NESEBİN SÜBUTU VE İSTİLÂD:
Nimet-i İslâm · s.758
Neseb: Ebeveyn cihetinden olan, iştiraktir. Çocuğun nesebi, onu doğuran anadan şüphesiz sabittir. {(1) Erkek canibinde - ikrah halinde - dahi gayr-i sâkıt ve gayr-i muhtemel ruhsat olan, zinâ hurmeti, kadın canibinde - ikrah özrü - ile ruhsatı muhtemel olur. Çünkü, ruhsatı mâni olan, katl mânâsı ki, neslin zıyaıdır, onda yoktur.} Babadan sabit olmayabilir. {(2) Buna mebni, dâhilerden olan Ziyad, (İbni ebih) diye, kendi pederine izafetle, yad olunagelmistir.} Nesebin sübutü için, üç mertebe vardır: (3) Bu mertebeler,ileride aksamı firaş, olarak anlatılmıştır.} Birincisi: Sahih nikâhtır. Fâsid nikâh dahi, doğum olduğu takdirde ona mülhaktır. Bunun hükmü, neseb dîvetsiz {(4) Dîvet, âtîde tarif olunmuştur.} sâbit olmak, ve yalnız nefy ile müntefî olmayıp, sahih nikâha göre, liân ile müntefî olabilmektir. (Liân babına bakınız.) İkincisi: İstilâddır ki, cariyeyi, âtîdeki beyan veçhile, ümm-ü veled kılmaktır. Bunun hükmü, neseb dîvetsiz sabit, ve yalnız nefy ile müntefî olmaktır. {(5) Nesebin nefyine malikiyyet, hâkimin hükmü, veya zamanın tetavülü, olmamakla, mukayyeddir. Nesebin dîvetsiz sübûtü dahi, helâliyyet kaydi ile, mukayyeddir.} Üçüncüsü: İstîlâdın olmamasıdır ki, teserrî suretinde, cariye ümm-ü veled olmamaktır.Bunun hükmü, neseb dîvetsiz sabit olmamaktır. {(6) Hindiyyede der ki, cariyeyi bilâ mâni, istifraş etmekte olan kimseye, çocuğu nefy etmek, diyaneten helâl olmaz. İtirâf lâzımdır. Eğer, hakikaten kendini menetmis. ise, veledin nefyi câiz olabilir.} Gebelik müddetinin en azı, altı aydır. Çoğu dokuz aydır. Gebelik müddetinin, en çoğu iki senedir ki, cenin döl yatağında, ondan ziyade kalmaz. {(1) Rahimde, ceninin kalma müddeti, galibi dokuz ay olduğu malûmdur, en az altı ay olup, en çoğu, iki sene olduğu dahi vardır. Diğer mezheplerde: Hükmü sabit olmayacak, bir takım hikâyata temessüken, hâmil müddetinin ekseri, dört senedir. Hazret-i Aişe radiyallahu anha: Çocuk, anasının karnında iki seneden-bir ayın ağırşağı- kadar da, ziyade kalmaz, buyurmuştur ki, bu gibi şeyler ancak, sahibi saadet (sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem) efendimiz hazretlerinden, işitilmekle bilinebilir. (Ayın gölgesi kadar) dahi denilmiştir ki, migzel gölgesi azlığında, meseldir.} Bunlar, nesebin tâyini, için tahdit edilmiş müddetlerdir. Neseb, zinâ ile sabit olamaz. Veled, firaş sahibinindir. Zâni mahrumdur. (Firaş): Kadının, bir şahs için, doğurmağa, müteayyen olmasıdır. Onun sahibi: Zevc veya mevlâdır. Zevcenin firaşiyeti, akd ile sabit olur. Onda - muvakaa - şart değil, içtima imkânı kâfidir. Sürriyyenin (odalığın) firaşiyyeti, ancak onun - istifraşi - ile sabit olabilir ki, mevlâsı onu mukir bulunmuş olur. Zinâ ile nesep sabit olmadığı gibi, - firaştan - altı aydan az zamanda hâsıl olacak çocuğun dahi, nesebi sabit olamaz. Zevciyyet hükmen olsun kaim iken, hamlin gecikmesine de, bir şey denilemez. Çocuğun zayi olmasından sakınmak gerektiğinden nesebin isbatı için çareler bile aranır. {(2) Meselâ, bir kimse talâkını, nikâha tâlik ettiği kadın, kendisine menkuha olmağı müteakip, mutallâka olduğu halde, nikâh vaktinden itibaren, altı ay tamamında doğursa, çocuğun nesebi, o kimseden sabit olur. Ve kadının mehrini o kimse, tam vermek lâzım gelir. Altı aydan önce doğursa, nesep sabit olmaz.