ZIHAR:
Nimet-i İslâm · s.726
Hisâr vezninde olan (zihâr) muzahere gibi, mufaale babından masdar olarak: Zevc zevcesini, valide, kayın valide, bacı ve süt bacı gibi, kendisinin ebediyyen mahremi {(1) Teyit üzere, mahremiyyet validelik, kayın validelik, hemşirelik gibi, yakın münasebetler ile olur. Baldız hanımın ve üç talâk ile mutallâkanın mahremiyyeti, muvakkat olmak hasebiyle, onların, bakması câiz olmayan mevzilerine ve keza mürtedde ve mecusiyye kadına teşbih ile zıhar hâsıl olmaz.} bulunan, bir kadının - bakmak câiz olmayan - mevziine benzetmek mânâsında, ıstılahtır. {(2) Teşbih kaydi "sen anamsın, bacımsın veya kızımsın" gibi emsalini ihraç etmiştir ki, bunlar bâtıldır ve hükümsüzdür.} Bu, cahiliyye talâkından olup, meşhur olan tâbiri "Sen bana annemin zahrı (arkası) gibisin." olduğu için, "Zıhar" diye mârûf olmuştur. {(3) Kuhistânî der ki, tenasül mevziine yakın olduğu için karın, zikr olunmayıp, ondan onun arka yüzü olan sırtı ile tâbir olunmuştur. Bu tevcih, Misbâhı münirden naklen Bahr-i Râikta, ve ondan alarak, Dürr-ü Muhtâr, havâşîsinde, mezkûr olan vecihten, bir vecihtir. O da budur: Zahrın zikredilerek tahsis olunması şundandırki, Dâbbenin zahrı, binenin yeri olup, kadın dahi -vikâ' vaktinde- binilmiş olmakla, lâtif bir istiare olmuştur. Gûya ki, zevc ona, "sana binmek anama binmek gibi artık, bana haram oldu" demiştir.} Meselâ: Bir müslim kendi zevcesini, mahremi bulunan kadınlardan birinin bakması haram olan bir yerine, benzeterek "Sen bana anamın arkası yahut karnı gibisin" demek, zıhardır. Bu teşbihi eden kocaya, (müzahir) ve o zevceye (müzaher minha) tâbir olunur. Zıharın: Hükmü, şartı, rüknü vardır. Zıharın hükmü: Keffaret ile zail olacak hürmettir. (Teşbih erkânından sonraki ifadeye bakınız). Bu bapta asıl, sûre-i mücadeledeki "İçinizde karılarını analarının yerine koyanlar" (Mücadele: 2) âyeti celîlesidir. Zıharın şartı, rüknünde münderiçtir. Rüknü, âtîdeki ifadelerden anlaşılacaktır. Mezkûr, teşbihin müşebbih ve müşebbeh ve müşebbehün-bih ve teşbih edatından ibaret, dört rüknü vardır. Müşebbih: Zevcdir. Zevcenin zıharı, hükümsüzdür. {(1) Ona hürmet ve hiç bir kefâret, tereddüp etmez. İbni şahne, yemin keffaretinin, icabını tercih etmiştir. Helâlin tahrimi, yemin olmakla, zevcine "sen bana haram ol "diyen kadın, nefsini temkin ve teslim etmekle, yemin keffareti eder.} Müzahir zevcin, âkil ve bâliğ ve müslim olması, şarttır. Sabinin ve mecnunun ve mâtûhun ve medhuşun ve baygının ve uyuyanın talâkı muteber olmadığı gibi, zıharı dahi muteber değildir. Zimmî boşamaya ehil olabilirse de zihara olamaz. Çünkü, keffaret ehli değildir. {(2) Zimmî kaydi, ittifakîdir. Tahtâvî der ki, zimmînin zıharı, Şâfiî indinde sahihtir.} Sarhoşun, mükrehin, muhtiin ve malûm işaretiyle dilsizin, zıharı muteberdir. Müşebbeh: Zevcedir. Yahut rees ve rakabe gibi, onun küllüne itlâk olunur uzvu {(3) Arabî lügate ve lisanımızdaki (başın sağ olsun) tâbirinde zikr-i cüzü ve irade-i küll tarikine nazaran, böyle ise de, bir kimse zevcesine (senin başın, anamın başına benzer) demekle, zıhar etmiş olmayacağı, Fevziye fetvalarında musarrahtır.} veyahut, nısıf ve rubu gibi, cüzü şâyidir. Zevce: Menkuha veya mutedde bulunmak şartiyle, kitabiye, yahut sagire veya mecnûne ve gayr-i medhule, olabilir. {(4) Zıharın milk sebebine izafeti dahi, sahihtir.