Beşinci Meyve:
Tılsımlar · s.159
İnsan kâinatın kıymettar bir meyvesi ve Sâni'-i kâinat'ın nazdar sevgilisi olduğu, mi'rac ile anlaşılmış ve o meyveyi cin ve inse getirmiştir. Küçük bir mahluk, zayıf bir hayvan ve âciz bir zîşuur olan insanı, o meyve ile o kadar yüksek bir makama çıkarır ki kâinatın bütün mevcudatı üstünde bir makam-ı fahir veriyor. Ve öyle bir sevinç ve sürur-u mesudiyetkârane veriyor ki tasvir edilmez. Çünkü âdi bir nefere denilse: "Sen müşir oldun." Ne kadar memnun olur. Halbuki fâni, âciz bir hayvan-ı nâtık, zeval ve firak sillesini daima yiyen bîçare insana; birden ebedî, bâki bir cennette, Rahîm ve Kerîm bir Rahman'ın rahmetinde ve hayal süratinde, ruhun vüs'atinde, aklın cevelanında, kalbin bütün arzularında, mülk ve melekûtunda tenezzühe, seyerana ve cevelana muvaffak olduğun gibi saadet-i ebediyede rü'yet-i cemaline de muvaffak olursun denildiği vakit, insaniyeti sukut etmemiş bir insan, ne kadar derin ve ciddi bir sevinç ve süruru kalbinde hissedeceğini tahayyül edebilirsin. Şimdi makam-ı istima'da olan zata deriz ki: İlhad gömleğini yırt, at. Mü'min kulağını geçir ve müslim gözlerini tak. Sana iki küçük temsil ile bir iki meyvenin derece-i kıymetini göstereceğiz. Mesela, senin ile biz beraber bir memlekette bulunuyoruz. Görüyoruz ki her şey bize ve birbirine düşman ve bize yabancı, her taraf müthiş cenazelerle dolu, işitilen sesler yetimlerin ağlayışı, mazlumların vaveylâsıdır. İşte biz, şöyle bir vaziyette olduğumuz vakitte; biri gitse, o memleketin padişahından bir müjde getirse, o müjde ile bize yabancı olanlar ahbap şekline girse düşman gördüğümüz kimseler, kardeşler suretine dönse o müthiş cenazeler, huşû ve huzûda, zikir ve tesbihte birer ibadetkâr şeklinde görünse o yetimane ağlayışlar, senakârane "yaşasın"lar hükmüne girse ve o ölümler ve o soymaklar, garetler terhisat suretine dönse kendi sürurumuz ile beraber, herkesin süruruna müşterek olsak; o müjde ne kadar mesrurane olduğunu elbette anlarsın. İşte mi'rac-ı Ahmediyenin (asm) bir meyvesi olan nur-u imandan evvel, şu kâinatın mevcudatı, nazar-ı dalaletle bakıldığı vakit; yabancı, muzır, müz'iç, muvahhiş ve dağ gibi cirmler birer müthiş cenaze, ecel herkesin başını kesip adem-âbâd kuyusuna atar. Bütün sadâlar, firak ve zevalden gelen vaveylâlar olduğu halde, dalaletin öyle tasvir ettiği hengâmda; meyve-i mi'rac olan hakaik-i erkân-ı imaniye nasıl mevcudatı sana kardeş, dost ve Sâni'-i Zülcelal'ine zâkir ve müsebbih; ve mevt ve zeval, bir nevi terhis ve vazifeden âzad etmek; ve sadâlar, birer tesbihat hakikatinde olduğunu sana gösterir. Bu hakikati tamam görmek istersen İkinci ve Sekizinci Sözlere bak. İkinci Temsil: Senin ile biz, sahra-yı kebir gibi bir mevkideyiz. Kum denizi fırtınasında, gece o kadar karanlık olduğundan elimizi bile göremiyoruz. Kimsesiz, hâmisiz, aç ve susuz, meyus ve ümitsiz bir vaziyette olduğumuz dakikada, birden bir zat, o karanlık perdesinden geçip; sonra gelip, bir otomobil hediye getirse ve bizi bindirse, birden cennet-misal bir yerde istikbalimiz temin edilmiş, gayet merhametkâr bir hâmimiz bulunmuş, yiyecek ve içecek ihzar edilmiş bir yerde bizi koysa ne kadar memnun oluruz, bilirsin. İşte o sahra-yı kebir, bu dünya yüzüdür. O kum denizi, bu hâdisat içinde harekât-ı zerrat ve seyl-i zaman tahrikiyle çalkanan mevcudat ve bîçare insandır. Her insan, endişesiyle kalbi dağdar olan istikbali; müthiş zulümat içinde, nazar-ı dalaletle görüyor. Feryadını işittirecek kimseyi bilmiyor. Nihayetsiz aç, nihayetsiz susuzdur. İşte semere-i mi'rac olan marziyat-ı İlahiye ile şu dünya, gayet kerîm bir zatın misafirhanesi, insanlar dahi onun misafirleri, memurları, istikbal dahi cennet gibi güzel, rahmet gibi şirin ve saadet-i ebediye gibi parlak göründüğü vakit; ne kadar hoş, güzel, şirin bir meyve olduğunu anlarsın. Makam-ı istima'da olan zat diyor ki: "Cenab-ı Hakk'a yüz binler hamd ve şükür olsun ki ilhaddan kurtuldum, tevhide girdim, tamamıyla inandım ve kemal-i imanı kazandım." Biz de deriz: Ey kardeş! Seni tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak bizleri, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın şefaatine mazhar etsin, âmin. