Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

ÜÇÜNCÜ MES'ELE

Âsâr-ı Bediiye · s.225

Kelâmın elbise-i fahiresi veyahut cemali ve sureti, üslûb iledir. Yani kalıb-ı kelâm iledir. Şöyle ki: Ya dikkat-i nazar veya tevaggul veya mübaşeret veya san'atın telakkuhuyla hayalde tevellüd eden temayülatın hususiyatından teşekkül eden suretlerden terekküb eden istiare-i temsiliyenin parçaları telahuk ettiklerinden; tenevvür ve teşerrüb ve teşekkül eden üslûb, kelâmın kalıbı olduğu gibi, cemalin madeni ve hulel-i fahirenin destgâhıdır. Güya aklın borazanı denilmeye şâyan olan "irade" ses etmekle, kalbin karanlık köşelerinde yatan manalar çıplak, yalın ayak, baş açık olarak çıktıklarından mahall-i suver olan hayale girerler. O hazinetü'l-hayalde buldukları sureti giyerler. En ekall bir yazmayı sarar veya bir pabucu giyer, lâekall bir nişan ile çıkar. Hiç olmazsa bir düğme ile veya bir kelime ile kendinin nerede terbiye olduğunu gösterir. Eğer bir kelâmın -fakat tabiattan çıkmış bir kelâmın- üslûbunda im'an-ı nazar edersen, kendi san'atı içinde işleyen mütekellimi o âyine-misal üslûbun içinde göreceksin. Hattâ nefsini nefesinden ve sesinden; mahiyetini nefesinden, {() "Nefes" ﻧﻔﺚ Arapçada dil ucuyla telaffuz edilen peltek (s) iledir. Manası çok hafif üflemektir. -Naşir-} üfürmesinden tevehhüm ve mizac ve san'atını kelâmıyla mümtezic tahayyül etsen, Hayaliyyun mezhebinde muateb olmuyorsun. Eğer tereddüd ile senin hayalinin hastalığı var ise, Kaside-i Bür'iye'den olan; ﻭَﺍﺳْﺘَﻔْﺮِﻍِ ﺍﻟﺪَّﻣْﻊَ ﻣِﻦْ ﻋَﻴْﻦٍ ﻗَﺪِ ﺍْﻣَﺘَﻼﺎﺕْ ٭ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﺤَﺎﺭِﻡِ ﻭَﺍﻟْﺰَﻡْ ﺣِﻤْﻴَﺔَ ﺍﻟﻨَّﺪَﻡِ olan bîmarhaneye git, gör! Nasıl hakîm-i Busayrî, istifrağla ve nedametin perhiziyle sana reçete yazar. Eğer iştihanın açılmasıyla "üslûb" denilen hakikatın şişesindeki zülâl-i mana nasıl kendine muvafık ve nasıl imtizac etmesini seyretmek ve o zülâli içmeye iştihan var ise meyhaneye git ve de: "Ey meyhaneci, kelâm-ı beliğ nedir?" Elbette onun san'atı onu şöyle söylettirecek: "Kelâm-ı beliğ, ilim denilen çömleklerde pişirilen ve hikmet denilen büyük küplerde duran ve fehm denilen süzgeç ile süzülen, âb-ı hayat gibi bir manayı, zurefa denilen sâkiler döndürüp efkâr içer. Esrarda temeşşi etmekle hissiyatı ihtizaza getiren kelâmdır." Eğer böyle sarhoşların sözlerinden hoşlanmıyorsan; suyun mühendisi olan Hüdhüd-ü Süleyman'ın Sebe'den getirdiği nebe' ve haberi dinle!.. Nasıl inzal-i Kur'an ve ibda'-ı semavat ve arz eden Zülcelal'i tavsif etmiştir. Hüdhüd diyor: "Bir kavme rast geldim; zemin ve âsumandan mahfiyatı çıkaran Allah'a secde etmiyorlar." Bak! Evsaf-ı kemaliye içinde Hüdhüd'ün hendesesine telvih eden vasf-ı mezburu yalnız ihtiyar eyledi. İşaret:Üslûbdan muradım, kelâmın kalıbıdır ve suretidir. Başkalar başka diyorlar. Ve belâgatça faidesi, kıssatın tefarıkını ve perişan olan parçalarını iltiham ve bitiştirmektir. Tâ kaide-i "Bir şey sabit olursa levazımıyla sabittir." sırrıyla bir cüz'ü tahrik etmekle, kıssatın küllünü ihtizaza getirmektir. Güya mütekellim, üslûbun bir köşesini muhataba gösterse, muhatab kendi kendine, -velev bir derece karanlıkta olsa- tamamını görebilir. Bak, nerede olursa olsun "mübareze" lafzı pencere gibi meydan-ı harbi, içinde harb olarak sana gösterir. Evet çok böyle kelimeler vardır, hayalin simotoğrafisi denilse caizdir. Tenbih:Üslûbun meratibi pek mütefavittir. Bazan o kadar latîf ve rakiktir ki, nesîm-i seherden daha âheste eser. Bazan o kadar gizli oluyor ki, bu zamanın harbinin diplomatlarının desais-i harbiyelerinden daha mesturdur. Bir diplomatın kuvve-i şâmmesi lâzımdır, tâ istişmam edebilsin. Ezcümle:ﻳٰﺲٓ Suresinde ﻣَﻦْ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻌِﻈَﺎﻡَ ﻭَ ﻫِﻰَ ﺭَﻣ۪ﻴﻢٌ şive-i ifadeden, Zemahşerî ﻣَﻦْ ﻳَﺒْﺮُﺯُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﻤَﻴْﺪَﺍﻥِ üslûbunu istişmam etmiştir. Evet insan isyanla Hâlıkın emrine karşı manen müdafaa ve mübareze eder...