İFADE
Âsâr-ı Bediiye · s.78
Herkes insanlarla meşgul. Ben insanlardan usandım. Misalîlerle mübahase daha hoşuma gidiyor. Çünkü münsiftirler. Garibdir ki; bir iki senedir uyanık iken zihnimde bir karanlık oluyor. Bazan nisyan-ı mutlak basar. Âlem-i menama girdikçe bir vuzuh geliyor, daha iyi görüyorum. İşte iki gece âlem-i manada iki suale maruz oldum. Birinci gecede cevaba hazırlanırken uyandım. İkinci gecede cevabı verdim. Daha itmam etmeden uyandım.
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Birinci Sual: İ'caz-ı Kur'an'ı îcaz ile beyan et! Cevap:İ'caz-ı Kur'an, yedi menabi-i küllîyeden tecelli ve yedi anasırdan terekküb eder. Birinci Menba':Lafzın fesahatından, nazmın cezaletinden, mananın belâgatından, mefhumların bedaatından, mazmunların bera'atından, üslûbların garabetinden tevellüd eden nakş-ı acibdir. İkinci Unsur:Umûr-u kevniyedeki gaybdan, hakaik-i İlahiyedeki gaybdan, mazideki gaybdan, müstakbeldeki gaybdan terekküb eden ilmül-guyûbdur. Üçüncü Menba':Lafzı cihetiyle; pek çok ve usûl-ü Arabîyece sahih, nazar-ı belagâtta müstahsen, hikmet-i teşri'iyeye münasib pek vâsi' vücuh ve ihtimalatın şümulünden. Ve mana cihetiyle; meşarib-i evliya, ezvak-ı ârifîn, mezahib-i sâlikîn, mesalik-i fukaha, turuk-u mütekellimîn ihatasından. Ve ahkâm cihetiyle; hakaik-i ahval, desatir-i saadet-i dâreyn, vesail-i terbiye, revabıt-ı hayat-ı içtimaiyenin istî'abından. Ve ilmi cihetiyle; ulûm-u kevniye, ulûm-u İlahiyeye istiğrakından. Ve makasıd cihetiyle; muvazenet ve ıttırad ve desatir-i fıtrata mutabakatından neş'et eden câmiiyet-i hârikulâdedir. Dördüncü Unsur:Her asrın derece-i fehim ve edebine ve her asırdaki tabakatın derece-i istidad ve kabiliyetine ifaza-i nur, her bir asra ve her asırdaki herbir tabakaya kapısı küşade ve herbirisini irza etmekle hasıl olan hârikulâde tazeliğiyle ihatasıdır. Beşinci Menba':Nakil cihetiyle; ahbar-ı evvelîn ve ahirîn, hakaik-i gayb ve şehadet, serair-i İlahiye, revabıt-ı kevniyeye dair hikâyatıdır ki: Ne vaki' ne akıl ve mantık onu kabul etmese de tekzib edememiş. Kütüb-ü sâbıkanın ittifakından musaddıkane, ihtilafî yerlerde musahhihane hikâyatından neş'et eden ihbarat-ı sadıkasıdır. Altıncı Unsur:Tazammun ettiği ve tesis ettiği Din-i İslâmdır ki; onun misline ne mazi muktedir olmuş. Ne müstakbel muktedir olabilir. Yedinci Menba':Şu altı menba'dan çıkan envar-ı sittenin imtizacından tevellüd eden hüsn-ü hakikiden hasıl olan zevk-i i'cazdır ki, hadsen bilinir. Tabirine lisan ve fikir kāsırdır. Eğer desen:Tasvirden anlaşılır ki; taaddüd-ü mesalik ve ihtilaf-ı turuk matlubdur? Cevab:Evet matlubdur. Hem zarurîdir. Eğer hodgâmlıkdan neş'et eden inhisar zihniyetiyle başkaların reddine kalkışırsa ﺍﻟْﺒُﻐْﺾُ ﻓِﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ sû'-i istimal ederse, o vakit ihtilaf zarardır. Yoksa ﺍَﻟْﺤُﺐُّ ﻟِﻠّٰﻪِ düsturunu esas tutsa, tekâmülde teavün kanununu bilse, şeriatın vüs'atini, tabibliğini düşünse ihtilaf, imtizaca sebeb olur. Elhasıl:Herkes kendi mesleğine"Hüve hakkun"demeli,"Hüve'l-hakk"dememeli. Veyahut"Hüve'l-ahsen"demeli,"Hüve'l-hasen"dememeli. Ey sail-i misalî! Cevab-ı mûcez istedin, ben de mücmel cevab verdim. İzahı istersen, birçok mücelled lâzım gelir. İşte şu anasır-ı seb'anın, yalnız birinci unsurunun ikinci cüz'ü olan nazmın cezaletini beyan etmek için"İşaratü'l-İ'caz"namındaki tefsirimi irae ediyorum. Zira bütün o tefsir ancak nazmın cezaletinin bir kısmını şerh edebilmiştir. İkinci Sual:Ki cevabı yarısı beyaz, yarısı siyahtır. Dedi ki:Bürhanınıza şekk-i itiraz geldikçe; imanınız sarsılmaz mı? Bu ma'reke-i evham olan istidlaliyatla taharri zarar vermez mi? Elcevap:Eğer neticeyi -bürhan ile bağlı- onunla ikame ve isbat suretiyle olsa; ve tahakkuk-u hakaika ayar tutmakla adem-i delilden adem-i medlûlü tevehhüm etse zarar olur. Halbuki, iman incecik bir bürhana yüklenmez. Belki öyle bir hadse bina ve istinad eder ki; o hads öyle menabi'den kuvvet ve öyle maadinden ışık alır ki; söndürülmesi kâinatın söndürülmesidir. Birinci Menba':En azîm icma' sırrını ve en vasi' tevatürün manasını tazammun eden milyonlar ehl-i hakikatın ittifakıdır. Sırr-ı icma' ve sırr-ı tevatür noktasından tecelli eden bir hads-i mukni'le o netice zihinde karar kılmıştır. Zira, herbir muhakkikin bir bürhanı var. Ve o bürhanın mahiyeti teşhis edilmese de vücudu kat'iyyen malûmdur. Acaba dünyada hangi itiraz ve şüphe vardır ki; milyarlar huyût-u berahinden teşekkül etmiş şu Habl-i Metini kesebilsin? Çünkü derim: Vahdete dair şu netice, hasra gelmez ehl-i tahkikin herbiri bir bürhan veya berahin ile hakikat olarak görmüşler. Demek onların bütün bürhanları sarsılmaz bir bürhandır. Çünkü o bürhanları tanımasa da vücudlarını bilir, hadsin zengin bir menbaıdır. İkinci Menba':Kâinatın bütün şehadatıdır. Üçüncü Menba':Vicdandaki fıtrattır. Bunlar gibi daha çok menba'lar vardır. İşte bu hads, bütün menabii söndürülmezse sönmez. Şübhe, bir delili, yüz delili atsa da medlûle îras-ı zarar edemez. Çünkü o kubbe-i âliye yalnız bir direk üstünde kaim değildir. Zihnin cüz'iyeti hasebiyle, müşteri nazarıyla isbatına çalışmak hatardır. Belki bu istidlalat ve berâhînin vazifesi menfîdir. Matlabı tavzih eder. Tasfiye eder. Bazan da takviye eder.