İKİNCİ REMZ:
Şuâlar · s.731
Kur'anın El-Âyetü'l-Kübra'sı olan ﺗُﺴَﺒِّﺢُ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕُ ﺍﻟﺴَّﺒْﻊُ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﻭَ ﻣَﻦْ ﻓ۪ﻴﻬِﻦَّ ﻭَ ﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻻَﺎ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩ۪ nin hakikat-i kübrasını ve tefsir-i ekberini gösteren ve ramazan-ı şerifin ilhamî bir hediyesi bulunanYedinci Şuârisalesine Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) Mektubat'a işaretten sonraLem'alar'aişaret içinde Şuâlar'a bakarak ﻭَ ﺑِﺎﻻﺎٰﻳَﺔِ ﺍﻟْﻜُﺒْﺮٰﻯ ﺍَﻣِﻨّ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻔَﺠَﺖْ {(Haşiye): İmam-ı Ali bu fıkra ile işaret eder ki, Âyetü'l-Kübra risalesi yüzünden şakirdleri bir musibete düşecekler ve onun kerameti ve bereketiyle emniyete ve selâmete çıkacaklar. Evet bu keramet-i Aleviye tam tamına çıktı ki, o risale için hapse düşüp ve onun kuvvetli hakikatları ile kurtuldular.} deyip ilm-i belâgatça"müstetbeatü't-terakib"ve"maârîzu'l-kelâm"denilen mana-yı zahirînin tebaiyetiyle ve perdesinin arkasıyla müteaddid karinelerin kuvvetine göre işaret eder. Ve o acib ve yüksek ve tevhidin hüccetü'l-kübrası ve El-Âyetü'l-Kübra'nın bir alâmet-i kübrası ve bir tefsir-i a'zamı olan risaleye"Âyetü'l-Kübra"namını veriyor. Ve o namla hem menbaı olan Âyetü'l-Kübra'nın azametini, hem bu Yedinci Şuâ olan vahdaniyetin ve tevhidin bürhan-ı a'zamının fevkalâde kuvvetini ilân eder, haber verir. Hazret-i İmam-ı Ali'nin (R.A.) bu büyük iltifatına, bu risalenin liyakatına her kimin bir şübhesi varsa gelsin bir defa o risaleyi okusun. Eğer evet lâyıktır demezse, bana tuh desin. Evet Kur'anın aleyhinde bin seneden beri müntakimane hazırlanan dinsizlerin itirazlarını ve kâfir feylesofların teraküm edip şimdi yol bularak intişar eden şübhelerini ve Kur'anın dehşetli darbelerinden intikam besleyen muannid Yahudilerin ve mağrur bir kısım Hristiyanların hücumlarını def'edip mukabele eden ve her asırda Kur'anın pek çok kahramanları ve manevî kal'aları vardı. Şimdi ihtiyaç bir-ikiden, yüze çıkmış. Ve müdafiler yüzden, iki-üçe inmiş. Hem hakaik-i imaniyeyi, ilm-i Kelâm'dan ve medreseden öğrenmek çok zamana muhtaç bulunduğundan bu zamanda o kapı dahi kapandı. Hem çabuk, hem herkes anlayacak bir tarzda en derin hakikatları talim eden Risale-i Nur, elbette İmam-ı Ali Radıyallahu Anh'ın bu iltifatına lâyıktır. Hem İmam-ı Ali (R.A.) onuncu mertebe-i ta'dadında onuncu sure olarak ve kıyamet ve leyle-i berata bakan ﻭَﺑِﺴُﻮﺭَﺓِ ﺍﻟﺪُّﺧَﺎﻥِ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺳِﺮًّﺍ ﻗَﺪْ ﺍُﺣْﻜِﻤَﺖْ deyip mana-yı işarîsiyleOnuncu Söznamında ve mertebesinde olan Haşir Risalesi'ne işaretle beraber o risalenin fevkalâde ehemmiyetini ve gayet muhkem olduğunu ve o zamanın dumanlı karanlıklarını izale eden bir leyle-i beratın bir kandili hükmünde bulunmasına ve haşir ve kıyametin bir alâmeti olan duhan, hem leyle-i beratın senevî olarak hikmetli tefrik ve taksim-i umûr noktalarıyla ve başka karineler ile îmaen ve remzen haber veriyor. Evet Onuncu Söz, çok ehemmiyetli bir belayı def'etti. Hürriyet-i efkâr serbestiyeti ve harb-i umumî sarsıntısı vaktinde haşri inkâr eden münafıklar, fırsat bulup çok yerlerde zehirli fikirlerini izhara başladıkları bir zamanda,Onuncu Sözçıktı ve tab'edildi. Bin nüshası etrafa yayıldı. Onu gören herkes kemal-i iştiyak ve merakla okudu. Zındıkların kâfirane fikirlerini tam kırdı ve onları susturdu. İmam-ı Ali Radıyallahu Anh'ın bu takdirine liyakatını isbat etti. Kimin şübhesi varsa gelsin onu dikkatle okusun, haşrin ne kadar kuvvetli bir bürhanı olduğunu görsün. Hem Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ondokuzuncu sure olarak Suretü'n-Nur'u ﺑِﺴِﺮِّ ﺣَﻮَﺍﻣ۪ﻴﻢِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌِﻬَﺎ ٭ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺑِﻔَﻀْﻞِ ﺍﻟﻨُّﻮﺭِ ﻳَﺎ ﻧُﻮﺭُ ﺍُﻗْﺴِﻤَﺖْ fıkrasıyla zikrederek pek muhtasar olanOndokuzuncu Söz'evepek mükemmel bulunan Ondokuzuncu Mektub'aişaret için nur lafzını tekrar etmekle mektubların mertebesi, yaniOndördüncü Mektubnoksan kalmasına îmaen Sure-i Nur'u onbeşincide yine zikretmesiyle gayet latîf ve müdakkikane haber veriyor. Ve o iki risaleleri Risale-i Nur'un büyük nurları olduklarını bildiriyor. Evet risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'a dair olanOndokuzuncu Söz,hem üç cihetle kerametli ve hârika olanOndokuzuncu Mektubelhak Risale-i Nur'un en parlak birer nurudurlar. Ve Âişe-i Sıddıka Radıyallahu Anha'nın beraeti münasebetiyle, âyet-i Nur'un ﻣَﺜَﻞُ ﻧُﻮﺭِﻩ۪ kelimesindeki zamir, üç vecihten birisi ile Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a raci' olmak haysiyetiyle Sure-i Nur Zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm ile ziyade alâkadar bulunduğundan, o sure ile risalet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı isbat eden o iki risaleye iki nur lafzıyla, belki üç nur kelimeleriyle yine aynen risalet-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı isbat edenMi'rac Risalesi'nedahi işaret etmiş. Ben itiraf ediyorum ki:Ondördüncü Mektubnoksan kaldığını unutmuştum. Hazret-i İmam-ı Ali (R.A.) aynı sureyi iki defa tekrar etmesiyle tahattur ettim ve işaratındaki dikkatine hayran oldum. Fakat o tekrar, yalnızOndokuzuncu Söz ve Mektubiçin sayılır; ondan sonrakilere nisbeten sayılmaz.