Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

HÂTİME

Âsâr-ı Bediiye · s.281

Ey benim kelâmımı mütalaa eden zevat! Geniş bir fikir ile ve müteyakkız bir nazar ile ve muvazeneli bir basiretle mecmu-u kelâmımı, yani mesalik-i hamseyi muhit bir daire veya müstedir bir sur gibi nazara alınız, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın nübüvvetine merkez gibi temaşa ediniz. Veyahut sultanın etrafına halka tutmuş olan asakir-i müteavinenin nazarıyla bakınız! Tâ ki, bir taraftan hücum eden evhamı, mütecavibe ve müteavine olan cevanib-i saire def' edebilsin. İşte şu halde Japonların suali olan: ﻣَﺎ ﺍﻟﺪَّﻟ۪ﻴﻞُ ﺍﻟْﻮَﺍﺿِﺢُ ﻋَﻠٰﻰ ﻭُﺟُﻮﺩِ ﺍﻻﺎِﻟٰﻪِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﺪْﻋُﻮﻧَﻨَﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ye karşı derim:İşte Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm!.. İşaret ve İrşad ve Tenbih:Vaktâ kâinat tarafından, hükûmet-i hilkat canibinden müstantık ve sâil sıfatıyla gönderilen fenn-i hikmet; istikbale teveccüh eden nev'-i beşerin talîalarına rastgelmiş, birden fenn-i hikmet şöyle bir takım sualleri irad etmiş ki: "Ey insan evlâdları! Nereden geliyorsunuz? Kimin emriyle? Ne edeceksiniz? Nereye gideceksiniz? Mebdeiniz nereden? Ve müntehanız nereyedir?" O vakit nev'-i beşerin hatib ve mürşid ve reisi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ayağa kalkarak, hükûmet-i hilkat canibinden gelen fenn-i hikmete şöyle cevab vermiştir ki: "Ey müstantık efendi! Biz maaşir-i mevcudat, Sultan-ı Ezel'in emriyle, kudret-i İlahiyenin dairesinden memuriyet sıfatıyla gelmişiz. Şu hulle-i vücudu bize giydirerek ve şu sermaye-i saadet olan istidadatı veren, cemi'-i evsaf-ı kemaliye ile muttasıf ve Vâcibü'l-Vücud olan Hâkim-i Ezel'dir. Biz maaşir-i beşer dahi, şimdi asr-ı saadet-i ebediyenin esbabını tedarik etmekle meşgulüz. Sonra birden ebede müteveccihen şehristan-ı ebedü'l-âbâd olan haşr-i cismanîye gideceğiz. İşte ey hikmet, halt etme ve safsata yapma!.. Gördüğün ve işittiğin gibi söyle!.."