Risale-i NurNimet-i İslâm

SALÂVATI MEKTUBE (FARZ NAMAZLAR)

Nimet-i İslâm · s.123

Salât: İmâdı din, İsâmı yakîn, re'si kurubât, gurre-i tâattır. {(2) İhyâ-i ulûmda böyle yazılıdır. Hikemi Atâiyyede, Salât: Kalbi, günahların pisliklerinden temizler ve gayip kapısını açar, denmiştir.} Salât, kitap ve sünnette, imanın tâlisi, yâni ikincisidir. {(3) Salât, dinin direği ve imanın ikincisidir. Zâhir ve batın nimetlerine şükrane olarak, meşru olmuştur. Zira ki, onda hem âmâl-i cevarih, hem de ef'al-i kalp vardır. Namaz, bütün ta'zim nevilerini cemetmiştir.} ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻭَﻳُﻘِﻴﻤُﻮﻥَ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ ".... ki onlar gaybe iman eder, namazı da dosdoğru kılarlar."

(Bakara: 5)

buyurulduğu gibi, hadis-i şerifte de: ﺑُﻨِﻲَ ﺍﻟِْﺴْﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻰ ﺧَﻤْﺲٍ ﺷَﻬَﺎﺩَﺓِ َﻥْ ﻻﺎ ِﻟَﻪَ ِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭََﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﻋَﺒْﺪُﻩُ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ ﻭَِﻗَﺎﻡِ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓِ ﻭَِﻳﺘَﺎﺀِ ﺍﻟﺰَّﻛَﺎﺓِ ﻭَﺣَﺞِّ ﺍﻟْﺒَﻴْﺖِ ﻭَﺻَﻮْﻡِ ﺭَﻣَﻀَﺎﻥَ "İslâm beş -temel- üzerine kurulmuştur. Allahtan başka tanrı olmadığına ve Muhammed onun kulu ve Resûlü olduğuna şehadet, namazı kılmak, zekâtı vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbeyi haccetmektir."buyurulmuştur. {(1) İkame-i salât, namazın erkânını tadil edip, onu meyl (iğrilmek) ten korumaktır ki, doğrultmak mânâsınadır. Yahut kaim bi-l-emir mânâsından alınmıştır.Veyahut ikame-i salât, namazı edadan ibarettir. Kur'ânı Kerîmde, musalliler medih makamında ikamet vasfı ile yad duyurulmaktadır.} Nassan böyle olduğu gibi, fiilen ve vücuben de böyledir. Çünkü, çok kere, imandan sonra, vâcip yâni, mütehattimi zimmet olan Salâtın ifâsıdır. Zira, salâtın esbabı olan vakitler, hemen geçicidir. Zekât, oruç, hac öyle değildir. En önce vâcip olan, kelimeteyni şehâdeteyn, sonra salât, ondan sonra da zekâttır. {(2) Bu tertip, ilmi usulde, hukukullahın sekizinci envaınca olan tertibe muvafıktır.} Fazileten dahi, namazın sair ibadetlere tekaddümü vardır. Namazın, ibadetin efdali olduğunda icmâ mün'akittir. Şu delil ile ki, îmandan sonra hangi amel efdaldir, sualine cevapta: "Vaktinde kılınan namazdır" buyrulmuştur. Hidaye şarihi Ekmelid-dinin tâbirince: Salât, fariza-i kaime ve şeriat-i sabitedir. Onun farziyyeti, kitap ve sünnet ve icmâ-ı ümmet ile mâruf tur. Kitabı Kerîmde ﻭَﺍَﻗِﻴﻤُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓَ Namazı dosdoğru kılın! (Bakara: 43) buyurulduğu gibi, ﺣَﺎﻓِﻈُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﺍﻟْﻮُﺳْﻄٰﻰ Namazları ve vustâ namazını muhafaza edin (Bakara: 238) dahi buyurulmuştur. İkinci âyet-i kerime, namazın hem farz olduğuna ve hem de beş olmasına delildir. Çünkü, o âyet-i Celîlede, cemîi salâvatın muhafaza ve ikamesi emr olunmakla beraber, onlara bir de, salâtı vustâ atfedilmiştir. Beraberinde, bir vustâ tasavvur olunabilecek, "Cem'in" en azı ise dörttür. (Ekalli mütesâviyeyne münkasem) iki çift adede, tek adet, tavassut ederse, bütünü beş olur. {(1) Tefasirde, iki vecih mübeyyen olup, biri onun mutavassıt mânasına olması ve diğeri efdâl manâsına gelmesidir. Salâtı vustânın tayininde akvâl var ise de, ekseri ulemâ kavlince, Salâtı vustâ, ikindi namazıdır. Gündüz namazları olan sabah ve öğle ve gece namazları olan akşam ve yatsı namazları aralarında vâki olduğu için, vustâ tesmiye olunmuştur.} Sünnette, yani hadis-i şerifte dahi: ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﻓَﺮَﺽَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﻣُﺴْﻠِﻢٍ ﻭَ ﻣُﺴْﻠِﻤَﺔٍ ﻓِﻰ ﻛُﻞٍّ ﻳَﻮْﻡٍ ﻭَ ﻟَﻴْﻠَﺔٍ ﺧَﻤْﺲَ ﺻَﻠَﻮَﺍﺕٍ "Muhakkak ki Allah kadın ve erkek her müslümana beş vakit namazı farz kılmıştır." buyurulmuştur. Ve bu, ehadisi meşhuredendir. İcma dahi delildir ki, zamanı Hazret-i Resûlullahtan bugüne kadar, kimse, red ve inkâr etmemek üzere, beş vakit namazın farziyyetine ümmet, icmâ ve ittifak edegelmiştir. Meş'rûiyyetini inkâr eden, ihtilâfsız kâfirdir. Salâtın farz edildiği vakit, leyle-i mi'raçtır ki, beş vakit namaz, o leyle-i mübarekede farz olmuştur. Hicreti seniyyeden bir buçuk sene (on sekiz ay) öncedir. {(2) Hicreti mukaddese-i nebeviyyenin, Rebiûl-evvelde vukuu hasebiyle, şehri Miracın, Recep olması belli olur. Tahtâvînin ve İbni Âbidinin dahi ifadeleri veçhile, bütün ülkelerde, Recebin yirmi yedinci günü, leyle-i miraç olarak kabul ve ihya edilmektedir.} Farz olan namazların vakitlerinin adedi,ileride bildirileceği üzere beştir. Onların rekâtlarının adedi de on yedidir. Dördü öğle, dördü ikindi, üçü akşam, dördü yatsı, ikisi sabahtır. {(3) Vâcip, sünnet, müstahap olan namazlar, bu hesaptan hariçtir ki, vâcip olan salâtı vitir, hesaba dahil edilirse, günlük vazife rekâtları yirmiye bâliğ olur. Bir okadar da rekât, sünnet vardır; sünneti fecir iki, sünneti zuhur dört ve iki, sünneti asır dört, sünneti magrip iki, sünneti işa dört ve ikidir.} Salâtı magripten mâdâsı, aslen ikişer rekât olarak farz olmuş iken, onlar hali sefere has kalıp, hazarda, salâtı fecirden mâdâya, hicretten sonra ikişer rekât ziyade edilmiştir. Salâtın farz kılınmasının hikmeti, nimetlere şükür ve günahı örtmektir. Her vaktin namazı, o vakitte bulunmanın ve ona müterettip, daha nice (Cenab-ı Hakkın mütevâli) nimetlerinin şükrü olduğu gibi, hem de günahların keffaretinin sebebidir. Peygamberimiz (sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri "Bana haber veriniz, sizden birinizin kapısı önünde bir nehir olsa da, her gün, günde beş defa o, nehirde yıkansa, hiç kiri kalır mı? (kalmaz.) dediklerinde: İşte beş vakit namazın hal ve şanı, odur ki, Hak celle ve âlâ hazretleri onlar ile hataları mahveder." buyurmuşlardır. Salâtın asıl sebebi, icâbı hak, ve hitâbı cenâbı kaadiri mutlaktır. Zâhiri sebepleri: Kullara kolaylık olmak üzere meşru olduğu vakitlerdir. {(1) Malûm olsun ki, bir nefsi vâcûp ve bir vücûbi edâ ve bir de vücûdi edâvardır. Ve bunlardan her birinin; birer sebebi hakikisi ve birer de sebebi mecazisi vardır. Nefsi vücûbun, sebebi hakikisi, Cenâb-ı Perverdigârın icâbı ezelisidir. Çünkü, Ahkamın mucibi, ancak zatı ecel ve âlâdır. Lâkin icâbı hak, bizim muttali olamadığımız bir gayb olmakla, Hak celle ve âlâ, bize yüsür ve sühûlet olmak üzere, bir takım "zahiri mecazi" sebepler ihsan kılmıştır. Bahsimize nazaran, o sebepler, vakitlerdir. Şu delil ile ki, Güneşin batıya yönelmesinden gece karanlığı bastırıncaya kadar namaz kıl! Sabah namazını da kıl! (Isrâ: 78 buyurmuştur. Vakitlerin teceddüdü ile vücûp dahi teceddüt edegelmiştir. Vücûbi edanın, sebebi hakikisi, Hitabullahtır, ki Cenâb-ı Hakkın, onu bizden istemesidir. Sebebi zahirisi, "Akimüs-salât" gibi, istemeğe delil olan, siga-i emriyyedir. Nefsi vücûp ile vücûbi edânın farkı: Vücûp, şügli zimmetten ve vücûbi edâ talebi tefriği zimmetten ibaret olmasındadır. Vücûdi edanın sebebi hakikisi, onu Cenâb-ı Hakkın halk ve icat buyurmasıdır. Sebebi zâhirisi, kulun, ona istitâatıdır ki, o da fiil iledir.