TALÂK-I BÂİN VE ONUN HÜKMÜ:
Nimet-i İslâm · s.692
Kinayeli sözlerle verilen talâk, bâin olduğu gibi, o sûretlerde, sarih elfâz ile, olan talâk dahi bâindir. {(2) Onlarda niyet dahi lâzım olmadığından, bunda (olan) ve elfazı kinaiyyede, niyyetin veya halin delâleti şart kılınmasına, işareten (verilen) denilmiştir. Şuüç kinaye istisna edilmiştir ki: İddet et, rahmini ibra et, sen artık teksin, gibi sözler, talakı rec'îyi intaç eder. Zevcesine, onların birini - hilim - ve rıza halinde söyleyenin talâkı, niyyete mütevakkıf olup, eğer niyyeti, talâk ise bir rec'î vâki olur. Değilse olmaz. Meğer ki, hal delâlet eyleye.} Bu iki suret arasındaki fark, birinde niyyet...lâzım ve diğerinde gayr-i lâzım olmasındadır. Sarih bâinin, niyyete ve karineye ihtiyacı yoktur. Talâkı bâin: Zevcenin iddeti bâki olsa da, zevcin ric'ata hakkı olmayan talâktır. {(3) Vekâlet babında, tevkilde işhat, şart olmadığına teferrüatlı olarak geçenmeseleyi, unutmayınız.} Talâkı bâin vermeğe (ibane) ve o zevceye (mübane) denir ki, İbane ayırmak ve mübane, ayrılmış demektir. {(4) Mubâneye (mebtute) dahi demişler ise de, biz mebtuteyi, talâkın müntehası ile mutallâka, mânâsında kullanacağız.} Aslı masdar olan beynunet ayrılmaktır. Onun âtîdeki veçhile, târif ve taksiminden, talâkı bâînin hükmü meydana çıkar.