} Milki yemin ile - mevtue - cariye {(5) Velev ki, müdebbire veya ümm-ü veled, olsun.} hakkında, zıhar olmadığı gibi, mahalli talâk olmayan, ecnebiye hakkında dahi, zıhar olmaz. Müşebbehün-bih: Gerek nesep ve gerek rıdâ' veya musaheret sebebiyle zevcin mahremi olan kadının, karnı ve sırtı ve uyluğu gibi, bakılması câiz olmayan yeridir. Saç ve baş ve yüz el ve ayak, zıhar mevzileri, değildir. Binaenaleyh, zevcenin yüzünü validesinin yahut kızının yüzüne yahut yüzündeki beni, validesinin veya hemşiresinin benine yahut elini eline teşbih ile, zıhar edilmiş - dolayısiyle keffaret lâzım gelmiş - olmaz. {(6) Zeyd, zevcesi Hinde, senin memen anam Zeynebin memesine benzer dese, yalnız böyle demekle, Zeyde keffaret vermek lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz. Zeyd, zevcesi Hinde, başın ananın başına benzer dese, Zeyd böyle demekle muzahir olur mu? Cevabı: Olmaz.} Teşbih edatı: Teşbihe delâlet eden, sözdür. O da, ya sarih veya kinaye olur. (Sen bana, - benden, benimle beraber - bence anamın yahut ananın arkası gibisin), (Ben sana müzahirim), (Sana zıhar ettim) tâbirleri sarihtir. (Sen bana anam gibisin), (Sen bana anam gibi haramsın) tâbirleri kinayedir. Tabiratı kinaiye, talâkta olduğu gibi, niyyete muhtaçtır. Sarih tâbiratın, niyyete ihtiyacı yoktur. (Sen bana anam gibisin) demekle, zevc zevcesine, ikram veya zıhar yahut talâk niyyet ederse, niyyeti sahih ve gönlündeki vâki olur. Eğer bir şeyi niyyet etmez veyahut teşbih edatını kaldırarak, (sen ananısın, yahut sen benim anamsın) derse, kelâmı lâğv ve hükümsüz olup, sözün, âdiyen mânâsı, olan, hürmet ve ikram teayyün eder: Sen bana ana gibi muhteremsin, demiş olur. {(1) Zevceye, sen benim anamsın, demek yahut onu, kızım, bacım gibi tâbirler ile, çağırmak zıhar değil ise de, tahrimen mekruhtur. Zeyd, zevcesi Hinde, yüzün kızım Zeynebin yüzüne benzer dese, Zeyd böyle demekle müzâhir olmuş olur mu? Cevabı: Olmaz. Zeyd, zevcesi Hinde, senin elin anam Zeynebin eline benzer dese, mücerred böyle demekle, Hind Zeyde haram olup, Zeyde keffareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz. Zeyd kızı sagîre Hindin örtülü mevziini görüp, zevcesi Zeynebe: "benzer"dese, mücerret böyle demekle, Zeyde keffareti zıhar lâzım olur mu? Cevabı: Olmaz.} (Sen bana anam gibi haramsın) demekle, zıhara yahut talâka dâir, niyet ettiği mânâ, sarihtir. Bunda, tahrim lâfzının ziyade edilmesi, hürmet mânâsını almağa mânidir. Zevc, onunla bir şey kasdetmemiş olduğu takdirde, en aşağı olan mânâ, zıhardan başka bir şey olamaz. (Sen bana anamın arkası gibisin) tâbiri, bu bapta sarih olduğu için, onunla, zıhardan başka bir şey sabit olmaz. Zıhar niyyeti olmasa dahi, sabit olan, odur. Teşbihsiz zıhar olmadığı gibi, zıhar olan teşbih dahi, helâli harama, teşbih etmektir. Onun aksi, zıhar değildir. Binaenaleyh, zevc kendi mehareminden birinin, kapalı bir yerini görüp, zevcesine (onun örtülü mevzii, senin mestur mevziine benzer) demekle, zıhar etmiş olmaz. Mezkûr teşbih ki, murad bu bapta zikrolunan veçhile, muteber olan teşbihtir. Cahiliyet örfünde, ebedî ayrılığı intaç etmiş olan, bir talâk iken, şer'î mühir, onu keffaret ile zail ve muvakkat hürmeti, meydana getiren bir hüküm kılmıştır. {(1) "Allah, zevcelerinizi, anneleriniz gibi kendinize haram saymanız için yaratmamıştır." (Ehzap: 4) âyetinden anlaşıldığına göre, cahiliyyet zamanında, erkek evlatlıklar, öz evlâtlar gibi sayılarak, onların metrûk zevceleri, babalıklarına haram olduğu gibi, zıhar edilen zevceler dahi, kocalarına -artık- ana gibi, haram olur idi. İslam şeriatı bu âyetle her iki cahiliye hükmünü dahi, iptâl ederek (evlatlıkların öz evlat, zevcelerin de ana olmadıklarını ilân etti).} Binaenaleyh, zevcesine zıhar eden kimse, keffaret ile mükellef olup, keffaret etmedikçe, o zevceye mukarenet etmek, yahut okşamak ve öpmek gibi, mukareneti davet eden, mukaddematta bulunmak, câiz olamaz. Eğer, keffaretten evvel, bu gibi hallerde bulunursa, tevbe ve istiğfar eylemek ve bir daha, böyle etmemek üzere, sebat eylemek lâzım gelir. Bundan dolayı, başkaca keffaret lâzım olmaz. Zevce, zıharda bulunan kocasından, zevciyyet muamelesi için, keffaret talebinde, haklı olduğu gibi, {(2) Kühistânî der ki, zevce için zevcinin keffaret etmesini istemek vardır. Hâkim dahi, zevci keffaret üzerine haps ve sonra darp ile, icbar eder.} keffaretten evvel, kendisine yaklaşmaktan onu menetmekte, haklıdır. Murafaa (duruşma) esnasında, hâkim zevcenin zararını izale için, zevci ya keffaret etmek veyahut boşamak üzere tazir eder. Eğer zevc, "Keffaret ettim" derse, yalancılık ile mârûf olmadıkça, hâkim onu tasdik eyler. Zıharda nikâh bâkidir. Zıhar ile hâsıl olan hürmet, keffaretten başka bir tarik ile zâil değildir. Hattâ, müzaher zevceyi, kocası keffaretten evvel, tatlik ve ibane etmek, zıhara sakıt (vâki olan hürmeti zâil) kılmak iddetten veya diğer kocadan sonra, tezevvüç eylemek takdirinde bile, keffaret etmedikçe ona mukarenet, kendisine haram olur. Zevc zıharını, bir vakit ile takyit etmiş bulunur ise, o vaktin geçmesiyle, zıhar sakıt olur: Zevcesine, meselâ "Bir seneye kadar sen bana anamın arkası gibisin" demiş olan kimse, bir sene içinde, keffaretten evvel ona mukarenet etmesi, kendisine haram olup, bir seneden sonra, vaktin geçmiş olması sebebiyle, keffaretin lüzumu dahi sakıt olduğundan, zevcesine - keffaretsiz - takarrüp edebilir. Meşiyyetullaha tâlik, zıharı iptal eder. Müteaddit zevcesi olan kimse, onların hepsine birden, zıhar etse, her biri için, başka başka keffaret lâzım olur. Bir zevcesine, tekrar tekrar zıhar eden zevc dahi, müteaddit keffaretler ile mükellef olup, tekrardan tekit kasdettiğini, söylerse, meclis müteaddit olmadığına göre, sözü tasdik olunur. Zıhar keffareti, iftar keffareti gibidir ki, keffaret niyyeti ile tahriri rakabe etmek ve ondan âciz ise, iki ay arka arkaya oruç tutmak ve ona da kadir değilse, altmış fakiri - akşamlı sabahlı - doyurmak veyahut onlardan, her birine ya aynen veya kıymeten, birer sadaka-i fıtır miktarını vermektir. (Kitabı savmın, keffaret faslına bakınız.) Zıhar eden koca, memlûk olduğuna göre, ona oruçtan başka bir yol ile, keffaret etmek mümkün olamaz. Tahrir ve oruç hakkındaki nass "temas etmeden önce" (Mücadele: 3) kaydiyle mukayyet ve doyurma hakkındaki nass, o kayitten mutlak bulunduğundan, mutlak, itlâki ve mukayyet, takyidi üzere câri olmak aslınca, siyam esnasında vâki olan mukarenet veya onun mukaddematı, keffaretin yeni baştan iadesini mucip olur. {(1) Oruç ile keffaret etmekte olan müzahir zevc, o esnada geceleri dahi, zevcesine takarrüp edemez. Edecek olursa ve hattâ onun devâî ve mukaddematında bulunursa, kasden olmasa dahi, keffaret orucunu yeni baştan tutmak lâzım gelir.} İt'âm esnasında vâki olan, mukarenet ve devaisi ise mucip olmaz.