Risale-i NurRumuzat-ı Semaniye

Mühim Bir İhtar

Rumuzat-ı Semaniye · s.127

Kur'an-ı Azîmüşşan'ın kelimatı ve âyâtı delâlet ettikleri hakaikte çok vücuh-u i'caziye ve o kelimatın terkibatındaki nazımda çok mezaya-yı i'caziye bulunduğu Yirmi Beşinci Söz'de gayet kat'î bir surette gösterilmiştir. Madem âyât ve kelimatın hakaikinde i'caz nükteleri vaz' edilmiştir, elbette o kelimat ve âyâtı teşkil eden hurufatında dahi işarat-ı i'caziye vardır. Nasıl ki masnu olan mürekkebatın zerratı, mürekkebat gibi Sâni'-i zülcelal'in vahdaniyetine ve sıfâtına delâlet ediyorlar ve mu'cizat-ı kudreti olduğunu gösteriyorlar. Nasıl ki Yirmi İkinci ve Otuzuncu ve Otuz İkinci Söz'lerde beyan edilmiştir. Aynen öyle de, mürekkebat-ı kelimat-ı Kur'aniyenin zerratı hükmünde olan hurufatın dahi gayet manidar vaziyetleri var ve çok işarat-ı i'caziyeye medardırlar. Mana cihetiyle kelimatın gösterdiği envar-ı hakaik şüphesiz olduğu gibi, manadan kat'-ı nazar kelimatın vaziyetlerinde ve adetlerinde ve hurufatın vaziyet ve adetlerinde çok esrar var olması dahi şüphesizdir. Fakat hurufat ve kelimatın adetleri, mezahibe göre ihtilaf ediyor. Çünkü kelimat-ı nahviye itibarıyla olsa başka bir tarzda oluyor. Kelimat-ı örfiye olsa daha başka bir suret olur. Hurufatta dahi kıraatlar itibarıyla bir derece tefavüt bulunduğu gibi, şedde ve tenvin ve gayr-ı melfuz hemze-i vasl bir mezhebe göre sayılıyor. İbn-i Abbas'a(ra) istinaden bazı surelerde aynen sayılmış, bazı surelerde yalnız medar-ı sevap olan huruf-u melfuz sayılmıştır. Bazı da tenvin hiç sayılmıyor. Şu ihtilafatın elbette bir hikmeti var. Çünkü Hazret-iİbn-i Abbas'a(ra) istinad ediliyor. Hazret-iİbn-i Abbas(ra) dahi kendi içtihadıyla değil, ekser mesail-i tefsiriyesinde olduğu gibi, rivayete istinad ediyor. Madem rivayete istinad edilmiş; bazı surelerde bir tarzda gitmiş, diğer surelerde başka bir mikyas ile bir hikmete binaen hareket edilmiştir. Ona ilişilmez, öylece kabul edilir. Benim eski mahfuzatım ise, beyne'l-ulema tedavül eden rivayete binaendir. Kendim çok çalıştım ki bir tek mikyas ile bütün surelerin kelimat ve hurufatını sayayım, muvaffak olamadım. Ehl-i dalalet zulmü beni rahat bırakmadı. HemTenvirü'l-Mikbas tefsirigibi sair eserler hangi mikyas üzerine gidiyorlar teşhis edemedim. Bazı surelerde bir mikyas görüyorum, diğer surelerde değişiyor. İşte bu hakikata binaendir ki medar-ı ihtilaf olan küsurattan kat'-ı nazar ettim. Yalnız müttefekun aleyh olan büyük yekûnleri esas tuttum. Yalnız şu üçüncü nüktenin ikinci kısmında o muteber tefsirin tahkikatına bina edip küsuratı zikrederek bazı işarata medar kabul etmişim. Çünkü rivayete istinad ettiği için elbette o işarata medar olabilir. Kısm-ı evvelin âhirinde ve ikinci kısımda kelimat ve hurufatın kesirleri yazılmış ve o kesirlerle vukuata işaret edilmiş diye yazmışız. Mesela:Sure-i Rahman'ınüç yüz elli bir (351) adedi bu sene-i Arabiyeyi gösterdiğinden otuz bir defa {(Hâşiye): Bu işarete otuz bin defa "Bârekellah". Çünkü İkinci Harb-i Umumî, beşerin şükürsüzlük ve küfran-ı nimetten çıktı.} ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻻٓﺎﺀِ ﺭَﺑِّﻜُﻤَﺎ ﺗُﻜَﺬِّﺑَﺎﻥِ âyetini hatıra getiriyor. Bu adet üç mikyas ile kırktan elli bire tefavüt ediyor. Demek on bir sene zarfındaki hâdisata ehemmiyetle baktırıyor.Er-Rahmanile beraber ikinci kısmında yazılan surelerin kesirlerinde dahi tefavüt, olsa olsa on ile yirmi ortasında olur. Demek her biri yirmi sene zarfındaki vukuat ile alâkadardır. Her bir mikyas bir kısım vukuata işaret eder. En zahirîsi rivayete istinad edilentefsir-i Tenvirü'l-Mikbas'tayazılan adettir. Bizim yazdığımız liste de onunla muvafakat ediyor. Kur'an-ı Hakîm, bana kendinden başka bir üstadı reva görmediği içindir ki bu sekiz sene içerisinde yalnız bir defa o meşhur tefsiri üstad kabul ettim, yanlışa düştüm. Demek ki Kur'an-ı Hakîm bana kâfi, vâfi, şâfî bir üstaddır. Evet, o yeter. ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَﻓِّﻘْﻨَﺎ ﻟِﻔَﻬْﻢِ ﺍَﺳْﺮَﺍﺭِ ﻛِﺘَﺎﺑِﻚَ ﻭَﻭَﻓِّﻘْﻨَﺎ ﻟِﺒَﻴَﺎﻥِ ﺍِﻋْﺠَﺎﺯِﻩ۪ ﻛَﻤَﺎ ﺗُﺤِﺐُّ ﻭَﺗَﺮْﺿٰﻰ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ۨ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻠَّﻎَ ﺍِﻟَﻴْﻨَﺎ ﻛَﻼﺎﻣَﻚَ ﻭَﻓَﺴَّﺮَﻩُ ﻟَﻨَﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺮَﺍﺩِﻙَ ﻭَﻋَﻠٰﻰ ﺍٰﻟِﻪ۪ ﻭَﺻَﺤْﺒِﻪ۪ ﻭَﺳَﻠِّﻢْ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍٰﺧِﺮُ ﺩَﻋْﻮٰﻳﻬُﻢْ ﺍَﻥِ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَ

Yirmi Dokuzuncu Mektub'un Sekizinci Kısmı'nın

DÖRDÜNCÜ REMZİ