İkinci Nükte
Rumuzat-ı Semaniye · s.225
Mübarek bir zatın kıymettar bir tefsir-i şerifinde bazı kardeşlerim o mübarek tefsiri görmüşler, güzel tevafukatı müşahede etmişler. Hatırlarına şu gelmiş: "Öyle ise Sözler'deki tevafuk bir işaret-i hâssayı göstermiyor. Madem tefsirlerde bulunuyor, elbette sair şerh nevinden de olan kitaplarda çok bulunabilir." Elcevap:Sözler'i ona kıyas etmek, kıyas-ı maalfârıktır.Beş farkı var. O mübarek tefsirde tevafukatı, hulus-u niyete terettüp eden bir muvaffakıyet ve ilham-ı âmm nevinden olur. Sözler'de yani"Kur'an"veLafz-ı Resul-i Ekremkelimesindeki tevafukat o neviden değildir. Birinci fark:O mübarek tefsir, bir sahifeye mahsus olarak bazı mebahis tevafuk ediyor. Sözler'de iseLafz-ı Kur'anveLafz-ı Resul-i Ekrembütün iki kitapta hattâ on altı sahife içinde yüz defaLafz-ı Kur'anzikredilmiş, yalnız üç adet müstesna kalmış. Hattâ On Sekizinci İşaret'in bir yaprağında on dört"Kur'an"kelimesi var. Yedisi bir sahifenin ortasında bir sırada dizilmiş. Diğer yedisi arkasında aynı mevzû'da bir istikamette görünüyor. Bunun gibi garib ve kasdı ve iradeyi gösteren çok sahifeler var. Halbuki o mübarek tefsirde Lafz-ı Resulullah yine hâssasını gösterir, nısf-ı ekser tevafuk ediyor, fakat nısf-ı ekall müstesna kalıyor. Risalelerin sair tevafukatı ise ekseriyet-i mutlaka ile emsali birbirine bakıyor. TefsirdeLafzullahileLafz-ı Kur'anveLafz-ı Resul-i Ekrem'den (asm)başka kesretli emsalde nısf-ı ekall tevafuk ediyor. İkinci fark:O mübarek tefsirin sahibi, şu zamanın hakikat-i dini himaye eden ricallerden olduğunu tahminimle beraber, tefsiriyle de dine büyük hizmeti var. Fakat mesmuatıma ve tahkikatıma nazaran on beş sene kemal-i dikkat ile o tefsirin telifine çalışmış. Hem benim gibi ümmi değil, hattı güzel, kendi yazıyor. Kur'an-ı Hakîm'in kelimatındaLafzullah'tagayet güzel ve şirin tevafukat elbette nazarından kaçmamış. Nazarından kaçsa da istihsan-ı fikrîden hariç kalmamış. Madem göz gördüğü latîf bir tevafuku ve fikren istihsan ettiği Kur'anî vaziyeti elbette yazdığı vakit onu bozmamış, bozmamaya gayr-ı şuurî olarak meyletmiş. Bununla beraber kemal-i dikkatle tab'ı başında bulunarak gayet güzel bir surette satırlar da kayıt altında olmayarak kemal-i ihtimamla tab' edilmiş. BundaLafzullah, Lafz-ı Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemhâsiyetlerine binaen ekseriyetle tevafukları güzel, fakat müstesnaları da çoktur. Bazen yarısından ziyade müstesna kalır. Sair tevafukat bazen yedi sekizde bir iki bulunur. Bazen onda bir bulunur. Sekiz satırda {(Hâşiye): Evet işte ben, Süleyman, Tevfik, Hüseyin, Abdullah Çavuş gözümüzle gördük ki: Bir kitabın küçük sahifesinde kısa satırlarında on ﻳَﺸَﺎﺀُ kelimesi bulunduğu halde hiçbirisi birine muvazi gelmemiş. Hem yine diğer bir kitapta kısa yedi satırlarda beş ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ bulunduğu halde hiçbirisi birisine Sözler'deki muvazenet nevinden muvazi gelmiyor. Demek Sözler'deki tevafukat tek bir sahifede dikkat edilse bir işaret-i gaybiyeyi işmam ediyor. Haydi sahifeyi bıraksak bütün bir risalede o nevi tevafukatın vücudu o işareti ihsas ediyor. Haydi bunu da bıraksak Lafz-ı Resul-i Ekrem (asm) ve Lafz-ı Kur'an iki risalenin umumunda nadir olarak müstensihin dikkatsizliğiyle müstesna kalandan başka bütün birbirine muvazi gelmesi, işaret-i gaybiyeyi pek zahir gösterir. Haydi bu da görülmezse, Yirmi Sekizinci Mektub'un Yedinci Meselesi'ndeki yedi inayet-i külliye öyle kat'î bir işaret-i gaybiyeyi gösterir ki zerre kadar insafı olan kabulünde tereddüt etmez. Elhasıl: Nasıl ki ince iplerin birleştirilmesiyle kalın bir ip olur, çabuk kopmaz. O ipler dahi çoğu birleştirilse kalın bir halat olur, kimse eliyle koparamadığı gibi... Sözler'in sahifelerinde görünen ince işaretler hatları, bütün risalelerdeki tevafukata iltihak edip kuvvetleşmiş. Hususan Resul-i Ekrem (asm) kelimesinde ve Lafz-ı Kur'an ibaresinde parlayan zahir işarata istinad edip teeyyüd etmiş. Bilhassa o mezkûr yedi inayet-i külliyeden feveran eden işarata iltihak ettikten sonra bütün bütün kör olmayan görür. Demek bir sahifedeki işaratı inkâr etmek, istinad ettiği bütün öteki işaretleri inkâr etmek lâzım gelir. Çünkü bir sahife, bir tereşşuhtur. Bir büyük menbaa işaret eder. Vesselâm.