BU SUREYE AİT BİR NÜKTE-İ İ'CAZİYENİN HAŞİYESİDİR:
Asâ-yı Musa · s.88
Nasıl bu sure, beş cümlesinden dört cümlesi ile bu asrımızın dört büyük şerli inkılablarına ve fırtınalarına mana-yı işarî ile bakar; aynen öyle de, dört defa tekraren ﻣِﻦْ ﺷَﺮِّ -şedde sayılmaz- kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgu fitnesinin ve Abbasi Devleti'nin inkıraz zamanının asrına, dört defa mana-yı işarî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. Evet -şeddesiz- ﺷَﺮِّ beşyüz (500) eder; ﻣِﻦْ doksan (90) dır. İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde, istikbalden haber veren İmam-ı Ali (R.A.) ve Gavs-ı A'zam (K.S.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. ﻏَﺎﺳِﻖٍ ﺍِﺫَﺍ ﻭَﻗَﺐَ kelimeleri bu zamana değil, belki ﻏَﺎﺳِﻖٍ binyüz altmışbir (1161) ve ﺍِﺫَﺍ ﻭَﻗَﺐَ sekizyüzon (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Miladi bin dokuzyüz yetmişbir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.
--
ONBİRİNCİ MES'ELENİN HAŞİYESİNİN BİR LÂHİKASIDIR.
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Âyetü'l-kürsi'nin tetimmesi olan ﻻٓﺎ ﺍِﻛْﺮَﺍﻩَ ﻓِﻰ ﴾ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻗَﺪْ ﺗَﺒَﻴَّﻦَ ﺍﻟﺮُّﺷْﺪُ﴿ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻐَﻰِّ bin üçyüz elli (1350); ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﻜْﻔُﺮْ ﺑِﺎﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕِ bin dokuzyüz yirmidokuz (1929) veya (1928) ﻭَﻳُْﻤِﻦْ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻘَﺪِ ﺍﺳْﺘَﻤْﺴَﻚَ dokuzyüz kırkaltı (946) "Risaletü'n-Nur ismine muvafık"; ﺑِﺎﻟْﻌُﺮْﻭَﺓِ ﺍﻟْﻮُﺛْﻘٰﻰ bin üçyüz kırkyedi (1347); ﻻﺎ ﺍﻧْﻔِﺼَﺎﻡَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺳَﻤ۪ﻴﻊٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ٭ ﴾ﺍَﻟﻠّٰﻪُ﴿ ﴾ﻭَﻟِﻰُّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ﴿ -eğer beraber olsa- bin oniki (1012); -eğer beraber olmazsa- dokuzyüz kırkbeş (945) (bir şedde sayılmaz); ﻳُﺨْﺮِﺟُﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﴾ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ﴿ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ bin üçyüz yetmişiki (1372) -şeddesiz- ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎُ۬ﻫُﻢُ ﴾ﺍﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕُ﴿ bin dörtyüz onyedi (1417) ﴾ﻳُﺨْﺮِﺟُﻮﻧَﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﺍِﻟَﻰ﴿ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ bin üçyüz otuzsekiz (1338) -şedde sayılmaz-; ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺧَﺎﻟِﺪُﻭﻥَ bin ikiyüz doksanbeş (1295) -şedde sayılır- eder. Risaletü'n-Nur'un hem iki kere ismine, hem suret-i mücahedesine, hem tahakkukuna ve te'lif ve tekemmül zamanına tam tamına tevafukuyla beraber ehl-i küfrün bin ikiyüz doksanüç (1293) harbiyle âlem-i İslâm'ın nurunu söndürmeye çalışması tarihine ve Birinci Harb-i Umumî'den istifade ile bin üçyüz otuzsekiz (1338) de bil'fiil nurdan zulümata atmak için yapılan dehşetli muahedeler tarihine tam tamına tevafuku ve içinde mükerreren nur ve zulümat karşılaştırılması ve bu mücahede-i maneviyede Kur'anın nurundan gelen bir nur, ehl-i imana bir nokta-i istinad olacağını mana-yı işarî ile haber veriyor diye kalbime ihtar edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki; manasının münasebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa da yine bu âyetler her asra baktığı gibi mana-yı işarî ile bizimle de konuşuyor kanaatım geldi.