Risale-i NurNimet-i İslâm

SAFLARIN TERTİBİ:

Nimet-i İslâm · s.241

Çıplak olanların, cemaat olarak namaz kılmaları mekrûhtur. {(2) Çünkü, bunda yekdiğerinin avretine muttalî olmak vardır. Ezan ve ikamet, müstahap olan cemaatin, sünnetinden olmak mülâbesesiyle, bu mesele ezan babında dahi zikrolunmuştur. Avret yeri mestur olanın, çıplak olana iktidası, asla sahih olamaz. Nitekim, sıhhatin şartı, imameten zahirdir. Ve Cevherede musarrahtır. Muhaşşi der ki, uryanların cemaat olmaları tahrimen mekruhtur. Zîra, iki mahzurun birini müstelzimdir: Ya imamın ileri durması vâcip iken onu terk edip, saftan ayrılması veyahut uryanlığın ziyadeleşmesi lâzım gelir. Efdâl olan, onlar namazı münferit ve birbirinden uzak olarak oturarak îmâ ile kılmaktır. Nitekim, kuud sıfatı ile beraber zikrolunur.} Kadınların, kendilerinden biri imam olmak üzere, cemaat olmaları mekrûhtur. {(3) Kadınların cemaati dahi, iki mahzurdan birine mebni, tahrîmen mekruhtur: Ya imam ilk saf arasında bulunur, yahut ileride durur. Evvelkisi mekruh olduğu gibi, ikincisi dahi, onlar hakkında mekruhtur. Eğer onlara, bir erkek imam olursa kerahet olmaz. Meğer ki, ev içinde bulunup ta, başka bir erkek daha veyahut imamın halîlesi veya mahremi beraber bulunmaya. Bunların biri bulunursa kerahet olmaz. Nitekim, mescit içinde (onların cemaate çıkmış olmalarından başka) mutlaka kerahet yoktur.} (Kadınlar, cemaate hazır olmazlar. Onların cemaate çıkmaları, Velev ki, cuma ve bayram namazlarını kılmak veya vaaz dinlemek için olsun, mutlaka yâni, kadın gerek genç, gerek ihtiyar, gece veya gündüz olsun mekrûhtur. Kadının muhtaç olduğu dînî meselesini, zevci bilmiyorsa, ehlinden öğrenip, zevcesine söyler). Kadınlar, maal-kerahe cemaat olurlarsa, imamları kendi aralarında, yâni saf sırasında durmak, vâcip olup, {(4) Hünsâ imamet ederse, onun ileride durması vâciptir. Hamevî merhum Hazaneden, kadınlar imamının dahi onlara tekaddümünün cevazını nakletmiştir.} imam olan kadın, onlara ökçesiyle, tekaddüm eder. Eğer erkek gibi ileride durursa âsim olur, namaz sahihtir. Uryan kimse, uryanlara imamet etmek sûretinde olduğu gibi ki, o dahi,ileride durmayıp, onların aralarında, yâni saf arasında bulunur. Bunlar namazı oturarak îmâ ile kılarlar. {(1) Kuud sıfatını müellif - mümkün olduğu kadar tesettür hâsıl olabilmek için - ayaklar kıbleye doğ ru uzatılmak üzere beyan etmiştir. Muhaşşî ise, Zahirede böyle mezkûr ise de, evlâsı Münyede mezkûr olanıdır ki, namazda oturur gibi, erkek kollarını döşeyerek kadın kaynakları üzerine yayılarak oturmaktır. Bunda tesettür daha ziyade olmakla beraber, bilâ-zarure, kıbleye ayak uzatılmamış olur.} Müktedî, bir erkekten ziyade olursa, velev mümeyyiz sabi, olsun imamın sağına, ona müsavi durur, {(2) Müellifin "ve ancak ökçesiyle geride bulunur" dediğini, Muhaşşî merhum, sair müelliflerin ifadelerine muhalif bulmuştur.} soluna ve arkasına durmak, sünnete muhalif olduğu için, mekrûhtur. Kadın bir olsa dahi, arkada durur. (Meğer ki, kendi gibi kadına iktida etmiş ola). Bir erkek ile bir kadın bulunursa, imam olan erkek, cemaat olan erkeği sağına ve kadını arkasına durdurur. Birden ziyade muktedi, iki dahi olsa, imamın arkasında durur. Bir veya daha ziyade kadın dahi, bulunsa onların arkalarında durur. {(3) İki erkeğin biri veya her ikisi, baliğ olmayan sabi ve kadın, ihtiyar dahi olsa, böyledir.} Cemaat çoğalıp saflar hâsıl oldukta, safların tertibi şöyle olur: Evvelâ erkekler, {(4) Velev ki, onlar köle olsalar.} sonra erkek çocuklar, {(5) Eğer saf olacak kadar değil ise, sabî, erkeklerin arasında durur. Kız çocuklar, kadınlar arasında durmak gerektir.