Mülahazat
Rumuzat-ı Semaniye · s.180
Her bir cüzde ayrı ayrı letafet-i tevafukiye görünüyor. Ve bazen cüzlerin başı birbirine bakıyor. Mesela: Beşinci cüzün ikinci sahifesi sekiz, altıncı cüzün başı yine sekiz, yedinci cüzün başı yine sekiz, sekizinci cüzün başı yine sekiz. Bazen bir cüzün nihayet sahifesi diğer cüzün baş sahifelerine bakıyor. Mesela: Onuncu cüzün âhir yaprağında bir dokuz var. On Birinci cüzün ikinci sahifesindeki dokuza bakıyor. Ve hâkeza... Zahirî tevafuksuz, hakikatte sırlı ve gizli tevafuku var. Her bir cüzün kendine mahsus bir letafet-i tevafukiyesi var, demiştik. Ezcümle: Onuncu cüzün başı, cüze muvafık on adet İsm-i Celal geliyor. İki sahife sonradaki on adede tevafuk ediyor. O iki on ortasında on iki ile sekiz düşüyor. O da iki on eder. Çünkü yaprak yaprağa bakıyor. Sonra ondan biri iner. İki dokuz gelir. Sonra on altıdan sonra bir altı ile bir on gelir. Çünkü bir sahife bir yaprağa bakar. Sonra iki on ortasında bir yedi var. Sonra dokuz ile beşten sonra on bir geliyor. Berkenar mushafların bazı sahifeleri sık yazılmış, kelimatı çok. Bazı seyrek, kelimatı az olduğu cihetle bir sahifede bulunması lâzım gelen İsm-i Celal diğer sahifeye geçmiş. Onun için deriz ki: On birden biri arkasındaki sekize gelse dokuz olur. Birer yaprak fâsıla ile iki dokuza muvafık olur. Sonra iki sekiz ortasında bir altı bulunuyor. Hem mesela: On Birinci cüzün başında on bir gelip cüzün adedini haber veriyor. Sonra iki dokuz geliyor. Sonra iki yedi sonra latîf bir tarzda üç, altı, yine üç, altı geliyor. Sonra üç, beş, beş, beş geliyor. Sonra sekiz, sekiz geliyor. Sonra üç, beş geliyor. Sonra İsm-i Rab ile beraber dört, sonra dört, İsm-i Rab ile olsa beş, âhirde yine beş. Hem mesela: On ikinci cüzde tevafuksuz bir tek var. Mesela iki iki ortasında bir beş. Bazen bir sahife yaprağa baktığı cihetle iki ile beş, yedi; iki iki ortasında bir yedi, sonra yine iki, sonra üç, üç, üç, üç, sonra bir, bir, sonra iki, iki, sonra üç, ve İsm-i Rab ile yine üç, sonra iki iki ortasında bir beş geliyor. İsm-i Celal'ın tevafukat-ı adediyesi hem muntazamdır hem manidardır. Fakat bir parça dikkat ister. Çünkü risalelerde görünen tevafuk gibi daima sahife sahifeye bakmıyor. Bazen sahife mukabiline değil belki arkasına veya arkasının mukabiline bakar. Bazen bir yaprak atlar. Bazen bir sahife iki sahifenin mecmuuna bakar. Mesela: Otuz beşinci sahifede on üç adet Lafza-i Celal gelir. Arkasında sekiz sonra beş geliyor. Demek o on üç adet, bu iki rakama birden bakar ki o da on üç ediyor. Ve hâkeza... Hem bazen bir sahife iki sahifenin mecmuuna bakmakla beraber aynı surette iki adet gelir. Her biri onun bir cüzünü gösterir. Mesela: Sure-i Tevbe'de yüz seksen sekizinci sahifede on altı Lafza-i Celal geliyor. Arkasında altı geliyor. Altının arkasında on geliyor. Beraber yukarıdan okunsa on altı olur, tevafuk eder. Sure-i Ahzab'da yine dört yüz yirmi ikinci sahifede on altı İsm-i Celal geliyor. Zahirî tevafuku yok. Halbuki bir sahife daha evvel on gelir. Ve mukabilinde altı var. Terkib edilse on altı olur, tevafuk eder. Hem bazen İsm-i Rab ile beraber tevafuk eder. Bazen sahife sahifeye değil yaprak yaprağa bakar. Hem bazen sahife rakamına bakar. Dokuz rakamı çok defa sahife rakamına baktığı için tevafuktan çıktığını hissettim. Elhasıl: Bazı esrar-ı gaybiye için tevafukat şeklini değiştiriyor. Lafza-i Celal'in en latîf ve cazibedar ve manidar bir tevafuku şudur ki: Başta Fatiha sahifesiyle beraber yüz elli bir sahifede elli bir defa yedi ile sekiz geliyor.