Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

TEVHİDİN TENVİRİ

Âsâr-ı Bediiye · s.76

Kâinattaki teşabüh-ü âsâr ve etrafı birbiriyle muanaka ve elele tutmuş birbirine arz-ı intizam; ve birbirinin sualine karşı cevab-ı savap; ve birbirinin nida-yı ihtiyacına "lebbeyk!" ile mukabele etmek; ve bir nokta-i vâhideye temaşa etmek; ve bir mihver-i nizam üzerinde deveran etmek cihetiyle Sâni'-i Zülcelalin tevhidine telvih, belki Hâkim-i Ezelin vahdaniyetine tasrih ediyor. Evet, karıncanın gözünü, midesini halkeden Zat; aynen O'dur ki; şemsi ve bütün kâinatı da halketmiştir. Çünki kâinat, müteşâbik birbirine girmiş. Her şey, her şey ile murtabıttır. Demek küre-i arz ile bütün yıldız ve güneşleri tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek derecede kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse; kâinatta dava-yı halk, hiçbir şeyde iddia-yı icad edemez. Sun'î tasarrufat-ı beşeriye ise, fıtratta cari nevamis-i İlahiyenin sereyanlarını keşf ile tevfik-i hareket edip, kendi lehinde yalnız istimal etmektir. İcad değildir. Bidayette mevzumuz ve müddeamız kelime-i şehadet idi. Şimdi netice-i bürhan-ı bahirimiz dahi ilmelyakîn ile: ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ٭ ﻭَﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ dır.

ﺭُﻣُﻮﺯْ