Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

GIYBETİN DERECE-İ ŞENAATI

Âsâr-ı Bediiye · s.663

Kur'an der: ﺍَﻳُﺤِﺐُّ ﺍَﺣَﺪُﻛُﻢْ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﻛُﻞَ ﻟَﺤْﻢَ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﻣَﻴْﺘًﺎ Altı kelime ile, altı derece şiddetle gıybeti takbih ediyor. Yani, hemze ile der: 1-Aklına bak,böyle şeye cevaz verir mi? Müstakim aklın yoksa; 2-Kalbine bak!Böyle şeye muhabbet eder mi? Selim kalbin yoksa; 3-Vicdanına bak,böyle dişinle kendi elini parçalamak gibi hayat-ı içtimaiyeyi bozmaya rıza gösterir mi? Vicdan-ı içtima'în olmazsa; 4-İnsaniyetine bak,böyle canavarvari iftirasa iştiha gösterir mi? Manen insaniyetin olmazsa; 5-Rikkat-i cinsiye, karabet-i rahmiyene bak!Böyle kendi belini kıracak harekete meyleder mi? Rikkat-i cinsiyen olmazsa; 6-Hiç sağlam tabiatın yok muki, ölüyü dişlerinle parçalıyorsun. Demek akıl, kalb, vicdan, insaniyet, rikkat-i cinsiye, tabiat, şeriat nazarında merdud gıybet, matruddur.

ﺕ - ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻻﺎ ﻳُﺪْﺭِﻙُ ﺳِﺮَّ ﺍﻟﺘَّﻌَﺎﻭُﻥِ ﻟَﻬُﻮَ ﺍَﺟْﻤَﺪُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﺠَﺮِ ﺍِﺫْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﺠَﺮِ ﻣَﺎ ﻳَﺘَﻘَﻮَّﺱُ ﻟِﻤُﻌَﺎﻭَﻧَﺔِ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﺍِﺫِ ﺍﻟْﺤَﺠَﺮُ ﻣَﻊَ ﺣَﺠَﺮِﻳَّﺘِﻪِ ﺍِﺫَﺍ ﺧَﺮَﺝَ ﻣِﻦْ ﻳَﺪِ ﺍﻟْﻤُﻌَﻘِّﺪِ ﺍﻟْﺒَﺎﻧ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻘْﻒِ ﺍﻟْﻤُﺤَﺪَّﺏِ ﻳَﻤ۪ﻴﻞُ ﻭَ ﻳَﺨْﻀَﻊُ ﺭَﺍْﺳَﻪُ ﻟِﻴُﻤَﺎﺱَّ ﺭَﺍْﺱَ ﺍَﺧ۪ﻴﻪِ ﻟِﻴَﺘَﻤَﺎﺳَﻜَﺎ ﻋَﻦِ ﺍﻟﺴُّﻘُﻮﻁِ Yani; kubbelerde taşlar başbaşa verirler, tâ düşmesinler.

ﻁ -Zevkiyyü'l-meslek ehl-i tasavvufun, vahdetü'ş-şuhudu tazammun eden vahdetü'l-vücudları, Allah hesabına kâinatı inkârdır. Ehl-i felsefenin, zaifü'l-i'tikad ehl-i nazarın, vahdetü'l-mevcudu tazammun eden vahdetü'l-vücudları kâinat hesabına Allah'ı inkârdır, sofestâiliktir. Daire-i esbabın tesirinden kendini kurtarmayan bir ruh, vahdet-i vücuddan dem vuramaz.

ﻁ -Cüz'-i lâyetecezza zerresinden insana, insandan şemsü'ş-şümusa, müteselsil mahrutî silsilenin vasatındaki cevher-i ferîdi, insan-ı mükerremdir.

ﻥ -İnsanın meşhur havassından başka havassı vardır. Zaika gibi bir hiss-i saika, hem bir hiss-i şaika vardır. Hem gayr-ı meş'ur hisler çoktur.

ﺱ -Bazan arzu, fikir suretini giyer. Şahs-ı muhteris arzu-yu nefsanîsini fikir zanneder.

ﻁ -Garibdir ki, bazı adam pis bir çamura düşer, kendini aldatmak için misk ü anber diye yüzüne gözüne bulaştırır.

ﺱ -Şehid velidir. Cihad, farz-ı kifayeden farz-ı ayne, belki muzaaf bir farz-ı ayn hükmüne geçmiştir. Hacc ve zekât gibi, cihadda da niyetin tasarrufu azdır. Hattâ adem-i niyet dahi asıl nokta-i nazarından niyet hükmündedir. Demek zıdd-ı niyet, yakînen tebeyyün etmezse, cihad şehadet-i hakikiyeyi intac eder. Zira vücub tezauf etse, taayyün eder. İhtiyarı tazammun eden niyetin tesiri azalır. Şu günahkâr millette, birdenbire onbinler evliya inkişaf ve tezahür etse, az bir mükâfat değildir.

ﻁ -Bizde biri fâsık olsa, galiben ahlâksız ve vicdansız olur. Zira arzu-yu masiyet, vicdandaki imanın sadâsını susturmakla inkişaf edebilir. Demek vicdanını ve maneviyatını sarsmadan, istihfaf etmeden, tam ihtiyarıyla şerri işlemez. Onun için İslâmiyet; fâsıkı hain bilir, şehadetini reddeder. Mürtedi zehir bilir, i'dam eder. Zimmîyi ve muahidi ibka eder. İcra-yı adalet, din namına olmalı, tâ akıl ve kalb ve ruh müteessir olsunlar, imtisal etsinler. Yoksa, yalnız vehim müteessir olur. Yalnız hükûmetin cezasından korkar -eğer tahakkuk etse-. Nâsın itabından çekinir -eğer tebeyyün etse-.

ﻁ -Bir câni yüzünden, çok masumları ihtiva eden bir gemi batırılmaz. Bir câni sıfat yüzünden, çok evsaf-ı masumeyi muhtevi bir mü'mine adavet edilmez. Lâsiyyema sebeb-i muhabbet olan iman ve tevhid, Cebel-i Uhud gibidir. Sebeb-i adavet olan şeyler, çakıl taşlar gibidir. Çakıl taşları Cebel-i Uhud'dan daha ağır telakki etmek ne kadar akılsızlıksa, mü'minin mü'mine adaveti, o kadar kalbsizliktir. Mü'minlerde adavet, yalnız acımak manasında olabilir. Elhasıl:İman muhabbeti, İslâmiyet uhuvveti istilzam eder. ﻁ - ﺍَﻟْﻜَﻼﺎﻡُ ﻛَﺎﻟْﻤَﺎﻝِ ﻻﺎﻳَﺠُﻮﺯُ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍﻻﺎِﺳْﺮَﺍﻑُ ﺗَﻤَّﺖْ

Bedîüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı