Risale-i NurRumuzat-ı Semaniye

Mukaddime

Rumuzat-ı Semaniye · s.161

Lafza-i Celal,Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyanda iki bin sekiz yüz altı (2806) defa zikredilerek tekrar edilmiş.Lafz-ı Rabdahi yedi yüz küsur tekrar edilmiş. Evvela:Usûl-ü şeriattandır ki Kur'an kelimatı ve harfleri, Kur'an'dan olmak cihetiyle her birinin on sevaptan tut tâ binler sevaba kadar uhrevî meyveler verir. Gafletle okunsa dahi sevabını verir. Fakat sair zikir ve tesbihler hurufatının hususi sevapları Kur'an'ın hurufatına benzemiyor, gafletle okunsa çokların nazarında semere vermiyor. İşte bu kaide-i şer'iyeye binaen, iki bin sekiz yüz (2800) defa ﺍَﻟﻠّٰﻪْ ﺍَﻟﻠّٰﻪْ ﺍَﻟﻠّٰﻪْ Kur'an kelimatı olmak cihetiyle söyleyen ve zikreden insan, ne kadar feyizli sevaba mazhar olacağı kıyas edilsin. Evet, insan bir virdi alsa Kur'an'dan almalı. Bir zikretse Kur'an'ın tayin ettiği adet ile ders almalı. Mesela ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ dediği vakit, Kur'an'ın kelâmı olarak dese hem sevab-ı Kur'anî, hem fazilet-i zikriye alır. ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Kur'an'ın âyeti cihetiyle dese hem kıraattır, hem zikirdir. Gaflet gelse zarar vermez. O niyet olmazsa zarar vardır, yani sevabı noksanlaşır. Sâniyen: Lafzullah'ınçok mühim esrar-ı i'caziyesinden, yalnız bize bir vâsıta-i teşvik olarak ihsan edilen tevafuk kaidesiyle münasebettar üç lem'a-i tevafukatı beyan edilecek. Şöyle ki: Lafza-i Celal,i'caz-ı Kur'anînin kırk vechinden göz ile görünecek bir vechinin on cüzünden üç cüz,LafzullahveLafz-ı Rabtevafukatıyla tecelli ediyor. Birinci cüz:Yeni yazdığımız ve inşâallah yakında tab' edeceğimiz Kur'an-ı Azîmüşşan'da bütünLafza-i CelalveLafz-ı Rabgayet nadir istisna ile manidar tevafukla muntazaman sıra ile birbirlerine bakmalarıdır. Hattâ müteaddid yerlerde ehl-i kalp ve ehl-i hakikat demişler: "Bu tarz yazı, Levh-i Mahfuz'un yazısına benzer ve ona yakındır."diye hükmetmişler. Yalnız her şeyin bidayeti, acemilik cihetiyle mükemmel olmuyor. Bu ise birden yazdırıldı, elbette tam tekellüfsüz mükemmel bir suret verdiًَﺓmedi. Hal ve zaman müsaadesiz, sürat ve acemilik dolayısıyla fıtrî o sırr-ı tevafuk tamam gösterilemedi. İnşâallah sonra tekmil ettirilecektir. İkinci Lafza-i Celal'in sırr-ı tevafuku şudur ki:Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Dördüncü Kısmı'nda ve ayrı bir listede ispat ve beyan edildiği gibi,Lafza-i Celalve kısmenLafz-ı Rabile beraber surelerin âyetleriyle gayet latîf bir münasebet-i adediye ile bir nevi tevafuk var. Ezcümle:Sure-i El-Bakara'nınâyetiyleLafz-ı Celal'ınadedi tevafuk ediyor.Sure-i Âl-i İmranhâkeza. Sonra acib bir nisbet-i adediye ile tâ nihayete kadar nısf-ı nısfa ve yarının yarısının yarısına ve hâkeza bir münasebetle gidiyor. Üçüncü sırr-ı tevafuk:Şimdi yazdığımız listede tezahür eder, inşâallah. Ben Mu'cizat-ı Ahmediye'yi yazdığım zamanda Ramazan-ı Şerif'te okuduğum nüsha-i Kur'an'ıma dikkat ettim. SahifelerdekiLafza-i Celalbaşka sahifelerde münasebeti nazar-ı dikkatimi celbetti. O zaman kısmen işaretler vaz' ettim.Lafz-ı Rabbazı yerdeLafza-i Celalile beraber