Risale-i NurSikke-i Tasdik-i Gaybî

İkinci Remiz:

Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.155

ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﺷَﺮْﻗًﺎ ﻭَ ﻣَﻐْﺮِﺑًﺎ ٭ ﺍَﻏِﺜْﻪُ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎ ﺳَﺎﺭَ ﻓ۪ﻰ ﺍَﻯِّ ﺑَﻠْﺪَﺓٍ fıkrasında bahsettiği ve konuştuğu müridi ise, şarka esareten gittiği tarihi gösterdiği gibi, garba nefy olduğu tarihi de gösterir. Şöyle ki: Şu fıkranın hakikî tabiri ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ ﺍَﺳ۪ﻴﺮًﺍ ﻓ۪ﻰ ﺷَﺮْﻕٍ oluyor. Demek zaman-ı esaret ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣُﺮ۪ﻳﺪ۪ﻯ ﺍَﺳ۪ﻴﺮًﺍ ﻓ۪ﻰ ﺷَﺮْﻕٍ de çıkıyor. Vebin üçyüz otuzyedi(1337) ediyor. İşte bu fakir, o tarih-i arabîde Rus esaretinde, tek başımla Petrograd'dan bir ay şimal-i şark tarafından firar edip, çok enva'-ı mehalik varken, Rusça bilmediğim halde, bir muhafaza-i gaybiye altında pek çok bilâdı seyr ü seyahat ettim. Tâ Varşova, Avusturya tarîkiyle İstanbul'a gelip uzun bir daire-i arzda seyahat ettim. Hazret-i Gavs'ın dediği gibi, o esaret-i şarkıye ve o seyr-i bilâd-ı kesîre içinde izn-i İlahî ile istigaseme meded görüyordum. Demek izn-i İlahî ile Hazret-i Gavs, melek gibi bu vazifeyi duasıyla yapmış. Amma ﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻐْﺮِﺑًﺎ kaydı, tarih-i arabî olarakbin üçyüz ellibir(1351) meşhur Rumi tarihiyle iki sene fark var. İşte -Hazret-i Gavs'ın dediği gibi- bu fakir, tarih-i Arabî ile bin üçyüz ellibirde (1351), şeair-i İslâm içinde mühim tahavvülât zamanında bütün kuvvetimle şeairin muhafazasına hizmetle mükellef olduğum halde, o manevî herc ü mercdeki fırtınalar bizi sarsmadı. Hem ﻣَﻐْﺮِﺑًﺎ kelimesi, âhirdeki tenvin ile beraberbin ikiyüz doksaniki(1292) eder ki, bu fakirin dünyaya gelmesinden bir sene evvel veyahut rahm-ı maderdeki tarihe işaretle beraber, ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻐْﺮِﺑًﺎbin üçyüz ondört(1314) eder. Bin üçyüz ondört senelerinde mevzu-u bahis olan müridi, mühim vartadan kurtulmasına Gavs (R.A.) işaret ediyor, onun imdadına yetiştim diyor. Hayatta olan eski talebelerim biliyorlar ki; bin üçyüz ondört, bin üçyüz onbeş-onaltı senelerinde, Van kal'ası ki, iki minare yüksekliğinde sırf dağ gibi bir taştan ibarettir, eskiden kalma oda gibi bir in kapısına gidiyorduk. Ayağımdan kunduralar kaydı, iki ayağım birden kaydı. Tehlike yüzde yüz... Başkaca nokta-i istinad kalmadığı halde, büyük bir istinada basmış gibi üç metrelik bir kavisle o mağaranın kapısına atılmışım. Hem ben, hem beraberimdeki orada hazır arkadaşlarım, ecel gelmediği için sırf bir hıfz-ı İlahî, hârika bir imdad-ı gaybî telakki ettik. İşte Hazret-i Gavs, madem bu kasidesinde sergüzeşt-i hayatımın mühim noktalarına işaret ediyor; elbette bu acib ve en tehlikeli bir sergüzeşt-i hayatıma şu cümlesiyle işaret ediyor denilebilir.

Elhasıl:

Hazret-i Gavs'ın mezkûr kelimatları, bu fakirin tarih-i hayatımda geçen en mühim noktaları manasıyla ifade ettikleri gibi, hesab-ı ebced makamıyla mühim noktaların tarih-i vukularına tevafukları, elbette tesadüfî ve tesadüf işi olamaz. Sair işaratın kuvveti, kat'iyyeti, tesadüfü muhal derecesine getirmiştir.Madem bu beş satır kasidesi, bir keramettir; keramet ise mu'cize gibi Cenab-ı Hak tarafındandır, intak-ı bilhak nev'indendir, daha beyan etmediğimiz çok esrarı hâvidir, ihtiyar-ı beşer yetişemez. .........

Said Nursî