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦِ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺑِﺎِﺷَﺎﺭَﺗِﻪِ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ ﻭَ ﻧَﺒَﻊَ ﻣِﻦْ ﺍَﺻَﺎﺑِﻌِﻪِ ﺍﻟْﻤَﺎﺀُ ﻛَﺎﻟْﻜَﻮْﺛَﺮِ ﺻَﺎﺣِﺐُ ﺍﻟْﻤِﻌْﺮَﺍﺝِ ﻭَ ﻣَﺎ ﺯَﺍﻍَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮُ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﺍَﺟْﻤَِﻌ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﻭَّﻝِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺍٰﺧِﺮِ ﺍﻟْﻤَﺤْﺸَﺮِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﺗَﻘَﺒَّﻞْ ﻣِﻨَّﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ٭ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ ٭ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗُﺰِﻍْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﻫَﺪَﻳْﺘَﻨَﺎ٭ ﺭَﺑَّﻨَٓﺎ ﺍَﺗْﻤِﻢْ ﻟَﻨَﺎ ﻧُﻮﺭَﻧَﺎ ﻭَﺍﻏْﻔِﺮْﻟَﻨَﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ ﻭَ ﺍٰﺧِﺮُ ﺩَﻋْﻮٰﻳﻬُﻢْ ﺍَﻥِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺍِﻻَﺎ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ Âyetinin Veraset-i Ahmediye (asm) cihetinde, mana-yı işarî noktasında, bu asırda o Rahmeten li'l-âlemîn'in bir âyinesi ve hakikat-i Kur'aniyenin bir hakiki tefsiri olan Risale-i Nur, o küllî rahmetin bir cilvesi, bir numunesi olmasından; hakikat-i Muhammediyenin (asm) bir kısım evsafını, mana-yı mecazî ile cüz'î bir vârisine verilebilir diye, bu parlak kasideye ilişmedim. Yalnız hakikat-i Ahmediye (asm) âyinesinin farkına işareten bazı kelimeler ilâve edildi.
Said Nursî
Huzur bulur bugün seninle âlem Ey bu asırda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Sürur bulur bugün seninle âdem Ey bir rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Bu hasta gönüller çoktan perişan Varsa sende eğer Lokman'dan nişan Bir şifa sun, gel ey mahbub-u zîşan Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Gelmez mi sonu bu uzun hecenin Geçmez mi gamı bu yaslı gecenin Zâri arttı, sabrı bitti nicenin Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Fahr-i Âlem, arştan bu yere indi Şah-ı Velayet gelip Düldül'e bindi Zülfikar'a bugün artık Nur dendi Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Yolumuz, bu Nur'un bu nurlu yolu Olduk hepimiz o Nur'un bir kulu Nur yolunda yürüyen hem ne mutlu Ey numune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Nurs'un nur çıkan nurlu dağında Bülbül öter bahçesinde bağında Tozu olsak onun pâk ayağında Ey rahmet-i âlem cilvesi Risaletü'n-Nur Dertlere dermansın, mahbub-u cansın Hem câmiü'l-esma ve'l-Kur'ansın Hem de Nur-u Hak'tan bize ihsansın Ey bir rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Bu âlemde madde değil, bir özsün Her zerreden bakan bütün bir gözsün Kâinatı hayran eden bütün bir yüzsün Ey misal-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Aslı evvelisin balın, şekerin Deryasısın cümle ilmin, hünerin Gelmedi cihana böyle eser benzerin Ey mir'at-ı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Sen, aylardan, güneşlerden üstünsün Nihayetsiz, sonu gelmez bütünsün Nur cemalin bütün bütün görünsün Ey mazhar-ı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Boyun büküp acı acı melerdik Gözyaşını kanlar ile silerdik Görsek diye seni Hak'tan dilerdik Ey bir temsil-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Çünkü sensin bu asırda Rahmeten li'l-âlemîn'in cilvesi Çünkü sensin şimdi Şefîu'l-müznibîn'in vârisi Ağisna ya Gıyase'l-Müstagîsîn, bir duası Ey şule-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Şifa bulsun şimdi biraz yaramız Revaç bulsun geçmez olan paramız Saç nurunu, aka dönsün karamız Ey ziya-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Cürmümüzle külhan gibi pür-nârız Dert elinden hem her gün zâr u zârız Affet bizi madem sana hep yârız Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Meylimiz yok yalancı bir dünyaya Son verdik biz bid'alara, riyaya Kapılmayız öyle kuru hülyaya Ey bir hakikat-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Yok bizde cemiyet kurma hülyası Yok başka bir yola gitme sevdası Olduk ancak Nur'un dertli şeydası Ey dertlilere rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Yollarda bıraktık geçtik dervişi Attık gönüllerden öyle teşvişi Kâfi bu parlayan nurun güneşi Ey