} daha sonra kadınlar saf olur. {(6) Eğer cemaate çıkmışlarsa demektir ki, onlar cemiyetlere çıkmaktan - ihtiyar dahi olsalar - memnudurlar.} İmam onlara, bunu emir ve işaret eder. Sık durup, açık yer bırakmamalarını ve doğru ve dürüst durmalarını söyler ki, bunlar safların sünnetlerindendir. Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri bir hadisinde, doğrulunuz ki, kalbleriniz dahi doğrulsun, ve sıklaşınız ki, yekdiğerine rahm ve şefkat hâsıl olsun, diğer bir hadislerinde, safları ikame edin ve omuzlan muhâzî tutun ve açığı kapayın ve ihvanınızı elleriniz ile telyin edin, yâni, ihvanınızın omuzlarım okşayarak safa sokulun, {(7) Bu manâ, müellifin şerh-i kebîrinde vâkî olduğu veçhile (leyyinû) kelimesinin müşedded okunmasına göredir. İmam Ahmedin ve Ebû Dâvûdun, İbni ömerden "Radiyallahü teâlâ anhuma" olan rivayetlerinde ise, "leynû bieydi ihvâneküm"vâki olmuştur ki, safta bulunanlara emr olmak üzere, muhakkaktır. Ve: İhvanınızın elleri sebebiyle yumuşayın. Yâni, saffa sokulmak için, omuzuna el koyanı, aranıza kabulde, sertlik göstermeyin, demektir.} şeytana boşluklar bırakmayın, saffı vasl edeni, Cenab-ı Hak vasl eder, {(1) Vassalehüllah, cümlesi, ya böyle haberdir,veyahut: Cenab-ı Hak dahi, onu hayr ile vasl etsin, meâlinde duâdır. Bu iki vech, (kattaahüllah) cümlesinde dahi caridir.} saf fı kat edeni {(2) Safın kat'ından maksat, safta bulunmuş iken, lûzumsuz olarak, çıkmaktır. Yahut saffa durduğu vakit, kendi ile safta bulunan arasında boşluk bırakmaktır. Saffı kesmekten, ilk safta açık var iken, ikinci safta kılmağa şâmil, bir mânâ, irade olunmak dahi uzak olmaz.} Allahü teâlâ dahi kateder, demektir. {(3) Bununla yâni, (veleyyinû bieydîküm ihvâneküm) kavli şerifi ile malûm olur ki, saffa. dahil olmak isteyene, dühule mânî olmak üzere, yan tutanlar ve yer açmağı, riya, yahut salâtı müfsid, sananlar, cehalet etmektedirler. Girene yer açmak, emri nebiyi icraya iane ve ona imtisâldir.} İkinci safta açık bulmayıp da, birinci safta bulan kimseye, o açığı tutmak için, ikinci saffı yarıp geçmek vardır. Zira onlar birinci saffı kapamağı, terk etmişlerdir. (Kendi taksirleri sebebiyle, hürmetleri yoktur.) Erkek muktedîye göre, geride yalnız durmak, mekrûh olduğundan, saffı dolgun bulan kimse, bir diğerin gelmesine muntazır olup {(4) Esah olan rükûa kadar beklemektir.} rekâtın fevtinden korktuğu takdirde, saftan -meselenin hükmüne âlim olup müteezzi olmayacak- birini yanına çeker {(5) Ta ki, onunla beraber o dahi, bir saf olsun. Çekilen kimseye lâyık olan icabet etmektir. Çeken, elinden geleni işlemiş ve bu suretle kerahet, ondan uzaklaşmış olur.} ve illâ yalnız durur. (Yalnız durmak -zamanımızda -evlâdır. Çünkü, meseleleri bilmeyen çok olmakla, saftan çekilenin namazı fâsit olmak ihtimali vardır.) Safların efdâli, ilk saftır. {(6) Cenaze namazının gayride. Hem de ricâl hakkında.} Ondan sonra, ikinci saf, ondan sonra üçüncü saf ve sırasiyle diğerleri. Efdâliyyet, imama yakin olmak meratibindedir. {(7) Rivayet olunan şeye binaen ki, rahmet, evvelâ imama ve badehû ondan geçerek, ilk safta ona muhazî - yani arkasında - durana ve badehû, sağ cihetlere ve sonra sol cihetlere ve ondan sonra ikinci safa nazil olur, buyurulmuştur. Sallallahüteâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinden şu meal dahi rivayet olunmuştur ki: İfnamın arkasında, ona muhazî bulanana yüz, ve sağ canibindekine yetmiş beş, ve sol canibindekine elli, ve sair saflarda olanlara yirmi beş namaz ecri yazılır. Burası, ziyadenin en azı beyan olmak zahirdir. Zira, cemaatten her birinin, namaz sevabı, bu muzaafeden ziyadedir.}