İSTANBUL'DAN VEDANÂME
Âsâr-ı Bediiye · s.423
Ey koca İstanbul! Müsavat ve uhuvveti sende devr-i istibdadda, yalnız tımarhanede; meşrutiyeti, yalnız tevkifhanede gördüm. Elveda ey gelin libası giymiş acuze-i şemtâ! Usandım, sen zehirli bala benzersin. Belki medenî libası giymiş vahşi adama benzersin. Sureten ne kadar medenîliğin var; sîreten dahi nifak, sefahet, ağraz içinde o kadar, o derece vahşisin; tam dünyaya benzersin. Dünyaya geldiğime ben de pişman oldum. Riyanın sözünü, seni tasavvur ettikçe tahattur ediyorum. Eğer medeniyet böyle tecavüzat-ı haysiyet-şikenâne; ve iftiraât-ı nifak-cuyane ve fikr-i intikam-ı bî insafane ve mugalatât-ı şeytanetkârane ve diyanette harekât-ı lâübaliyaneye müsaid bir zemin ise; herkes şahid olsun ki, o saadet-saray-ı medeniyet tesmiye olunan, akreb ve yılanların yuvaları olan böyle mahall-i ağraza Kürdistanın, hürriyet-i mutlakanın meydanı olan yüksek dağlarındaki bedeviyet ve vahşet haymelerini tercih ediyorum. Zira burada görmediğim hürriyet-i fikir ve serbestî-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kalb, Kürdistanın dağlarında tam manasıyla hükümfermadır. Bildiğime göre, edibler edebli olurlar ve ceridelerde terbiye-i efkâr ederler. Şimdi bazı edibleri edebsiz ve bazı cerideleri de naşir-i ağraz görüyorum. Eğer edeb böyle ise ve efkâr-ı umumî böyle müzebzeb olsa; şahid olunuz, ondan vazgeçtim. Bunda da dâhil değilim!.. Ve Kürdistanın yüksek dağlarında, yani "Başit" başında ecsam ve elvah-ı âlemi, ceridelerine bedel mütalaa edeceğim. Muarradır feyzan-i feyzimiz şeyn-i temennadan Bize dâd-ı ezeldir, zîrden bâlâdan istiğna Çekildik neşve-i ümidden, tûl-ü emellerden O mecnunuz ki, ettik vuslat-ı leyladan istiğna... ﻭَ ﻟَﻮْﻻﺎ ﺗَﻜَﺎﻟ۪ﻴﻒُ ﺍﻟْﻌُﻠٰﻰ ﻭَ ﻣَﻘَﺎﺻِﺪُ ﻋَﻮَﺍﻝٍ ٭ ﻭَ ﺍَﻋْﻘَﺎﺏُ ﺍﻻﺎَﺣَﺎﺩ۪ﻳﺚِ ﻓ۪ﻰ ﻏَﺪٍ ﻻﺎﻋْﻄَﻴْﺖُ ﻧَﻔْﺴ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﺨَﻠّ۪ﻰ ﻣُﺮَﺍﺩَﻫَﺎ ٭ ﻭَ ﺫَﺍﻙَ ﻣُﺮَﺍﺩ۪ﻯ ﻣُﺬْ ﻧَﺸَﺌْﺖُ ﻭَ ﻣَﻘْﺼَﺪ۪ﻯ ﻭَ ﺍَﻛْﺘُﻢُ ﺍَﺷْﻴَٓﺎﺀً ﻭَﻟَﻮْ ﺷِﺌْﺖُ ﻗُﻠْﺘُﻬَﺎ ٭ ﻭَﻟَﻮْ ﻗُﻠْﺘُﻬَﺎ ﻟَﻢْ ﺍُﺑْﻖِ ﻟِﻠﺼُّﻠْﺢِ ﻣَﻮْﺿِﻌًﺎ