ma'kes-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Geçmişiz hep medihlerden senadan Yüz çevirdik servetlerden gınadan Nur isteriz, geçmeden bu fenadan Ey bu asırda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Nur elinden içeli biz şarabı Çevirmişiz tatlılığa azabı Bir mahbubun biz de olduk türabı Ey bize rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Âşıkların arşa çıkan feryadı Ağlatıyor o pâk ruhlu ecdadı Allah için eyle bize imdadı Ey muhtaçlara rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Gökler saldı bela, yer verdi bela Sarstı âfakı bir acı vaveylâ Rahmet et âleme ey Nur-u Mevla Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Bir yanda sel var, bir yanda kan akar Bu bela ateşi âlemi yakar Ağlayan bu beşer hep sana bakar Ey numune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Çevrildi ateşle bu koca dünya Bir cehennem gibi kaynadı derya Yetiş imdada ey şah-ı evliya Ey bu zamanda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Her yangını senin nurun söndürür Her bir yeri bir gülşene senin nurun döndürür Deccal'ı da bir gün gelir elbette öldürür Ey nur-u rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Zındıkaya, küfre karşı saldırdın Gönüllerden kederleri kaldırdın Bizi nurun deryasına daldırdın Ey bîçarelere rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Kaldıramaz sana aslâ kimse el Bağlıyoruz bizler sana candan bel Dünyalara sensin ümit ve emel Ey ziya-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Sen ordu kurmazsın erle, uşakla Savaşmazsın öyle topla, bıçakla Nurunla şu asrı tutup kucakla Ey şimdi rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Bitsin de bu korkunç tufan-ı şedit Açılsın yepyeni bir devr-i mesud On sekiz bin âlem eylesin hep îd Ey ehl-i Kur'an'a rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Geliyor şu karşıdan gerçi bir zulmet Fakat sensin bugün atâ-yı rahmet Boğacaksın onu nurunla elbet Ey bir rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Kızıl ejder yuvamıza girmesin Zehirli eli yakamıza ermesin Karşı durup nurun fırsat vermesin Ey seyf-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Kara duman üstümüzden dağılsın Kızıl alev sönüp âlem ayılsın Bu zaferin haşre kadar anılsın Ey zülfikar-ı rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur O soydandır nice canlar yakanlar O soydandır evler barklar yıkanlar O soydandır sana kinle bakanlar Ey hüccet-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Masumların kanlarını içerler Ebu Cehl'i, Nemrutları geçerler Ölümlerden ölümleri seçerler Ey şimdi bir rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Bir mikrop ki ciğerleri dişliyor Kanımızla kendisini besliyor Temiz yurdu telvis edip pisliyor Ey bir eczahane-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Gazilerin, fatihlerin konağı Seyyidlerin, serverlerin otağı Bu vatandır, şehitlerin yatağı Ey cilve-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur O şehidin ala dönmüş kefeni Miskler kokar, güle benzer bedeni Öper melekler de nurlu naaşını Ey numune-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Kur'an diyor ölmemiştir, diridir Her birisi Hakk'ın arslan eridir Türbeleri yürekleri titretir Ey âyine-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Armağansın çünkü asil millete Düşmeyelim bir gün bile zillete Götür bizi şanlı büyük devlete Ey misal-i rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Eyleyeler nurun ile hep savlet Zaferlerle şanlar bulur bu millet Şarka, garba ziya salsın bu devlet Ey bizlere rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur Nurdan kanadın hem sağlam kolun var Nurdan senin Hakk'a giden yolun var Kabul et bir kemter Feyzi kulun var Ey bu asırda rahmet-i âlem Risaletü'n-Nur! ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ Üstadım, Efendim Hazretleri! ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺍِﻻَﺎ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ âyetinin nurlarından, nurun sayesinde alabildiğim bir zerreyi bu şekilde yazdım ve huzur-u irfanınıza sundum. Kabulünü rica ederim. Selâmlarımızı sunar ve mübarek ellerinizi öperiz efendimiz.
Bîçare talebeniz
Hasan Feyzi
ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﺩَﺍﺋِﻤًﺎ