ORUÇ TUTMAMAYI MÜBAH KILAN ÖZÜRLER:
Nimet-i İslâm · s.484
Oruç yemenin bir takım ahkâmı vardır ki, onların bazısı bütün oruçlara tamim ve bazısı da bazı oruçlara tahsis olunmuştur. Hepsine âm olan hüküm: Özürsüz iftar olunduğuna göre, günahtır. Çünkü, - bilâ özür - ameli iptal, haramdır "ve lâ tubtılû âmâleküm" buyrulmuştur. {(1) Bu kavl-i kerîmin tevili, faslın evahirinde tetavvu savmın dahi özürsüz ifsadının lâyık olmayacağı meselesinin, hamişindedir.} Bir özre mebni, iftar olunduğuna göre, günah yoktur. Özür ile hüküm muhtelif olmakla - günah ve muahazeyi kaldıran özürleri bilmek lâzım gelmiştir. Bu fasılda işte onlar mübeyyendir. Mübah kılan özürler muftıratta geçen mânâ veçhile, iftarı yâni, imsâksizliği {(2) Çünkü, sefer, şüru olunan Savmın nakzını ibaha etmeyip, belki savma başlamamağı mübah kılar.} ve yahut imsâkten sonra nakz ve iptali, ibaha eden arizi umur. demektir ki, Marazün ve ikrahün radâün ves-sefer Hablün kezâ âtşün ve cûun velkiber
beytinde toplanmış olduğu üzere, sekiz şeydir: Hastalık, sefer, ikrah, gebelik, süt emzirmek, açlık, susuzluk ve yaşlılık. (Maraz: Hastalık, sefer: Yolculuk, ikrah: Mecburluk, habel: Gebelik, rıdâ': Emziklilik, cû': Açlık, ataş: Susuzluk, herem: İhtiyarlık). (Maraz) velev baş ağrısı, göz ağrısı ve yara hastalığı olsun, (özür) olmakla, ramazanda sıhhatli ve saim iken, hastalanan kimse için, ' sonra kaza etmek üzere, oruç yemek câiz olduğu gibi, hastalığının kemmiyet ve keyfiyetçe {(3) Buradaki kemmiyet kaydından maksat oruç yüzünden başka bir hastalık daha neşet etmektir. Keyfen izdiyad, mevcut olan maraza, şiddet hâdis olmaktır. Sağlam olup ta, oruç tutarsa, hastalanacağın zanni galip olan kimse için, oruç tutmamak var mıdır? Aslın ibaresinden o kimse için, iftar etmek mübah olmadığı anlaşılmaktadır. Dürru Muhtarda ise, ona iftarın ibahası mezkûrdur.} artmasından, yahut iyileşmenin gerilemesinden korkan, hasta için dahi, {(1) Fıtırın ibahasında muteber olan korkunun bilinme yolu ikidir; Ya geçmişteki tecrübeye mebni, zannın galebesi ve yahut hâzik ve âdil olan müslim tâbibin ihbarıdır. Marazın birleştiği suretinde, tecribe velev ki, marizin gayrinden olsun. İbadetin iptali olmayan yerde, gayr-i müslimin - tabib ittihazı - câiz ise de, diyanette ve ibadetin iptalini mucip olan hususatta, tabibin hâzik olmasiyle beraber, islâmı ve hattâ adaleti, şarttır. Bazılar, adaletin kaydına bedel, fıskının zahir olmaması kaydini koymuşlardır ki hali bilinmeyen, müslim ve hazik bir tabip demektir. Zimmi olan tabip, müslim marize, savmın muzır olduğunu söylerse, müslim için iftar câiz olur mu? El-cevap: Olmaz.} sonra kazâ etmek üzere, oruç tutmamak câizdir. {(2) Mariz bir kimsenin ramazanda marazı gidip, lâkin zaafı olup, saim olursa, zaafının ziyade olmasını, müslim bir tabibi hâzik haber verirse, o kimseye iftar eylemek caiz olur mu? El-cevap: Olur.} Sıtma nöbeti olan kimseye, ve âdetli olan kadına, kendisince nöbet ve âdet umulan günde, oruç tutmamak dahi, câizdir. Ve şayet o gün nöbet gelmez ve âdet olmaz ise, keffaret lâzım gelmemek doğrudur. {(3) Düşmana karib, mukim olup ta, kıtal vukua kendince, zannı galip ile maznun bulunmasından dolayı, zayıf düşmemek için, orucunu yiyen gaziye dahi, o gün harp olmamak takdirinde, keffaret lâzım gelmemek esahtır.} Hastaya bakan dahi, hasta hükmündedir. (Sefer) ki, maksat şer'î seferdir. {(4) Kitâb-us-salâtın, salâtı müsafir babına bakınız.} Oruçsuzluğu ibaha kılmakla ramazanda, fecrin tulûundan evvel, seferi tahakkuk eden yolcu, mütemerrit ve yol kesici gibi âsi dahi olsa o yine de misafir sayılmak ve oruç tutmamak câizdir. {(5) Sonra kazâ eder. Çünkü, yol kesmenin günahı ayrı bir meseledir.} Zâfı mucip olmadıkça tutmak efdaldir. {(6) "Tutmanız sizin için daha hayırlıdır." buyurulmuştur. Hem de - ramazan, efdalül-vakteyn - olmakla edâ efdâldir. "Seferde oruç tutmak bir iyilik değildir." hadis-i şerifi, oruç kendisine zarar verecek olan, müsafir hakkındadır. Mezkûr efdaliyyet, bütün arkadaşları oruçsuz veyahut nafakada müşterek olmamaları kaydiyle mukayyet olup, eğer arkadaşları nafakada müşterek olup ta, oruç tutmuyorlar ve onun oruçlu bulunmasından müşteki bulunuyorlarsa veyahut nafakada müşterek değiller ise de, ekseriyyetle oruç yiyorlar ise, efdâl olan, orucu tutmayıp kazaya bırakmaktır. Âmme kaydi, onlardan birazının iftarı takdirinde, fıtırın efdal olmadığını müfittir.} Saim olarak sabahladıktan sonra, yolcu olana o gün iftar etmek ve müsafir iken tuttuğu orucu bozmak, keffareti mucip olmasa da, sefer, maraz gibi semavi avarizden olmadığı için, helâl olmaz. Nitekim, kazayı mucip olan muftirat babında geçti. (İkrah) ki, tehdidini yapmaya gücü yeten kimsenin, katl ile veya uzuv kat'i ile tehdit ederek, saime kerhen oruç yedirmesidir. İftarı mübah kılar. Yersiz ikrah ki, hasp ve darp gibi gam ve elemi mucip olan şeylerle - bit-tehdit - husule gelen ikrah, gayr-i kâmildir. Keffareti iskat ederse de, muharrematı mübah kılamaz. {(1) Nitekim, kazayı mucip olan muftirat babında geçti. Tahtâvî her iki haşiyede, bahirdan naklen zikr etmiştir ki, iftar üzerine oğlunun helâki ile ikrâh gören kimseye iftar câiz olmaz. Gebe ve emzikli gibi değil, bunda gayrin nefsini korumak için, o kimse mâzûr olamaz, demiştir ki, Mir'atta, bu dahi zikr edilmiştir.} (Habel ve rıdâ') dahi hadîs-i şerifte "Allah müsafirden orucu tehir etti, namazı da yarıya indirdi. Gebe ve emzikliden de orucu tehir etti." buyurulmuş olduğundan fıtırı ibaha kılıcı olmakla, kendi hakkında akıl noksanından, yahut kendi veya çocuğu hakkında helâkten, yahut hastalıktan korkan gebe veya emzikli kadına dahi, - sonra kaza etmek üzere -oruç yemek câizdir. {(2) Emzikliye, çocuğunun ishalini keser, diye tabip - hazik ve müslim - in verdiği ilâcı alıp, orucunu bozmak vardır.} Emzikliye göre, çocuk kendisinin veya başkasının olmak müsavidir. Süt ana hakkında, irdâ' akden vaciptir. Akit, velev ki ramazan içinde vâki olsun, (Emsâli arabiyyede, çocuğa iyi bakan süt ana, usangan olan asıl anadan daha hayırlıdır, denilmektedir.)Validenin emzirmesi, - mutlaka - diyaneten vaciptir. Çocuğun babası dar gelirli (mûsir) olup, süt ana tutamamak ve yahut çocuk kendi anasının memesinden mâdâyı almamak takdirinde, validenin emzirmesi, hükmen dahi vaciptir. {(3) Çocuk bakımı hakla, emzirme müddeti ile mahdut olup, o da yirmi dört aydan ibarettir. Kazâ: Hâkimin hükmüdür ki, mahkemeye müracaatte tezahür eder. Diyanet: Şer'in hakkıdır ki, müftiye müracaatle belli olur.} Kendisinde şiddetli açlık ve susuzluk hâsıl olan kimse ki, ya nefsinin helâkinden veya aklının noksanından ve yahut bâzı hislerinin işlememekte olmasından korkarsa, ona dahi, - sonra kazâ etmek üzere - oruç yemek câizdir. {(4) Şu kayıt ile ki, şiddetli susuzluk kendi kendisini yormasiyle hâsıl olmuş olmaya. Çünkü, o halde keffaret dahi lâzım olur. Mezkûr kayıt keffaretin iskatı için, olmak zâhirdir. Amma, mezkûr özre mebni iftarın helal ve câiz olması mezkûr kayıt ile mukayyet olmayarak mutlak olmak lâzımdır. Nitekim, Kuhistânînin ibaresi, ona delâlet etmektedir. Kuhistânînin ibaresi için, kazayı mucip olan muftıratın yirmi üçüncüsünün hâmişine müracaat ediniz.} Herem (aşırı yaşlılık) dâimi - aczi mahz - halinde olmakla, fıtrin ibahasını ve fidyeyi muciptir. Gerek erkek ve gerek kadın, vücutça günden güne düşmek ve aşağılamak üzere, ihtiyarlamış olursa, oruç tutamayacağı ve kaza dahi edemeyeceği için, yeyip fidye vermek, lâzım gelir. (Fidye): ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻳُﻄِﻴﻘُﻮﻧَﻪُ ﻓِﺪْﻳَﺔٌ ﻃَﻌَﺎﻡُ ﻣِﺴْﻜِﻴﻦٍۜ âyet-i kerimesinde, açıklanmış olduğu üzere, fakiri yedirmektir ki, dilenemiyen fakirin sabahlı akşamlı, bir günlük yiyeceğidir. Miktaren müsâvatı cihetiyle, her gün için, bir Sadaka-i fıtır, verilecek demektir. {(1) Asıl sadaka-i fıtır, yine vaciptir, sâkit değildir.} Sadaka-i fıtır ile bunun farkı budur ki, onda zekât gibi temlik şarttır. Bunda ise it'am suretinde olduğu gibi, ibaha kâfidir. {(2) Sabahlı akşamlı yahut sahurlu akşamlı, fakirlerin doyurulmasıdır.} Temlik ve itayı, dilerse ramazanın evvelinde, ve dilerse sonunda eder. Verilecek fakirin müteaddit olması da, şart değildir. Savmın bedeli demek olan fidye, âcizlerinin mevte kadar devamı şartiyle, {(3) Şayet kudretlerinin avdeti farz olunsa, kaza etmeleri lâzım gelir. Muhaşşîder ki, pîri fâni sıcağın şiddetine dayanamayarak, oruca kadir olamıyorsa, iftar edip kışın kazâ eder.} yazıldığı gibi, pîri fanilere mahsus olduğundan, pirlikten başka olan özür sahipleri için, {(4) Gebe, emzikli, hasta, müsafir, mükrih...gibi ki, onlardan kudretli bulundukları günlerde kaza etmekten mâdâsı makbul olamaz. Çünkü, fidye - misli gayrimakul ile - kazâ demek olduğundan, sadece hakkında nass olan hususlara aittir.} özrün zevalinde orucun kazasından başka bedel, câiz olamaz. Fidye, bir de - savını ebedî - nezr eden kimse hakkında câri olur ki, ömrü oldukça - ilelebet - her gün oruç tutmayı nezr eden kimse, zayıf düşüp, nezrini ifaya kadir olamamak ve yahut kudreti var iken, birkaç gün yemiş olmak takdirinde, kazaya imkân olmadığından, fidye verir. Fidye verecek olan kimse, onu vermeğe kadir değilse, Cenab-ı Haktan istiğfar eder - yani Allahın hakkındaki kusurundan dolayı - Allahın affını talep eder. Fidye ancak, - binefsihî - asıl olan oruçta câiz olur: Zikrolunan iki surette olduğu gibi ki, onlardan biri piri fâninin ramazan orucu ve diğeri - savmı ebedî - nezr edenin orucudur. Asıl olmayıp ta, başka bir şeyden bedel olan oruçta, meselâ sıyamen olan keffaret bedelinde, fidye verilemez. Çünkü, bedelin bedeli olamaz: Kendisine yemin keffareti, yahut katil keffareti veya zıhar keffareti, yahut iftar keffareti, terettüp edip te itakta veya it'amda bulunmağa, yahut kisvelemeğe {(1) Bunlardan itak, zikr olunan keffaretlerin dördüne şâmildir. Doyurma ve kisveleme, yemin keffaretine mahsustur. Katil keffaretinde ne doyurma, ne kisveleme vardır. Zihar ve iftar keffaretlerinde siyamdan sonra it'amdır.} kadir olmayan kimse, hem de piri fâni olur ve yahut oruç keffaretine kadir iken, saim olmayarak, piri fâni haline gelirse, fidye veremez. {(2) Çünkü, bunlarda savm, bir asıldan bedeldir ki, o da - mal ile örtmek - tir. Ondan âciz tahakkuk etmedikçe, o bedele dönülmez. Keffareti vasiyyet eder ve vasiyyeti, malinin sülüsünden muteber olur.} Heremden mâdâ olarak mezkûr olan özürlere ve ârızalara mebni, oruç yiyenler, özürleri zâil olduğundan itibaren - menhi günler dahi müstesna olmak üzere - kadir oldukları günlerde kazâ ederler. Kadir oldukları günlerden maksat, müsafire göre, ikamet günleri, ve hastaya göre, sıhhatli oldukları günleri, ve diğerlerine göre, ferağ ve fıtam {(3) Fatm, çocuğu sütten kesmektir. Fâtime, çocuğunu sütten kesen kadındır. Fatim, memeden kesilen çocuktur. Fıtame, sütten kesilmeye ermek demektir.} ile hâdis olan kudretli günleridir. O günlere ermeden vefat edenler, özürleri zâil olmadan ölmüş olacaklarından, kazâya kadir olmadıkları gibi, onlara iskatı savm vasiyyeti dahi, vacip olmaz. {(4) Çünkü, âyet-i kerimedeki iddet, son günlere yetişmemiştir. Bu mesele, ittifakidir. İhtilâf, ancak nezir suretindedir ki, "iyi olursam bir ay oruç tutmak, nezrim olsun" diye nezr eyleyen kimse, bir gün dahi iyi olsa, - indeş-şeyhayn - tambir ay için vasiyyet etmek ve İmam Muhammede göre, yalnız sıhhat bulduğu günü kazâ veya -vasiyyet - eylemek lâzım olur.} Kazâya kadir olup, yâni ramazanda yediği günler kadar, ramazandan ve menhi günden sonra, sıhhat ve ikamet ve feragat üzere yaşayıp, kaza etmemiş, yahut kazâ etmeğe başlamış ise de, tamamlayamamış ise, kazâya kudreti olduğu halde, tutmadığı gün adedince, savının iskatını vasiyyet etmek, vacip olur. Ramazan orucunu kazâda tetabû (tevali) şart değildir. Çünkü, hakkındaki nas mutlaktır. Yâni tetabu kaydi ile mukayyet değildir {(5) Nassan mütetâbi olan oruç, dörttür: Ramazan orucunun edası, zıhar keffareti, katil keffareti, yemin keffaretidir. İftar keffareti ise hadis ile sâbit ve o dahi mütetabidir. Yemin keffaretinin tetabuu, meşhur olan tarik ile nakl olunan, İbni Mes'ûd kıraeti iledir.} Ve lâkin müstahap olan - tetabû üzere tutmak - zimmetten tebriyeye ve hayır ve fazilete - müsareatle - kudret zamanından tehir etmemektir. Eğer borcunu ödemeden, ikinci ramazan gelirse, eda kazâya takdim olunur. Mübarek ramazan günlerini, şer'î münir edâ için, tâyin etmiş olmakla, onlarda tutulan oruç, kazâ diye - niyyetlense. bile edadan vaki olur. Ve kazânın tehîrinden dolayı, bir şey lâzım gelmez. Çünkü, (eyyâmin uhar) nassı mutlaktır. Nafile orucu tutan kimse, için, orucunu - özürsüz - dahi bozmak, imam Ebû Yûsuftan olan - bir rivayette - câizdir. Ve lâkin başlanan ibadet, nafile dahi olsa, iptal olunmak lâyık olmadığından, {(1) Malûm olsun ki, nafile olarak başlanan, namaz ve orucu. bilâ özür - bozmak mekruhtur. Kazâ lâzım gelir ise de, hakkındaki delil (katiyyud-delâle) olmadığından, haram değildir. Bir özür âriz olursa, tetavvuu bozmak - ittifakla - mübah olur. Delilin kat'i olmaması, mânânın "âmâlinizin fevaitini riyâ ve süm'a gibi şeylerle iptal etmeyiniz" olması ihtimaline mebnidir.} tetavvu orucunun dahi - özürsüz - bozulması tecviz olunmamak, rivayetin zahirinin muktezasıdır. {(2) Dürr-ü Muhtârda, nafile orucun - özürsüz - bozulmasının cevazını, kazâ niyyetiyle olmak şartiyle takyit etmiştir.} Nafile oruca göre ziyafet, hem konuk hakkında, hem ev sahibi hakkında özürdür. {(3) İhvanı dinden birinin ziyafetinde bulunan nafile oruçlu, kendinin savm ve imsak üzere bulunmasından, ziyafet sahibi hoşnut olmayıp, üzülüyor ise, orucunu yer ve sonra kazâ eder. Hadis-i şerifte "Bir din kardeşinin hakkı için oruç yiyip onu kaza ettiği zaman, ona bin günlük orucun sevabı yazdır." buyurulmuştur. Ve kendisi için, bu faide-i celîle müjde olmuştur. Adem-i riza ve teezzi kayıtları Tenvîrul-ebsardan alınmıştır. Bunların muktazası: Ziyafet sahibi onun mücerret huzuru ile hoşnut olmak suretinde, orucun yenilmemesidir. Bu da orada musarrahtır. Asılda, bu mesele- ma kablez-zevâl - olmak kaydiyle takyit olunup: Ziyafet - bâdez-zevâl - olduğuna göre oruç ebeveynden birinin - ukukunu - müstelzim olmadıkça nakz olunmaz, denilmiştir. Ukûk: Ebeveyne isyan ve muhalefettir. Âsi evlâda âk denir.} Amma, farz ve vacip oruca göre ziyafet özür değildir. {(4) Belli günün orucunu nezr eden kimse, ziyafet özrü ile, o günde iftar etmek mübah olur mu? El-cevap: Olmaz.} Nafile oruç tutan kimse, her ne hal üzere olursa (yâni gerek bir özre mebni olarak ve gerek hiç bir özre mebni olmayarak) olsun, orucunu bozdukta, kazâ eyler. Meğer ki, nafile olarak başladığı oruç - menhi olan günlerde - vâki olmuş ola. Onun bozulmasına, kazâ lâzım gelmez.