İFADE-İ NAŞİR
Âsâr-ı Bediiye · s.401
323 senesi (1907) zarfında idi ki; Kürdistan'ın yalçın, sarp ve âhenîn mâvera-i şevahik-ı cibalinde tulû' etmiş Said-i Kürdî isminde nevadir-i hilkatten ma'dud bir ateşpare-i zekânın İstanbul âfâkında rü'yet edildiği haberi etrafa aksetmiş; ve fıtraten mütecessis olan bazı kimseler o hârika-i fıtratı peyapey gördükçe, mader-i hilkatin hazain-i lâ-tefnasındaki sehaveti bir türlü hazmedemeyenleri, şu Kürd kıyafetinde, o şal ve şalvar altında, öyle bir kânun-u dehanın ihtifa edebileceğini bir türlü anlamayarak; âtıl ve müzevver olan ekseriyet-i hasise, zelil olan hissiyat-ı umumiyesini bir kelime-i tezyifin mana-yı intikamında telhis etmişlerdi: Mecnun!.. Said-i Kürdî filvaki' ifrat-ı zekâ itibariyle hudud-u cünunda idi. Fakat öyle bir cünun ki; onun ulvî ruh, kemal ve aklına bir şairin şu mısralarında tercüman-ı zîşanı olmuştur: Cünun başımda yanar, ateş-i maâlîdir Cünun başımda benim bir zekâ-i âlîdir. Benim cünunuma rehber ziya-yı ulviyet, Benim cünunumu bekler azîm bir niyet... Evet Said-i Kürdî İstanbul'a, şûrezâr Kürdistan'ın maarifsizlikle öldürülmek istenilen kâinat idrakinde yapamadığı kâşanelere bedel, Yıldız siyasetlerini zelzelelere vermek azmiyle gelmişti. Daha İstanbul'a gelmeden Van'dan, Bitlis'ten, Siirt'ten, Mardin'den, Erzurum'dan defaatle nefy olundu. İstanbul'a gelmesiyle beraber, Merhum Sultan Abdülhamid tarafından da suret-i ciddiyede tarassud altına aldırıldı ve tevkif edildi. Nihayet bir gün geldi ki, Said-i Kürdî'yi Üsküdar'a Toptaşı'na (Toptaşı Hastahanesi) yolladılar. Çünki hapishanede ikaz edilecek kimseler bulunmak muhtemeldi. Tımarhaneden (Eserin ilk matbu' nüshalarında "Bîmarhaneden" şeklindedir) ikide bir de çıkartılır; maaş, rütbe tebşir edilirdi. Hazret-i Said: "Ben Kürdistan'da mekteb (üniversite) açmak üzere geldim, başka bir dileğim yoktur. Bunu isterim ve başka bir şey istemem." derdi. Tabir-i âherle Bedîüzzaman iki şey istiyordu: Kürdistan'ın her tarafında mektebler açtırmak istiyor, başka bir şey almamak istiyordu... Arş-ı kanaat oldu behişt-i gına bize, Biz etmeyiz zemin-i müdaraya ol emin. Mensabların, makamların en bülendidir, Vicdanımızca mensab tahkir-i zalimin. Şehzadebaşı'nda şematetle bir konferans verildiği gece, kemal-i mehabetle sahneye çıkıp irad ettiği nutk-u beliğ-i bîtarafane, Said'in ihata-i ilmiyesi kadar hamaset ve fedakârlıkta da bîmenend olduğunu teyid eder. Gerek o gece, gerek menhus 31 Mart'ta cihandeğer nasihatlarıyla ortaya atılan hoca-i dânâya; "böyle tehlikeli âvânda vücud-u kıymetdarının sıyaneti, nef'an lil-umum elzem olduğu" ihtar edildiği zaman: "En büyük ders, doğruluk yolunda ölümünü istihkar dersi vermektir." "Yerinde ölmek için bu hayat lâzımdır" fikrine karşı: Aşinayız, bize bîganedir endişe-i mevt. Adl ü Hak uğruna nezreylemişiz canımızı. mısraı ile mukabele ederdi. Said-i hüşyarın safvet-i ruhunu, besalet ve şecaatini, fedakârlığındaki nihayetsizliğini anlamak ve ona ebedî bir rabıta-i aşkla bağlanmak için lisan-ı hamasetinden meşhur Kahriyat'ın ezcümle şöyle bir parçasını dinlemek kifayet eder. Saray-ı zindanı yık, taşlarını başlara vur! Yere indir güneşi, yıldızı eflâka savur. Ser-i bîdâdı kopar, kalb-i a'dayı kavur, Ol bize âb-ı hayat, ateş-i seyyal-i memat. Bedîüzzaman'a zurefadan biri, bir gün irfanıyla mütenasib bir esvab iktisası lüzumundan bahseder. Müşarün-ileyh: "Siz Avusturya'ya güya boykot yapıyorsunuz.. Yine onun yolladığı kalpakları giyiyorsunuz! Ben ise, bütün Avrupa'ya boykot yapıp, yalnız memleketimin mamulâtını giyerim" buyurmuştur. Elyevm, Said-i Kürdî Kürdistan'a döndü. İstanbul'un heva-yı gıll u gışşından ve tezviratından; bedraka-i efkâr olmak lâzım gelen gazetecilerin -bazılarının- bütün fenalıklara bâdî, bütün felâketlerin müvellidi olduklarını görerek, bu derece açık cinayetlere tahammül edemeyerek me'yus ve müteessir (olarak) vahşetzâr fakat munis, fakat vefakâr ve namusperver olan dağlarına döndü. İsabet etti. Kimbilir, belki en büyük icraatından biri de budur.
Ahmed Râmiz
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ ﻭَ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍٰﻟِﻪ۪ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪ۪ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَ