(Otuzüçüncü Âyet'ten Hâfız Ali'nin istihracının bir zeyli ve lâhikasıdır.)
Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.57
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Sure-i Zümer'de ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﺷَﺮَﺡَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺻَﺪْﺭَﻩُ ﻟِـﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﻓَﻬُﻮَﻋَﻠٰﻰ ﻧُﻮﺭٍ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻪ۪ âyet-i azîmenin mana-yı sarihinden başka bir mana-yı işarî tabakasının külliyetinde dâhil bir ferdi Risale-i Nur ve tercümanı olduğuna kuvvetli bir delil buldum. ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﺷَﺮَﺡَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺻَﺪْﺭَﻩُ ﻟِـﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﻓَﻬُﻮَ cümlesi, hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî ile bin üçyüz yirmidokuz (1329) veya sekiz (1328) eder. Demek ﻣَﻦْ külliyetinde ve ﻓَﻬُﻮَ işaretinde dâhil ve medar-ı nazar bir ferdi, inşirah-ı sadr nuruyla başka bir halete girip, eski sıkıntıdan kurtulup, nuranî bir mesleğe giren bir şahıs, eski ve yeni harb-i umumînin gelmeye hazırlanmaları olan o dehşetli tarihe ve o ferdin vaziyetine remzen bakar. ﻓَﻬُﻮَﻋَﻠٰﻰ ﻧُﻮﺭٍ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻪ۪ deki ﻧُﻮﺭٍ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻪ۪ kelimesi, Risale-i Nur ismine ve manasına hem cifri, hem sureti, hem manası tevafuk ettiği gibi; ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﺷَﺮَﺡَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺻَﺪْﺭَﻩُ ﻟِﻼﺎِﺳْﻼﺎﻡِ ﻓَﻬُﻮَ cümlesinin de makam-ı cifrîsi gösterdiği tarihte Risale-i Nur tercümanı olan Üstadımın {(Haşiye): Bu şerh-i sadırla münasebetdar bir tevafuktur. Üstadımdan anladım; yirmibeş senedir daima ve en mühim duası ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﺷْﺮَﺡْ ﺻَﺪْﺭ۪ﻯ ﻟِﻼﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ münacatı olmuş.} -tahkikatımla- aynen vaziyetine tevafuk ediyor. Çünki o zamanda harb-i umumînin mebde'lerinde, Üstadım eski âdetini ve sair ulûm-u felsefeyi ve ulûm-u âliye ( ﻟﻴﻪ ) ve âliyeyi( ﻋﺎﻟﻴﻪ ) bırakıp, tam bir inşirah-ı sadırla Risale-i Nur'un fatihası ve birinci mertebesi olanİşaratü'l-İ'caz tefsirinebaşlıyor, bütün himmetini, efkârını Kur'an'a sarfetmeğe başladığına tevafuku kavî bir emaredir ki; bu asırda o küllî mana-yı işarîde medar-ı nazar bir ferdi, Risale-i Nur'un tercümanı ve şakirdlerinin şahs-ı manevîsini temsil eden mümessilidir. Evet madem Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan her asırda her ferde hitab eder ve bir ilm-i muhit ve bir irade-i şâmile ile herşeye bakabilir; ve madem ulema-i İslâm'ın ittifakıyla, âyetlerin mana-yı sarihinden başka işarî ve remzî ve zımnî müteaddid tabakalarda manaları vardır. Ve madem ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ gibi hitablarda her asır gibi, bu asırdaki ehl-i iman, Asr-ı Saadetteki mü'minler gibi dâhildir. Ve madem İslâmiyet noktasında bu asır, gayet ehemmiyetli ve dehşetlidir. Ve Kur'an ve Hadîs ihbar-ı gaybî ile, ehl-i imanı onun fitnesinden sakınmak için şiddetli haber vermiş. Ve madem hesab-ı cifrî ve ebcedî ve riyazî, eskiden beri sağlam bir düsturdur ve kuvvetli bir emare olabilir. Ve madem Risale-i Nur ve tercümanı ve şakirdleri, iman ve Kur'an hizmetinde parlak ve tesirli vazifeleri gayet ehemmiyet kesbetmiştir. Ve madem bu büyük âyet, hesab-ı cifirle bu asırda ve iki harb-i umumîye bakar. Eski harbin patlamasına ve Risale-i Nur'un zuhuruna tevafuk ettiğini, manen de gösterir. Elbette mezkûr hakikatlara ve kuvvetli karinelere binaen bilâ-tereddüd hükmederiz ki: Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi ve tercümanı, bu âyet-i azîmenin mana-yı işarî tabakasının külliyetinde dâhil ve medar-ı nazar bir ferdidir. Ve bu âyet ona işaret eder. Ve mana-yı remziyle ondan haber verir. Ve ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'caziyeyi gösterir, denilebilir.