Kastamonu Hayatı
Tarihçe-i Hayat · s.281
Bedîüzzaman Said Nursî, Eskişehir hapsinden çıktıktan sonra, Kastamonu vilayetine nefyediliyor. Uzun bir müddet polis karakolunda ikamete mecbur edildikten sonra, karakolun tam karşısında, daimî bir tarassud altında olan bir eve yerleştiriliyor. @
(Bedîüzzaman Said Nursî'nin Kastamonu'da sekiz sene karakolun göz hapsi altında ikamete mecbur edildiği ev (solda) ve karşısında polis karakolu (sağda).)
Orada, sekiz sene ağır bir istibdad ve göz hapsi altında bir sürgün hayatı geçirtiliyor. Fakat o, kat'iyyen boş durmuyor, neşr-i envâr-ı Kur'aniyeye gizli olarak devam ediyor. Bilhâssa İnebolu'da çok fedakâr ve faal talebeleri yetişiyor. Aynen Isparta talebeleri gibi, şevkle Risale-i Nur'u yazmaya ve etrafa perde altında neşretmeye başlıyorlar. Karadeniz havalisinde de, Risale-i Nur eserleri böylece büyük bir rağbet görmeye başlıyor. Hazret-i Üstad Kastamonu'da iken, Isparta'daki talebeleriyle daima alâkadar idi. O, izn-i İlahî ile biliyordu ki; Risale-i Nur'u dünyaya ilân ve neşredecek fedakârlardan ve naşirlerden kısm-ı a'zamı Isparta'dan çıkacak veya Isparta merkezindeki hizmet ile bu büyük vazife îfa edilecek. ........... Risale-i Nur şakirdleri, sevgili Üstadlarının hal ve istirahatıyla çok alâkadardırlar. Müşfik Üstadlarından ve Nurcu kardeşlerinin Risale-i Nur hizmetlerinden sık sık haber almayı arzu ederler. Bedîüzzaman Said Nursî, yirmiyedi sene zarfında, Nur talebelerine hitaben ilmî, imanî, İslâmî mevzularda ve hizmet-i imaniyeye dair bazı mektublar yazmıştır. Nur talebeleri de, çok müştak oldukları bu mektubları el yazılarıyla çoğaltarak neşretmişlerdir. Din düşmanlarının, postahanelerden Nur Risalelerini ve mektublarını göndermeyi yasak edecek dereceye varan şiddetli tazyikatları zamanında bu mektubları ve Nur risalelerini, Nur talebeleri köyden köye, kasabadan kasabaya, vilayetten vilayete götürmüşlerdir. Hattâ kendi aralarında "Nur Postacıları" meydana getirmişlerdir. Bütün ruh u canlarıyla gönüllü olan bu Nur Postacıları, bu hizmetin en kudsî bir vazife olduğuna inanmışlardır. Gayet ehemmiyetli ve hakikatlı olduğu kadar gayet güzel olan ve Risale-i Nur'un "Lâhika Mektubları" ismini alan bu mektublar, Nur talebelerinin ruhî birçok ihtiyaçlarını tatmin etmiştir. Hem Risale-i Nur talebelerine, Kur'an ve iman hizmetinde birer rehber hükmüne geçmiş; hem İslâmiyet düşmanlarının bütün bütün yalan ve uydurma propagandalarına aldanmamak ve intibah vermek hususunda uyandırıcı bir tesir husule getirmiştir. Ve bu suretle de, dinsizliğin o muvakkat şaşaalı saltanatı devrinde -çok kimselerin ümidsizliğe ve atalete düşürüldüğü o karanlık günlerde- kalblere inşirah ve sürur vermiş ve iman hizmeti için faaliyet aşkını yerleştirmiştir. Ve böylece mü'minleri yeisten kurtarıp, İslâmiyetin, Risale-i Nur'la istikbaldeki parlak zaferlerine işaretler edip müjdeler vermiştir. Evet o nuranî Lâhika mektubları ki; ruhları, kalbleri cezb ve fetheden, akılları teshir eden hakikatlarla doludur. Bu Lâhika mektublarından bazıları ileride yeri geldikçe dercedilecektir. Hazret-i Üstad'ın Kastamonu'daki hayatına dair malûmatı, Kastamonu'dan yazdığı mektubların bir kısmından bazı parçalar almakla ve oradaki hâlis ve sadık Nur talebelerinin mektublarından birkaç mektubu bu tarihçeye idhal etmek suretiyle takdim ediyoruz. Aşağıda yazılan mektublar beşyüz sahifeden ziyade olan Kastamonu Lâhikası'ndan, Üstad'ın Kastamonu'dan Isparta'daki talebelerine gönderdiği mektublarından beş-on mektubdur. Bu mektublarda Hazret-i Üstad, talebelerine, el yazısıyla risaleleri yazmalarının, neşretmelerinin ehemmiyetini; Risale-i Nur talebelerinin şimdilik cüz'î gibi görünen hizmetlerinin, hakikatta kâinatta en muazzam mes'ele olduğunu ve bir gün bu memlekette Risale-i Nur'un nuruyla geniş çapta fütuhat olacağını müjdelemekte, Risale-i Nur'un dairesinin ve neşriyatının temellerini, esaslarını vaz' ve tahkim etmektedir.
ﺑِﺎﺳْﻤِﻪ۪ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ Aziz, sıddık kardeşlerim! Risale-i Nur'un hizmetindeki ekser şakirdleri birer nevi keramet ve ikram-ı İlahî hissettikleri gibi; bu âciz kardeşiniz çok muhtaç olduğu için, çok nevilerini ve çeşitlerini hissediyor. Ve bu sıralarda bu havalideki şakirdler, yeminle itiraf ediyorlar ki: Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem maişetçe, hem istirahat-i kalbce bir genişlik, bir ferah zahir bir surette hissediyoruz. Ben kendimce o kadar hissediyorum ki, nefis ve şeytanım, o bedahete karşı hayret ederek sustular.
Said Nursî
ﺑِﺎﺳْﻤِﻪ۪ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ
Âhiret Kardeşlerime Mühim Bir İhtar
"İKİ MADDE"dir:
Birincisi:
Risale-i Nur'a intisab eden kimsenin en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran ve okuyan, Risale-i Nur talebesi unvanını alır. Ve o unvan altında, her yirmidört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber; benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerim ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi hissedar olur. Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmaya çalışmak, hem hadîsin hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-ü imanîyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsn-ü hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir. Ben, kasemle temin ederim ki; bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye vermiş hükmüne geçer; belki herbir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.