Risale-i NurSünuhat

İFADE:

Sünuhat · s.104

Bundan altı sene evvel, şu zelzelenin bidayetinde, İşaratü'l-İ'caz tefsirini yazarken, ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ beyanı sadedinde, şu risaledeki fehmimi aynen yazmıştım. Zaman, fehmimi teyid ettiğinden neşrediyorum. Zeyli, perakende hakikatlerden bir aşuradır.

ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Şu cümle-i âliyenin itnabında bir îcaz-ı i'cazî var. Çünki ﻳَﺘَﺼَﺪَّﻗُﻮﻥَ veya ﻳُﺰَﻛُّﻮﻥَ gibi kısa bir cümleye bedel, bunu ihtiyar etmesinden, sadakanın şerait-i makbuliyetini fehme ihsas ve nıkat-ı hüsnünü ihsan ediyor. Sadaka beş şart ile tam sadaka olabilir:

Birincisi:

Sadakaya muhtaç olacak derecede tasaddukta israf etmemektir. Şu şarta îmaen ﻣِﻤَّﺎ daki min-i teb'iziyeyi (menar) etmiştir.

İkincisi:

Kendi malından vermeli, yoksa Ali'den alıp Veli'ye vermemeli. Şuna işareten hasrı ifade eden ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ deki takdimi (ayar) etmiştir.

Üçüncüsü:

Minnet etmemektir. Buna remzen ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ daki hakikî mâlik kim olduğunu ve sadaka veren yalnız vasıta olduğunu göstermekle, şu şarta (medar) etmiştir.

Dördüncüsü:

Tıyb-ı nefs ile, rıza-i kalb ile olmalı. Havf-ı fakr ile olmamalı. Şuna telvihan ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ daki nun-u azametle ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟﺮَّﺯَّﺍﻕُ ﺫُﻭ ﺍﻟْﻘُﻮَّﺓِ ﺍﻟْﻤَﺘ۪ﻴﻦُ manasına remzedip şu şarta (emare) etmiştir.

Beşincisi:

Sadakayı alan sefahette değil, belki nafakasında ve hâcat-ı zaruriyesinde sarfetmeli. Şuna telmihan ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ un maddesini (alâmet) etmiştir.

Altıncı şart,

kemaldir. Mala hasr edilmemeli. Zira tasadduk malda olduğu gibi; ilimde, fikirde, fiilde de olur. Şu tamime ﻣَﺎ lafzındaki umum ile îma ve ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ deki ıtlak ile işaret etmiştir. Çünki makam-ı hitabîde ıtlak, tamimdir. İslâmiyetin bir rükn-ü mühimmi olan zekât, beşerin hayat-ı nev'iyesi için ehemmiyeti şudur: Hadîste var; ﺍَﻟﺰَّﻛَﺎﺓُ ﻗَﻨْﻄَﺮَﺓُ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ yani zekât bir köprüdür ki, Müslüman, kardeşi olan Müslümana muavenet için ondan geçer. Zira memurun-bih olan teavün, o vasıta iledir. Ve nev'-i beşerin hayat-ı içtimaiyedeki nizamın sıratü'l-müstakimi odur. İnsanlar içinde madde-i hayatın cereyanına rabıta odur. Terakkiyat-ı beşerdeki zehirlere tiryak odur. Evet zekâtın vücub-u kat'îsinde ve onun kabilesi olan sadakaya ve karz-ı hasene davet-i Kur'anîden ve ribanın vesailiyle beraber hurmet-i şedidesinde azîm bir hikmet, âlî bir maslahat, vasi' bir rahmet vardır. Eğer sahife-i âlemde tarihî bir nazarla dikkat ve cem'iyet-i beşeriyenin mesavîsinin esasları teftiş edilse görülecektir ki, bütün ihtilalat ve fesadın asıl ve madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menbaı, tek iki kelimedir. O iki kelimenin imtizacından bomba gibi küre-i arz patladı ve izdivacından, medenî insanlardan canavarlar doğdu.