SEKİZİNCİ MES'ELE
Âsâr-ı Bediiye · s.235
Maânî-i beyaniyenin aşılaması ve telkîhi ve manaların becayiş ve inkılabları kelimenin mana-yı hakikîsi, ya garaz veyahut mana-yı muallakadan birisini teşerrüb ve içine cezb etmektir. Zira içine girdiği vakit sahibü'l-beyt olan hakikata ve esasa dönüyor. Ve asıl lafzın sahibi olan mana ise bir suret-i hayatiyeye dönüyor; ona meded verir. Ve müstetbeattan istimdad eder. Bu sırdandır ki; kelime-i vâhidenin maânî-i müteaddidesi oluyor. Ve becayiş ve telkîhat bundan çıkar. Bu noktadan gaflet eden, büyük bir belâgatı kaybeder... İşaret:Bir şey merkeb ve binilmiş ise ﻋَﻠٰﻰ lafzına müstehak olduğu gibi, zarf gibi içine aldığından ﻓِﻰ lafzını ister. ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ gibi. Hem de bir şey âlet olduğundan ﺑَﺎﺀ lafzını ister. ﺻَﻌَﺪْﺕُ ﺍﻟﺴَّﻄْﺢَ ﺑِﺎﻟﺴُّﻠَّﻢِ gibi. Ve mekân ve merkeb olduğundan ﻓِﻰ ve ﻋَﻠٰﻰ lafızlarını dahi ister. Hem de gaye olduğundan ﺍِﻟٰﻰ ve ﺣَﺘّٰﻰ lafızlarını ister. İllet ve zarf olduğundan ﻻﺎﻡْ ve ﻓِﻰ lafızlarını dahi ister. ﻭَ ﺍﻟﺸَّﻤْﺴُﺘَﺠْﺮ۪ﻯ ﻟِﻤُﺴْﺘَﻘَﺮٍّ gibi. İşte sermeşk; sen de kıyas edebilirsen et!.. Tenbih:Bu mütedâhil manaların hangisi daha ziyade senin garazına temas eder ve maksada sıla-i rahm vardır, ileriye sür ve izhar et. Bâkileri ona teşyi' edici yaptır. Yoksa senin tarz-ı ifaden haşmet ve zînet-i beyaniyeden çıplak olacaktır.