Risale-i NurSikke-i Tasdik-i Gaybî

Birincisinin meali gösteriyor ki:

Sikke-i Tasdik-i Gaybî · s.85

Ehl-i dalalet müteşabihat-ı Kur'aniyeyi yanlış tevilat ile tahrifine ve şübheleri çoğaltmasına çalıştığı bir zamanda, ilimde rüsuhu bulunan bir taife o müteşabihat-ı Kur'aniyenin hakikî tevillerini beyan edip ve iman ederek o şübehatı izale eder. Bu küllî mananın her asırda mâsadakları ve cüz'iyatları var. Harb-i umumî vasıtasıyla, bin seneden beri Kur'an aleyhinde teraküm eden Avrupa itirazları ve evhamları âlem-i İslâm içinde yol bulup yayıldılar. O şübehatın bir kısmı fennî şeklini giydi, ortaya çıktı. Bu şübehatı ve itirazları bu zamanda def'eden başta Risalei'n-Nur ve şakirdleri göründüğünden, bu âyet bu asra da baktığından Risalei'n-Nur ve şakirdlerine remzen bakmakla beraber ulema-i müteahhirînin mezhebine göre ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ da vakfedilmez. O halde makam-ı cifrîsi aynen ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﻟَﻴَﻄْﻐٰﻰ nın makamı gibibin üçyüz kırkdört(1344) ederek Resaili'n-Nur ve şakirdlerinin meydan-ı mücahede-i maneviyeye atılmaları tarihine tam tamına tevafukla onları da bu âyetin harîm-i kudsîsinin içine alıyor. Hem haşrin en kuvvetli ve parlak bir bürhanı olan Onuncu Söz'ün etrafa yayılması tarihine ve Kur'anın kırk vecihle mu'cize olduğunu beyan eden Yirmibeşinci Söz'ün iştiharı hengâmına, hem ﺍِﻥَّ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﻟَﻴَﻄْﻐٰﻰ adedine tam tamına tevafukla bakar. Eğer mezheb-i selef gibi ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ da vakfolsa, o halde ﺍَﻟﺮَّﺍﺳِﺨُﻮﻥَ deki şeddeli "ra" iki "ra" sayılsabin üçyüz altmış(1360)küsurederek Risaletü'n-Nur şakirdlerinin bundan onbeş-yirmi sene sonraki râsihane ve muhakkikane olan ilimlerine ve imanlarına remzen baktığı gibi; şeddeli "ra" asıl itibariyle bir "lâm" bir "ra" sayılsabin ikiyüz oniki(1212) ederek bundan bir buçuk asır evvel Mevlâna Hâlid Zülcenaheyn'in Hindistan'dan getirdiği parlak bir ilm-i hakikat rüsuhuyla, o zamanda meydan alan tevilat-ı fasideyi ve şübehatı dağıtarak yüz senede elli milyondan ziyade insanları daire-i irşadına aldığı ve tenvir ettiği zamanın tarihine tam tamına tevafukla bakar.