Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmı'nın Dördüncü Remzi olan Dördüncü Risale
Rumuzat-ı Semaniye · s.238
Sure-i El-Kevser'in mühim ve mahrem bir sırrına dairdir. Ehass-ı havastan başka kendini kimseye gösteremiyor. Onun için onun mebahisinden numunelerini yazmaya lüzum yoktur. Yalnız bu kadar var ki; Sure-i ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﻨَﺎ maani-i meşhuresinden başka, yalnız hurufatıyla gösterdiği nükteler ve verdiği haberler 20 sahife kadardır. Tek başıyla kat'î ve parlak bir mu'cize-i Ahmediye olduğunu gösteriyor. O sırr-ı mahremin âhirinde bir vakit ehl-i ilhadı hiddetle düşündüğüm bir sırada kendi kendine gelen Arabî ve şiire benzer bazı merak-âver fıkralar var. En nihayetinde istikbale ait ihbarat-ı gaybiyeye dair bir mesele-i ilmiye ve itikadiye beyan edilir. İcmalen hülâsası şudur ki: Hâdisat-ı maziyeye işaret eden ihbarat-ı gaybiye-i Kur'aniye, sarahat gibi kat'îdir. Kabil-i tebdil ve tağyir olamaz. Fakat bize nisbeten istikbal-i dünyeviyede gelecek hâdisata dair sarahat değil belki yalnız hafî işarat-ı gaybiye-i Furkaniye meşiet-i İlahiye ile ta'dil ve nim-tebeddül eder. Çünkü meşiet-i İlahiye hâkim-i mutlaktır, mahkûm olamaz. Her hâdisenin gizli bazı şeraiti bulunabilir ki, sarahatsiz olan işarat-ı Kur'aniye o şeraite göre remzen ihbar eder. Şerait bulunmazsa tebeddülü, o işarî ve ihtimalli olan ihbarat-ı Kur'aniyeyi cerh etmez. Hem Levhü'l-Mahfuz'un hâdisat-ı zamaniye dairesinde bir nüshası olan ve Levh-i Mahv-İspat tabir edilen kabil-i tebdil bir sahife-i kaderiye vardır ki, bazı esbabla değiştirilebilir. Nasıl ki hadîs-i sahihte vârid olmuş ki: Bazen bela nâzil olur, karşısına sadaka gibi bir hasene-i mühimme çıkar mukabele eder. Bela ref' olur. O kader dahi tahavvül eder. Hattâ ecel-i mübremden ayrı olan ecel-i muallak geldiği halde, bir vesile ile teehhür ettiğini bir kısım ehl-i tahkik hükmetmişler. Hattâ Gavs-ı Geylanî birisinin ecel-i mübremi hususunda dahi meşiet-i İlahiyeden istimdad ve niyaz ile tehirine vesile olduğunu, ehl-i keşf haber vermişler. İşte bu sırrın bir sırrı ve gaybın sırrı resullerden başkasına açılmadığının bir hikmeti şudur ki: Tâ herkes, her vakit, her şey için Cenab-ı Hakk'a müracaatında mecburiyetini hissedip iltica etsin. İstesin, yalvarsın. Eğer kat'iyetle kendine veya başkasının başına geleni bilse, ne yalvarır, ne rica eder, ne de iltica eder. Herkesin muhtaç olduğu güneşin çıkması gibi âdi görür, Allah'ı unutur. İşte bu ince sır ve hikmet içindir ki, ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ düsturuyla gayb kapısı yakîniyet ve kat'iyet suretinde resullerden başkasına açılmaz. Açılsa da sâbıkan beyan ettiğimiz gibi, bir ihtimal-i tebdil var. ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ düsturu daimî ve küllîdir. Evet gaybı o bilir, o bildirir. Hem o yasağa karşı edeple itaat etmek içindir ki, resullerin ittibaı ile gayba muttali olan ehl-i keşf tasrih etmeyip işaret ve remiz ile haber veriyorlar. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎَﺳْﺮَﺍﺭِ ﻛِﺘَﺎﺑِﻪ۪ ﻭَﺍﻟْﻌِﻠْﻢُ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ
Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmından Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci Remizlerin Fihristesidir.
İhtar:Rumuzat-ı Semaniye'ye dair bahsimiz, fihristenin kaidesine bir derece muhalif olarak az uzun gitmesinin sebebi ise, Rumuzat-ı Semaniye'nin küçücük risaleleri her biri mevzu ve makamlarına nisbeten birer küçük fihriste olmasıdır. Evet, fihristenin fihristesinden istifade az olur.