} Mâverdi demiştir ki, salâvâtın vakitlere bağlanması vakitlerin tevâlisinin kulluk duygusunu yaşatmaya ve huzuu devam ettirmeye sebep olduğu içindir ki, Zülcelâl ve'1-ikrâm teâlâ hazretlerinden rehbet ve rağbet (Havf ve recâ) münkati olmamakla, güzel ahlâk ber-devam ve dünya işleri dahi intizam ve tertibine ulaşmış olur. Salâtın şartları aşağıda zikredilmiştir. Salâtın hükmü, dünyada borcun ödenmesi (vâcibin zimmetten sâkıt olması) ve ukbada sevap hâsıl olmasıdır. (Eğer musâlli muhlis ise, çünkü mürâinin sevabı yoktur). {(2) Zahireden menkul olan buna muhalif rivayette: Riyâ ancak, sevabın tezaufunu selbeder denmektedir. Bazılar, feraiza riyâ girmez, derler.} Salâtın erkânı, şartlariyle beraber zikrolunur. Salâtın sıfatı: Ya farz, ya vâcip, yahut sünnet olmaktır. Nitekim, İnşallahü teâlâ, zikr ve tafsil olunacaktır. Salâtın edâsı keyfiyeti mânâsına olan, salâtın sıfatı mesâili, (keyfiyeti terkibi ef'âli salât) başlığıyla, ayrıca anlatılacaktır. Namazın farziyyeti yani, şahsın onunla cezmen mükellefiyeti için, üç şey şarttır: İslâm, akıl, bülûğ. Ve lâkin, (kız, erkek) çocuklar, yedi yaşlarında namaz ile emrolunur. {(3) Oruç dahi namaz gibidir. Sabi o yaşta, oruç ve namaz ile emrolunur. Şarap içmekten nehy olunur. Hayır işlemeğe alıştırılır. Kötülüklerden sakındırılır. Zâhir olan, bunlar veliye vâcip olmaktadır.} On yaşlarında, çocuklar namaz için takatleri hasebiyle zecr olunmak üzere el ile darbolunur. {(4) Bu iş, veliye vâciptir.} Kendilerine merhameten, değnek ile darbedilmez! . {(5) Darbın, değneksiz olması, bir karineye mebnidir ki, o da değnek ile olan darbın ancak, bir mükelleften sâdır olan bir cinayet hakkında meşru olmasıdır. Sabinin ise, cinayeti yoktur. Diğer bazı eserlerde, buna dair delâlet vardır.} Eliyle üçten ziyade dahi vurulmaz. {(6) On yaşında, çocukların yatakları dahi ayrılır. Hadis-i şerifte böyle buyurulmuştur.} Âkil bâliğ olan her müslümana, beş vakit namaz farzı ayindir. Onda aslâ. vekâlet cari olmaz. Yâni, hiç kimse, hiç kimsenin namazını kılmış olamaz. {(1) Dürr-ü Muhtârın sıfatı salât kubeylinde, ve reddi Muhtârda mezkûr olduğu üzere, âmil için, amelinin ecrini diğerine vermek vardır. İnsan kıldığı nevâfilin sevabını dahi, başkasına bağışlayabilir. Düşmanların gönlünü yapmak için, namaz kılmak, yâni Allah için kıldığı namazın sevabını, kendi hasmını hoşnut etmek için, onlara bağışlamak fayda vermez. Çünkü, hasım affetmeyebilir. Bu halde sevap, salât ona kılınmış olmakla zayi edilmiş olur. Hasım sahibi olan kimse, nevafilden dilediğini, sevabını hibe etmeyerek, Allah için kılar. Eğer hasmı ya tekerrümen veyahut Cenâb-ı Hakkın rızasıyle affederse salâtın sevabı kendine olur. Ve illâ yâni hasmı affetmezse, onun hasenatından alınıp hasmına verilir. Hasenatı, biterse, mazlûmun seyyiatından alınıp ona verilir. Sadaka dahi, salât gibidir. Bir dank (dirhemin altıda biri) hak için cemaatle kılınan salâtı makbuleden, yedi yüz namaz sevabı alınacağı, eserde varit olmuştur.} Farz olduğunu itikat ile beraber, tekâsülen namazı terk eden fasıktır. Kılıncaya kadar, habsolunur. {(2) Müellif târiki salâtın hükmünü, salâtı vitirin önünde zikretmiştir!}