} Bir kimse, bir kadın tezevvüç etse, ve tezevvüçten altı aydan daha az müddette, çocuk doğsa, neseb sabit olmaz. Eğer altı ay tamamında veya daha ziyade müddette doğar ise, neseb sâbit olur. {(3) Zevc, gerek itiraf veya sükût etsin. Vilâdeti inkâr ederse, bir kadının şehadetiyle, vilâdet sabit olur.} Kadın iki çocuk doğurmak takdirinde, bunların birini nikâh vaktinden itibaren altı aydan bir gün evvel, ve diğerini bir gün sonra, doğursa, doğan çocukların hiç birinin nesebi, sabit olmaz. Asl olan budur ki, mufarakatında, kendisine iddet lâzım olmayan kadının, doğurduğu çocuğun nesebi, zevcinden sabit olmaz. Meğer ki, doğum altı aydan az müddette vuku bulmakla çocuğun, ondan olduğu yakinen biline. Kendisine iddet lâzım olan kadının doğurduğu çocuğun nesebi, zevcten sabit olur. Meğer ki, doğum, iki seneden fazla müddette vâki olarak, çocuğun ondan olmadığı, yakinen malûm ola. İmdi: Duhulden evvel zevcesini boşayan kimsenin mutallâkası, talâk vaktinden itibaren altı aydan ekalde, çocuk doğursa, çocuğun nesebi o kimseden sabit olur. {(1) Altı ay tamamında veya ziyadede, doğursa nesep sabit olmaz.} Duhulden sonra zevcesini boşamış olan kimsenin mutallâkası, iki seneye kadar dahi, bir çocuk doğursa, çocuğun nesebi, ondan sabit olur. {(2) İki seneden ekserde doğursa, talâk, rec'î olduğuna göre yine sabit olur. O kimse, bu sebeple, zevcesine ricat etmiş sayılır. Talâk, bain ise, zevc iddia etmedikçe, sabit olmaz.} Vefat suretinde, zevc gerek duhulden evvel ve gerek duhulden sonra vefat etsin (iddet lâzım olmakla) onun vefatı vaktinden itibaren, iki seneye kadar, "zevcesi çocuk getirir ise, neseb ondan sabit olur. İki seneden fazla da getirir ise, neseb sabit olmaz. Bunlar, kadının iddetinin bittiğini, kendisi ikrar etmediğine göredir. {(3) Zeyd, medhule zevcesi Hindi, bainen boyadıktan sonra, Hind İddetin inkizasını ikrar etmeden, iki seneden az müddette, bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi, Zeydden sabit olur. Müteveffa Zeydin zevcesi Hind, İddetin inkizasını ikrar etmeden, Zeydin vefatından on altı ay mürurunda, bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi sabit olur.} Kadın, gerek talâk iddetinin ve gerek vefat iddetinin sona erdiğini ikrar etmiş, ve müddet dahi, onu mütehammil bulunmuş olduğuna göre, çocuk, ikrar vaktinden itibaren, altı aydan önce doğmuş olursa, neseb sabit olur. Ve illâ olmaz. {(4) Hindiyyede böyle mezkûrdur. Kitab-ut-taharenin, ahvali nisâ faslı hâmişinde dahi mezkûrdur ki, kadın tatlik olunup, üç ay hayiz ile iddet çıkardıktan sonra, çocuk getirse, İddetin inkızasından itibaren altı ay tamamında, doğurmuş olursa, nesep sabit olmaz. Kadın eğer, kan görmemiş, ise, iki seneye kadar, nesep sabit olur.