MEYYİTİN DEFNİ:
Nimet-i İslâm · s.434
Cenazenin ölmüş olduğu iyice tahakkuk ettikten sonra, teçhiz ve defninde, tâcil müstahap olmakla, cuma sabahı hazır bulunan, cenazenin namazını - cemaat çok olmak için - cuma namazından sonraya bırakmak mekrûhtur. Eğer cemaat, defin sebebiyle cumayı kaçırmaktan korkarlarsa, defni tehir edebilirler. Cenazenin defni gibi, hamli (taşınması) dahi farzı kifayedir. Muteayyen olanlara, ücret almak câiz olmaz. Cenaze götürmek, ibadettir. Herkese lâyık olan, ona hazırlanmaktır. Seyyidül-mürselîn efendimiz hazretleri dahi, cenaze götürmüşler, yâni Saad bin Muaz (R.A.) hazretlerinin tabutuna, omuz verip gitmişlerdir. {(1) Cenazeye gitmek, karabete yahut komşuluğa ve yahut meyyitte olan maruf salâha mebni ise, nafile kılmaktan efdâldir. Çünkü, hem diriye, hem ölüye, iyiliktir. Ona terettüp eden sevap dahi pek çoktur.} Cenaze götürmekte sünnet olan onu dört taraftan, dört kişi omuzlamaktır. Bunda hem cenazeye tekrîm, hem götürenlere tahfif vardır. Mazeret olmadıkça, {(2) Amma, yeri uzak olup, götürenlere meşakkat olmak ve yahut bir kişiden fazla taşıyıcı bulunmamak gibi, mazeret olursa, ve o da arkasına alırsa, kerahet olmaz.} cenazeyi arkaya, yahut hayvana veya arabaya yüklemek ve dört kişiden eksik, götürmek mekrûhtur. Küçük çocuk cenazesini, bir kişi elleri üzerinde götürür. Binek olarak da, götürmek câizdir.Çocuk küçük olmaz ise, bâliğ gibidir. Lâyik olan dört kişiden, her biri cenazeyi kırkar adım götürmektir. Baş tarafından başlayarak, iptida sol tarafına geçip, tabutun sol kolunu, kendinin sağ omuzuna alır. {(3) Meyyit tabutla, arka üzeri olmakla, bu suretle onun sağından başlanmış ve ona ikramda bulunulmuş olur.} Sonra, ayak tarafına gelerek tabutun sol kolunu kendinin sağ omuzu üzerine alır. Sonra tabutun sağ tarafına geçerek, iptida ön kolunu, ve sonra ard kolunu, sol omuzu üzerine alır, ve her kolda, onar adım, yürür. Cenazeyi, kırk adım götüren kimse, hakkını îfa etmiş olup, {(4) Yâni, din kardeşinin, kendine ait hukuk hissesini, Hazret-i Ebû Hüreyrenin tâbiri veçhile, kazâ etmiş olmakla, ondan sonra arkasından yürür. Çünkü, matlûbun tamamı, kabre kadar gitmek ve defin olunmadıkça, dönmemektir. Meğer ki, meyyitin velisi, ona izin vermiş ola.} Hadîs-i nebevî, nâtık olduğu üzere, kendinin kırk kebîresi dahi, keffaret bulmuş olur. {(5) Hadîsin lâfzı: ﻣَﻦْ ