Risale-i NurNimet-i İslâm

ZEKÂT VERMEK:

Nimet-i İslâm · s.18

Malının kırkta birini, Allah yoluna ayırıp tahsildarına teslim etmek ve tahsil olunmakta değilse, kendi din kardeşlerinden muhtaç bildiği kimselere vermektir. Şu şart ile ki, verdiği kimse, kendi usûl ve furûundan ve âl-i hâşimden olmayacaktır. Zekât, bir malî ibâdettir ki, onunla ehl-i islâmın, hür ve zengin olan âkîl ve bâliğleri mükelleftir. Altın ve gümüşün, gerek meskûküne, gerek hulliy ve evânîsine {(): (1) Kemer ve tarak gibi şeyler hulliydir ki, ziynet demektir. Tas ve tepsi, tütün ve enfiye kutusu, zarf ve bardak gibi şeyler evânîdir ki, kab demektir. Gümüş ve altından kablar kullanmak erkeğe de, kadına da haramdır. Ancak zînet kısmık adına helâldir.} ve hayvanlardan deve, davar {(2) Türkçe davar, Arabîdeki ganem gibi koyunu ve keçiyi içine alan bir tabirdir.} ve sığır cinslerine terettüp eder. Sair emvâle, ticaret niyeti olmadıkça, zekât terettüp etmez. Meğer ki, icârât ve ticaretten birikmiş nukûd ola. Nakdin nisâbı, yâni zekât terettüp edecek mikdârı, gümüşte iki yüz dirhem, {(3) Altı yüz kuruş demektir. Zekât olarak (rubû' öşür) verilir ki, onda birin dörtte biri yâni kırkta bir demektir. Altı yüz kuruş da on beş kuruş eder.} altında yirmi miskaldır. {(4) On dört lira demektir, (Rubû' öşür) miskal hesâbiyle yirmide yarım miskal demektir.} Zekâtın şartı: Sahibinin o meblâğa mukabil, borcu olmamak, meblâğ ihtiyâcı asliyesinden fazla olmaktır ve üzerinden bir sene-i kâmile geçmektir. Develeri olan kimse, her beş devede bir koyun ve davarı olan kimse, her kırk davarda bir davar, sığırı olan kimse, her otuz sığırda bir dana verir. Bunlarda (Sevâim) olmak yâni yılın çok zamanında, ahırda beslenmekte olmayıp, kırlarda yayılır olmak dahi şarttır. Meyve, sebze ve diğer mezrûâtta, elde edilenin onda birini vermek bilâistisnâ, yâni (akl-ü bülûğ) şartı olmayarak herkes için vazife-i şer'iyyedendir. Bunda nisâb dahi şart değildir. Eğer kova ve dolap gibi vasıtalarla, sulanmakta, ve bu sebeple güçlük çekilmekte ise, öşrün yarısı verilir.