} Menkuha, velev ki, kendi zinâsından hâmile olarak, tezevvüç edilmiş olsun, tezevvücünden altı ay geçtikten sonra doğurursa, neseb zevcinden sabit olur. {(1) Zeyd, müzniyesi Hindi, tezevvüç ettikten sonra, Hind tezevvücü vaktinden, altı ay geçmeden bir çocuk doğursa, o çocuğun nesebi, Zeydden sabit olmaz. Zinâdan hâmil bulunan kadının nikâhı câizdir. Nikâhtan sonra, altı ayda ve daha ziyadede, doğursa nesep sabit olup, çocuk ona vâris olur. Zira, sahih nikâhtan sonra, çocuk haml müddetinde gelmiştir. Altı ay geçmeden doğurursa, nesep sabit olamaz. Çünkü, çocuğu haml müddetinin tamamında getirmemiştir.} Zevc, onu kendinden nefy ve selb edemez.Meğer ki, şartınca liân vâki ola. {(2) Lianen nefy olunabilecek çocuğun nesebini, zevcinin - bilâ liân - nefyetmesiyle, nesep müntefî olmadığı gibi, onun, o nefyini, zevce tasdik etse dahi, mütefî olmaz. Çünkü, nesep veledin hakkıdır. Zevceyn, onun hakkını iptalde, tasdik olunamaz.} Altı ay tamamlanmadan doğan çocuğun nesebi zevcden, ancak onun iddiasiyle sabit olur. Eğer zevc çocuk benden değil, zinâdandır, derse, neseb meslûb olur. Fâsid nikâh ile menkuhanın hükmü dahi, sahih nikâh menkuhasının hükmüdür {(3) Zeyd zevcesi Hindi, üç talâk ile boşadıktan sonra, hulle ettirmeden, tezevvüç ve duhul edip, ondan sonra Hind duhul vaktinden altı ay mürûründe, bir çocuk doğursa, doğan veledin nesebi, Zeydden sabit olur. Zeyd zevcesi Hind üzerine, kız kardeşi Zeynebi tezevvüç ederek mukarenette bulunup, Zeynep, Zeydden bir çocuk getirse, nesebi Zeydden sabit olur.} Aralarında bu baptaki fark: Sahih nikâhta mebde, akid vakti ve fâsid nikâhta mebde, duhul vakti olmasındadır. Zevciyyet arada kaim iken, {(4) Bu söz, mutallâka-i riciyyeye dahi şâmildir.} mebdeden itibaren, altı ay tamamında, doğan çocuk - nesebi sabit - olduğu gibi, ondan fazla da, velev ki, on sene sonra, doğan çocuğun dahi, nesebi sabittir. Ahar diyarda iken, vefatı şâyi olan kimsenin zevcesi, iddetinin inkızasında, diğer zevce varıp, mutâd müddeti olan dokuz ayda, çocuk doğurduktan, velev ki, her sene bir çocuk doğurarak, birkaç çocuk ve senelerden sonra, asıl kocası zuhur etmekle, ikinci zevcin nikâhının fesadı tebeyyün edip, araları tefrik olunur. Ve kadın evvelki zevcinin olur. Çocukların nesebi, ikinci zevce hükmolunur. İstilâd: Sahibinin, cariyeye çocuk doğurtması demektir ki, murad cariyeyi istifraş ile, ondan gelen çocuğun, kendi sülbünden olduğunu ikrar eylemektir. Gerek doğrudan doğruya kendi memlûkesi olsun ve gerek başkasının memlûkesi ve kendi nikâhlısı iken, onu bilâhare satın almış bulunsun.İstilâd edilmiş olan cariyeye ümm-ü veled tâbir olunur. Çocuk, firaş sahibinin olmak kaidesince, neseb, istilâd ile de, sabit olur. Çünkü firaş: Kavî, mutavassıt, zaif olmak üzere üç mertebedir. Kavî firaş: Menkuhanın firaşıdır. Onun hükmü, nesebin sübutünün birinci mertebesinde, mübeyyen olmak üzere, neseb dîvetsiz sabit olmak ve yalnız nefy ile, müntefî olmamaktır. {(1) Sahih nikâha göre, liân ile müntefî olur.