Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

Peygamber muvaffakdır.

Âsâr-ı Bediiye · s.55

Kim tevfik isterse, kâinatta cari olan âdetullaha aşinalık etmek ve nevamis-i fıtrata dostluk etmek gerektir. Yoksa fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir... Cereyan-ı umumî ise, muhalif harekette bulunanları, adem-âbad hiçâhiçe atacaktır. İşte buna binaen temaşa et, göreceksin ki; hilkatte cari olan kavanin-i amîka-i dakika -ki hurdebîn-i akıl ile görülmez- hakaik-i şeriat ne derece onları müraat ve onlar ile muarefet ve münasebette bulunmuşlardır ki; o kavanin, hilkatin muvazenesini muhafaza etmiştir. Evet şu a'sar-ı tavîlede, şu müsademat-ı azîme içinde hakaikını muhafaza, belki daha ziyade inkişafa {() Hatta medeniyet nazarında, şeriatın en ziyade tenkide maruz olan mesaili, keşşaf zaman gösterdi ki; hayat-ı içtimaiyeye en ziyade lâzım o esaslardır. Meselâ riba, kumar, müskirin hurmeti; talak, taaddüd-ü zevcatın cevazı, mesturiyet-i nisvan ve zekâtın vücubu, unsuriyetten gelen fikr-i milliyeti ve hevesin serbestiyetini red ve men'i gibi mesail... Suretlerin tahriminde hikmet bir değil! Acaba hased, gurur, riya, şehvet-âlûd şimdiki beşerin hırçın ruhunda tesavir () denilen küçücük cenazelerin rolünü ve derece-i tesirini yine zaman göstermeyecek midir?!. () Memnu' heykel, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riya-yı mütecessiddir. -Müellif-} getirdiğinden gösterir ki; Resul-i Ekrem Aleyhisselâmın mesleği hiçbir vakit mahvolmayan hak üzerine müessestir. Şu nükte ve noktaları bildikten sonra; geniş ve muhakemeli ve müdakkik bir zihinle dinle ki: Muhammed-i Hâşimî Aleyhisselâm ümmiyeti ve adem-i kuvvet-i zahiresi ve adem-i hâkimiyeti; ve adem-i meyl-i saltanat ile beraber gayet hatarlı mevâki'de kemal-i vüsukla teşebbüs ederek efkâra galebe etmekle; ervaha tahabbüb ve tabayi'a halâvetle tasallut; gayet kesire ve müstemirre ve râsiha ve me'lufe olan âdât ve ahlâk-ı vahşiyâneyi esasıyla hedmederek, onların yerine ahlâk-ı âliyeyi gayet metin bir esas ile lahm ve demlerine karışmış gibi tesis etmek ile beraber, zaviye-i vahşette hamid olan bir kavimdeki kasavet-i vahşiyeyi ihmad ve hissiyat-ı dakikayı tehyic ve secaya-yı âliyeyi ikaz ve cevher-i insaniyetlerini izhar etmekle beraber; evc-i medeniyete bir zaman-ı kasîrde is'ad ederek, şark ve garbda oturmuş maddî ve manevî bir devlet-i cesîmeyi bir zaman-ı kalilde teşkil edip, ateş-i cevval gibi, belki nur-u nevvar gibi veyahut Asâ-yı Musa gibi sair devletleri bel' ve imha derecesine getirdiğinden; basar-ı basîreti kör olmayanlara sıdkını ve nübüvvetini ve hak ile temessükünü göstermiştir.