} bir kelime on defa tekerrür ettiği halde tevafuk etmemiştir ve hâkeza... Şu âciz, müflis, fakirin hizmet ettiği risaleler ise, bütün arkadaşlarım ve kardeşlerim şahittirler ki ben kendim yazmıyorum. Hem bir cilt tefsir kadar tetkikata muhtaç ve iki yüz sahifeden ibaret olan i'caz-ı Kur'an namındaki risale, mühim bir sebebe binaen günde iki üç saatte kırk sahife yazmak suretiyle bir kaç günde telif edildi. Demek yirmi saat zarfında yazılmıştır. Halbuki o tefsirin bir cildi bir senede yazılmıştır. Mu'cizat-ı Ahmediye'ye (asm) dair risale ise bütün arkadaşlarımın şehadetiyle telif vaktinin mecmuu on iki saatten ibarettir. Hem telif vaktinde sair kitaplara nakil için müracaat edilmemiştir. Şu halde o iki risalede ayrı ayrı sekiz müstensihin risalelerindeLafz-ı Kur'anileLafz-ı Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmyirmi dörtten biri ya iki, nihayet üç dört müstesna kalıp sairleri kasd ve iradeyi gösterecek bir derece tevafuk etmesi kudretimizle ve sun'umuzla ve kendi kendine tesadüfle olmadığını insafı olan belki şuuru bulunan kabul etmek gerektir. Üçüncü fark:O mübarek tefsir,şerhtir.Âyâtın manalarını ve terkibat-ı nahviyelerini tahlil ve tefsir eder. Bir kelimeyi bir makamda çok tekrar etmeye mecbur olur. Kesretli kelimat her halde bir sahifede tevafuk eder. Fakat tevafuk eğer tam ise ilhamî bir muvaffakıyettir. Noksan ise yalnız müstahsen bir muvaffakıyettir. Sözler ve risaleler isemetindirler,şerh ve tefsir değil ki bir makamda bir kelimeyi çok tekrara mecbur olsun. Hem tevafuk geldiği vakit, ekseriyet-i mutlaka ile tevafuk ediyor. Bundan hissettik kiLafz-ı Kur'anileLafz-ı Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm'dakitevafukatın şuâıdır. O iki risaleye ve bir kısım Sözler'e in'ikas etmiş. {(Hâşiye): On Dokuzuncu Mektub'un On Sekizinci İşareti'nde bir nüshada, bir sahifede dokuz ﻗﺮﻥ tevafuk suretinde bulunduğu halde birbirine hat çektik, mecmuunda ﻣﺤﻤّﺪ lafzı çıktı. O sahifenin mukabilindeki sahifede sekiz ﻗﺮﻥ tevafukla beraber, hat çektik, mecmuunda Lafz-ı ﺍﻟﻠّٰﻪ çıktı. Tevafukta böyle bedî' şeyler çok var. Bu hâşiyenin mealini gözümüzle gördük. Bekir, Galib, Tevfik, Süleyman, Said Nursî} Dördüncü fark:O tefsir-i mübarekin sahifeleri uzundur. Yirmi, yirmi beş satır var. Bazen olur bir kelimeyi yirmi defa tekrar etmiş. Uzun sahifelerde kesretli emsalin içinde nâkıs tevafuku zahir nazara göre tesadüf edilebilir. Halbuki risaleler on iki, on üç satırlı olduğu halde bir kelime kesretli değil, bir kaç defa tekrar ediyor. Ekseriyet-i mutlaka ile beşte dördü tevafuk eder. Yalnız bir saatte yazılan bir risalede bir sahifede "şükür" kelimesi on beş defa mukteza-yı makam olarak yerinde tekrar etmiş. Fakat umumu bilâ-istisna üç kısma inkısam edip beşer beşer, birer sırada kemal-i tevafukla sıralanmış. Diğer cihette {(Hâşiye): Sonra yedi beşe indi, çünkü iki kelime ayrı tevafuk eder. Beraber bulunsa çok seyrek görünür, sun'î zannedilir. Baktık beş kere beş tevafuk oluyor. Beş adedi, benim indimde ehemmiyetli sırrı var.} yedi defa tam bir sırada muvazi gelip bazı nüshada ortasında, diğer nüshada satır başlarında dizilmiş. İşte bu vaziyet bizde şüphe bırakmadı ki bir işaret-i hâssa var. Beşinci fark:O tefsir-i şerifteLafzullahveResulullahkelimesinde başka bir ıttırad altında değil, bir neskle gitmiyor, manidar görünmüyor. Bazı yedi, sekiz, dokuz emsal varken birbirine bakmıyor. Halbuki risalelerde manidar bir surette, tevafukta bir ıttırad görünüyor. Demek Sözler'deki tevafukatın başka bir hususiyeti var ki öyle oluyor.