} Mutavassıt firaş: Ümm-ü veledin firaşıdır. Onun hükmü, nesebin sübutünün ikinci mertebesinde mezkûr olduğu üzere, nesep divesiz sabit, ve mücerred nefy ile müntefî (meslûb) olmaktır. (Nesebin bilâ dîve sübûtü, kendisine cariyenin - istifraşı. helâl olmak kaydiyle mukayyeddir. Eğer - vat'ı - helâl olmazsa, neseb dîvesiz sabit olamaz. Kitabete bağlanan ümm-ü veled ve iki kişi arasında müşterek iken, onların ikisince - müstevled - olan cariye gibi). {(2) Mükâtebe cariyenin, satılması ve hibe edilmesi, câiz olmadığı gibi, istifraşı dahi, efendisine helâl değildir. Budû, iştirak kabul etmediği için müşterek câriye dahi, müştereken kendisine malik olanların hiç birisi tarafından istifraşı, helâl olmaz. Helâl olmayarak, istifraş, ve istîlâd ettiklerinde, nesep ikisine de, hükmolunur. Bu takdirde, çocuk onların ikisine de varis olur.} Zaif firaş: Gayr-i müstevlede firaştır ki, henüz istilâd olunmamış olan, cariyenin firaşı demektir. Bunun hükmü, nesep sübutünün üçüncü mertebesinde mezkûr olduğu üzere, dîvet olmadıkça, neseb sabit olamamaktır. Divet: Çocuk bendendir, diye - doğarken olsun - ikrar ve itiraftan ibarettir ki, - hasmın mevcudiyyeti. indinde, iddia demek olur. Zaîf firaş, - diveden sonra - mutavassıt firaş olmakla, ondan sonra, nesebin sübutü, mezkûr olduğu üzere, mânî hürmet (haramlık) olmadıkça, divete muhtaç olmaz. Müstevled ve diğer tâbir ile Ümm-ü veled olan cariye, azatlı sayılarak, satılamaz ve hibe edilemez. Efendisinin vefatında, müdebbir gibi, âzat olur. Bunun müdebbir ile farkı budur ki, müdebbir malın sülüsünden azat olmakla, terekeye borç taâllûk etmiş ise, efendisinin borcu için, müdebbir, kendinin tamam kıymeti için saay eder, ve yalnız varisin hakkı taâllûk etmiş ise, kıymetinin sülüsanı için, sâî olur. Ümm-ü veled ise, bütün maldan - bilâ siâye - azat olur. Azat olmakla beraber artık nikâhlı zevce gibi miras alamaz. Ümm-ü veledin, efendisinden hâsıl ettiği çocuk, hürdür. Mevlâsının izni ile, başkasına menkûha olduğuna göre, zevcin sulbünden çocuk - nikâhı rakîk babında beyanı geçtiği üzere, - mevlânın memlûküdür. Bu kadar ki, anası gibi azat edilmeğe mahkûm olduğundan, mevlâ onu satamaz. Ve mevlânın vefatında, o çocuk anasına tâbi olarak, âzat olur. Ümm-ü veledlik neseb itibariyle olup, neseb ise, zinâ ile sâbit olamayacağından, bir kimsenin zinâ ettiği cariye, veledi zinayı doğurduktan sonra, onun satın alınmış milki olmakla, ümm-ü veledi, olmaz. Cariye onun, müzniyesi olduktan sonra, memlûkesi olup, sonra doğurmak, buna muhaliftir ki, bu sûrette, onun diveti ile cariye ümm-ü veledi, olur. Cariyesinin ümm-ü veled olduğunu, marazı mevtinde ikrar eden kimsenin, cariyesi, hâmile yahut çocuklu ise, {(1) Hâmile-i veled: Kucağında çocuğu (çocuklu) olandır.} efendisinin vefatında, bütün malından, ve çocuksuz ise, sülüs malından âzat olur. {(2) O kimse, birinci surette, istilâdı ikrar ve ikinci sûrette, tedbiri ikrar, etmiş olur.}