳَﻬْﺪِﻣُﻬَﺎ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺒَﻠِﻴَّﺔِ ﺍﻟْﻬَﺎﺋِﻠَﺔِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳُﺴَﻠِّﻴﻨَﺎ ﻋَﻨْﻬَﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺧَﺎﻟِﻖَ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕِ ﻭَ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﻭَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓُ ﺍﻟﺴَّﺮْﻣَﺪِﻳَّﺔُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻣَﻦْ ﺗَﻤَﺴَّﻚَ ﺑِﻪِ ﻭَ ﺗَﻮَﺟَّﻪَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَ ﻳَﻌْﺮِﻓُﻪُ ﻭَ ﻳُﺤِﺒُّﻪُ ﻳَﺪُﻭﻡُ ﺣَﻴَﺎﺗُﻪُ ﻭَ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺕُ ﻟَﻪُ ﺗَﺠَﺪُّﺩَ ﺣَﻴَﺎﺓٍ ﻭَ ﺗَﺒْﺪِﻳﻞَ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﻓَﺎِﺫًﺍ ﻓَﻼﺎ ﺣُﺰْﻥَ ﻟَﻪُ ﻭَ ﻻﺎ ﺍَﻟَﻢَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺑِﺴِﺮِّ ﴾ﺍَﻻﺎ ﺍِﻥَّ ﺍَﻭْﻟِﻴَﺎﺀَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻻﺎ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَ ﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ِﻻﺎﺟْﻞِ ﻧَﻮْﻋِﻰ ﻭَ ﺟِﻨْﺴِﻰ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﺑِﺘَﺎَﻟُّﻤَﺎﺕٍ ﻭَ ﺗَﻤَﻨِّﻴَﺎﺕٍ ﺑِﺎﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَ ﺑِﺎَﺣْﻮَﺍﻟِﻬَﺎ ﻓَﻼﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻟِﻰ ﺑِﻮَﺟْﻪٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﻩِ ﻋَﻠٰﻰ ﺍِﺳْﻤَﺎﻉِ ﺍَﻣْﺮِﻯ ﻟَﻬُﻤَﺎ ﻭَ ﺗَﺒْﻠِﻴﻎِ ﺍَﻣَﻠِﻰ ﻟِﺘِﻠْﻚَ ﺍﻻﺎَﺟْﺮَﺍﻡِ ﻭَ ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻻﺎِﺑْﺘِﻼﺎﺀِ ﻭَ ﺍﻟْﻌَﻼﺎﻗَﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺏَّ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَ ﻳَﺎ ﻣَﻦْ ﺳَﺨَّﺮَ ﻫُﻤَﺎ ﻟِﻌِﺒَﺎﺩِﻩِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻭَ ﻟِﻜُﻞِّ ﺫِﻯ ﻋَﻘْﻞٍ ﻋَﻼﺎﻗَﺎﺕٌ ﻣَﻊَ ﺍﻻﺎَﺯْﻣِﻨَﺔِ ﺍﻟْﻤَﺎﺿِﻴَﺔِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﻭْﻗَﺎﺕِ ﺍﻻﺎِﺳْﺘِﻘْﺒَﺎﻟِﻴَّﺔِ ﻣَﻊَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍِﻧَّﻨَﺎ ﻗَﺪْ ﺍِﻧْﺤَﺒَﺴْﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺯَﻣَﺎﻥٍ ﺣَﺎﺿِﺮٍ ﺿَﻴِّﻖٍ ﻻﺎ ﻳَﺼِﻞُ ﺍَﻳْﺪِﻳﻨَﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﺩْﻧٰﻰ ﺯَﻣَﺎﻥٍ ﻣَﺎﺽٍ ﻭَ ﻣُﺴْﺘَﻘْﺒَﻞٍ ﻟِﺠَﻠْﺐٍ ﻣِﻦْ ﺫَﺍﻙَ ﻣَﺎ ﻳُﻔَﺮِّﺣُﻨَﺎ ﺍَﻭْ ﻟِﺪَﻓْﻊٍ ﻣِﻦْ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺎ ﻳُﺤْﺰِﻧُﻨَﺎ ﻓَﻼﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟْﺤَﺎﻟَﺔِ ﻭَ ﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﺤْﻮِﻳﻠِﻬَﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﺣْﺴَﻦِ ﺍﻟْﺤَﺎﻝِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺏَّ ﺍﻟﺪُّﻫُﻮﺭِ ﻭَ ﺍﻻﺎَﺯْﻣَﺎﻥِ ٭ ﺍِﻟٰﻬِﻰ ﻟِﻰ ﻓِﻰ ﻓِﻄْﺮَﺗِﻰ ﻭَ ﻟِﻜُﻞِّ ﺍَﺣَﺪٍ ﻓِﻰ ﻓِﻄْﺮَﺗِﻬِﻢْ ﺍٰﻣَﺎﻝٌ ﺍَﺑَﺪِﻳَّﺔٌ ﻭَ ﻣَﻄَﺎﻟِﺐُ ﺳَﺮْﻣَﺪِﻳَّﺔٌ ﺗَﻤْﺘَﺪُّ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﺑَﺪِ ﺍﻻﺎٰﺑَﺎﺩِ ٭ ﺍِﺫْ ﻗَﺪْ ﺍَﻭْﺩَﻋْﺖَ ﻓِﻰ ﻓِﻄْﺮَﺗِﻨَﺎ ﺍِﺳْﺘِﻌْﺪَﺍﺩًﺍ ﻋَﺠِﻴﺒًﺎ ﺟَﺎﻣِﻌًﺎ ﻓِﻴﻪِ ﺍِﺣْﺘِﻴَﺎﺝٌ ﻭَ ﻣُﺤَﺒَّﺔٌ ﻻﺎ ﻳُﺸْﺒِﻌُﻬُﻤَﺎ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَ ﻣَﺎ ﻓِﻴﻬَﺎ ﻭَ ﻻﺎ ﻳَﺮْﺿٰﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻻﺎِﺣْﺘِﻴَﺎﺝُ ﻭَ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﻤُﺤَﺒَّﺔُ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻴَﺔِ ﻭَ ﻻﺎ ﻳَﻄْﻤَﺌِﻦُّ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻻﺎِﺳْﺘِﻌْﺪَﺍﺩُ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺪَﺍﺭِ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓِ ﺍﻻﺎَﺑَﺪِﻳَّﺔِ ﻳﺎَ ﺭَﺏَّ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَ ﻳَﺎ ﺭَﺏَّ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻭَ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﻘَﺮَﺍﺭِ ﴾٠٤﴿ 40 ﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ nin merâtibindeki yirmi mertebe başta yazılacaktı. Âhirde yazacağım diye te'hîr etmiştim. Âhire geldiğimiz vakit şimdilik teehhür etti. Çünki îzâh ile olsa çok uzun olurdu. Kendime mahsûs yalnız işâretlerle yazılsa idi, istifade az olurdu. Başka vakte ta'lîk edildi. İlâhî Benim ve bütün zîhayâtın, kendilerinden kaçış olmayan ölüm ve zevâle karşı şiddetli bir korkumuz var. Ve benim, devâmları olmayan ömür ve hayâta karşı şiddetli bir muhabbetim var. Bununla berâber ecellerin bizim cisimlerimize hücûmuyla mevtin sür'ati, ne bende başka birinde, kesip attığı hâric dünyevî emellerden ne hiçbir emel ve tahrîb ettiği hâric ne de bir lezzet bırakır. Bu korkunç belâya karşı havl ve buna karşı bizi tesellî edecek kuvvet ancak Sendedir, ey Hâlık-ı mevt ve hayât! Ey hayât-ı sermediye sâhibi olan ve kendisine temessük eden ve kendisine yönelenin ve kendisini tanıyan ve kendisini sevenin hayâtının devâm ettiği ve ölümün ona teceddüd-i hayât ve tebdîl-i mekân olduğu zât! Öyle ise "Dikkat edin! Şübhesiz Allâh'ın Velî (kul)larına hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun (da) olmayacaklardır" sırrıyla, ona ne hüzün vardır ve ona ne de elem vardır. İlâhî! Nev'im ve cinsimden dolayı benim göklerde ve yerde olan teellümât ve temenniyât ile ve onların ahvâli ile alâkalarım var. Fakat hiçbir cihetle onlara emrimi dinletecek ve emelimi bu cirimlere teblîğ edecek kuvvet bende yok. Bu belâlara ve alâkalara karşı havl ancak Sendedir, ey Göklerin ve yerin Rabbi ve ey onları sâlih kullarına teshîr eden Zât! İlâhî! Benim ve bütün akıl sâhiblerinin, geçmiş zamânlar ve gelecek vakitlerle alâkalarımız var. Bununla berâber biz daracık bir zamân-ı hâzırda hapsolunduk; mâzî ve müstakbel zamânın en ednâsına bile ellerimiz yetişmez ki, bizi sevindirecek bir şeyi bundan celb edelim yâhûd bizi üzecek bir şeyi bundan def' edelim. Bu hâle karşı havl ve o hâlin en güzel hâle tahvîline yetecek kuvvet ancak Sendedir, ey asırların ve zamânların Rabbi! İlâhî! Benim fıtratımda ve her bir ferdin fıtratlarında, ebedü'l-âbâda uzanan ebedî emeller ve sermedî matlablar var. Çünki fıtratımıza öyle acîb ve câmi' bir isti'dâd tevdî' etmişsin ki, onda, dünyâ ve içindekilerin kendilerini doyuramayacağı bir ihtiyâc ve bir muhabbet vardır. Bu ihtiyâc ve bu muhabbet bâkî cennetten başka hiçbir şeye râzı olmaz ve bu isti'dâd saâdet-i ebediye yurdundan başka hiçbir şeyle tatmîn olmaz, ey dünyâ ve âhiretin Rabbi! Ve ey Cennetin ve dâr-ı karârın Rabbi! "Seni (her türlü noksânlıktan) tenzîh ederiz; senin bize öğrettiklerinden başka bizim için bir ilim yoktur. Şübhe yok ki Alîm, Hakîm ancak sensin." (Bakara Sûresi, 2:32.) "Bizi buna (bu mükâfâta vesîle olan amellere) hidâyet eden Allâh'a hamd olsun; eğer Allâh bizi hidâyete erdirmeseydi, doğru yolu bulamazdık. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri (bize) hakkı getirmişlerdir." (A'râf Sûresi, 7:43.) Allâhım, ümmetimin hasenâtı adedince, Efendimiz Muhammed'e ve âl ve ashâbına salât ve selâm et. Âmîn. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh'a mahsûstur. (Osmanlıca Lem'alar sh: 737) ﺍَﻟْﺒَﺎﺏُ ﺍﻟﺴَّﺎﺑِﻊُ