tevafuka medar olduğunu o zaman bilmemiştim. Şimdiki yazdığımız Kur'an'da Lafz-ı Rab, Lafzullah ile beraber kırmızı yazıldı. Noksan kalan sırr-ı tevafuk tekemmül etti. Zatensuver-i Mekkiyede Lafz-ı RabdahiLafzullahyerindedir. Bazı surelerde ikisi beraber hükmederler. Sâlisen:Ben yeniden cüz be-cüz tetkik ettim. Her cüzün içindeki o iki kelime-i mübarekenin münasebat-ı adediyesi ehl-i insafa kanaat verir ki bunların bu vaziyet-i adediyesi, bu nevi tevafukatı tesadüfî değildir. Bir irade-i gaybiye tahtında vaziyet almışlar. Madem ümmetin elinde en ziyade münteşir âyet-i berkenar denilenmushaf-ı şerifin satırların mikyası, en kısa sure olan Sure-i Kevser ve Sure-i İhlas olduğu gibi; sahifelerin mikyası dahi en uzun âyet olan Âyet-i Müdâyene olduğundan, şimdi sahaif-i Kur'aniyede tezahür eden lemaat-ı i'caziye ve esrar-ı tevafukiye doğrudan doğruya Kur'an'a aittir. Beşere ait olamaz. Râbian:Şu listede o münteşir berkenar Kur'an'ın sahifelerinin numaralarını da yazıp altındaLafza-i Celal'intekerrür adedini yazarak tâ her sahifenin mukabilinde veya mukabilinin arkasında veya arkasının mukabilindeki sırr-ı tevafuku anlaşılsın. EğerLafz-ı Rabberaber ise bir ﺭ işareti konulacak. Hâmisen: İşaratü'l-İ'cazveOnuncu SözveYirmi Sekizinci MektubveYirmi Dokuzuncu SözrisalelerindeLafzullah'aişaret edenelifharfinin gösterdiği sırlar, Kur'an-ı Azîmüşşan'daLafzullah'ın tevafuk sırlarından tereşşuh ettiğini ve ondan geldiğini ve ona işaret ettiğini ve onun anlaşılmasına basamak olduğuna şimdi kat'î kanaatimiz gelmiştir. Sâdisen:Kur'an-ı Hakîm'in satırlar başı, her kâtip ve her matbaa için serbest kalmak hususunda ve ümmete her tarzda Kur'an'ı yazmaya mezun olmak cihetiyle sırlara medar edilmemiş. Onun içinİşaratü'l-İ'caz'daveOnuncu Söz'desatırlar başındakieliflertevafukatı, Kur'an'dakiLafzullah'abakar. Kur'an'ın satırlarının başlarına bakamıyor. Çünkü Kur'an'ın satırlarının başları sırra medar olsaydı tahdid edilirdi. Ümmet yazı hususunda serbest kalamazdı. Sâbian: İsm-i Celalveİsm-i Rabekseriyet-i mutlaka ile ve şüphe bırakmayacak bir tarzda mühim bir tevafuk göstermeleriyle beraber tam tamına tevafuk etmemesi bir kaç sebepten ileri gelmiştir: Birinci sebep:Bazen sahifenin âyetlerine bakar. Bazen sahifenin rakamına ve kısmen cüzün adedine bakar. Mesela: Birinci cüzde birinci sahifede birİsm-i Celal,sekizinci cüzde sekiz adetİsm-i Celal,onuncu cüzün başında on adetİsm-i Celal,on birinci cüzün başında dahi on bir adetİsm-i Celalvar. İkinci sebep: İsm-i Celal'ıntevafukat-ı zahiriyeden başka sırları vardır ki o sırlara binaen bazen münasebet-i nısfiye ile tevafuk ediyor. Bazen de bir sahifede bir yaprağa mukabil oluyor. Bazen birer fark ile muntazaman iner veya terakki eder. Mesela: On sekizinci cüzde on, dokuz, sekiz, sonra on, on bir, on iki geliyor. Bu zahiren tevafuk noksandır fakat birer fark ile başka bir letafeti katmakla o noksanı telafi eder. Hem bazenİsm-i Celal, İsm-i Rabile beraber sırr-ı tevafuka bakıyorlar. Bazen tevafukları ayrı ayrıdır.

Bu cetveli dahi sâbık cetvel gibi, tashih etmeye halim müsaade etmedi. İnşâallah, tashihe çok muhtaç değil.