HÂTİME
Âsâr-ı Bediiye · s.241
"Söylenene bak, söyleyene bakma!"; söylenilmiştir... Fakat ben derim: Kim söylemiş ise; Kime söylemiş? Ne içinde söylemiş? Ne için söylemiş? Söylediği sözü gibi dikkat etmek, belâgat nokta-i nazarından lâzımdır, belki elzemdir. İşaret:Malûm olsun ki; Fenn-i Maânî ve Beyanın mezayasının belâgatça mühim bir şartı, kasden ve amden garazın cihetine emarat ile işaret ve alâmatın nasbıyla kasd ve amdini göstermektir. Zira onda tesadüf bir para etmez. Fenn-i Bedîin ve tezyinat-ı lafziyenin şartı ise, tesadüf ve adem-i kasddır. Veyahut tesadüfî gibi tabiat-ı manaya yakın olmaktır. Telvih:Pûşide olmasın ki; tabiata ve hakikat-i hariciyeye delalet eden ve hükm-ü zihnîyi kanun-u haricî ile rabteden; tabir caiz ise, perdeyi delerek altındaki hakkı gösteren âletlerin en sekkabı ﺍِﻥَّ -i tahkikiyedir. Evet şu ﺍِﻥَّ nin şu hâsiyetine binaendir ki, Kur'anda kesretle istimal olunmuştur. Tenbih:Ey birader! Bu makaledeki kavanin-i latîfe şu perişan esalibden teberri ve nefret etmesi seni tağlit etmesin. Meselâ: "Eğer bu kanunlar iyi olsaydılar, onları vaz' edene iyi bir ders-i belâgatı verecekler idi. Hem de güzel bir üslûbu giyecekler idi. Halbuki onları vaz' eden ise ümmidir. Üslûbları dahi perişandır." gibi bir vehme zâhib olma. Yahu! Bu vehme ehemmiyet verme. Zira bir fende herbir ilim sahibi onda san'atkâr olmak lâzım gelmez. Hem de ile'l-merkeziye olan kuvve-i cazibe, ani'l-merkeziye olan kuvve-i dafiaya galibdir. Çünki kulağın dimağa karabeti ve akıl ile sıla-i rahmi vardır. Halbuki maden-i kelâm olan kalb ise, lisandan uzak ve ecnebidir. Ve hem de çok defa lisan, kalbin dilini tamamen anlamıyor. Lâsiyyema kalb bazan mes'elenin derin yerlerinden -kuyu dibindeki- bir tıntın eder ise lisan işitemez, nasıl tercümanlık edecektir?.. Elhasıl: Fehim, ifhamdan daha esheldir, vesselâm!.. İtizar:Ey şu dar ve ince ve karanlık olan yolda benim ile arkadaşlık eden sabırlı ve metanetli zât! Zannediyorum; bu İkinci Makale'de yalnız hayretle seyirci oldun, müstemi' olmadın. Çünki anlamadın. Hakkınız var. Zira mesail gayet derin ve ırkları uzun ve ibare ise gayet muhtasar ve muğlak ve Türkçem de epeyce noksan ve müşevveş ve vaktim dahi dar.. ben de acele.. sıhhatım muhtel.. başım nezlelidir. Şu karışık zeminde ancak şöyle bir varakpare çıkabilir. ﻭَﺍﻟْﻌُﺬْﺭُ ﻋِﻨْﺪَ ﻛِﺮَﺍﻡِ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻣَﻘْﺒُﻮﻝٌ Ey birader! "Unsur-u Hakikat"ı kübra gibi ve "Unsur-u Belâgat"ı suğra gibi mezcet. Elektrik şuâı gibi olan hads-i sadıkı geçir. Tâ gayet hararetli ve parlak ziyalı olan "Unsur-u Akide"yi netice vermek için senin zihnine istidadat verebilsin. İşte "Unsur-u Akide"yi Üçüncü Makale'de arayacağız. İşte başlıyorum: ﻧَﺨُﻮ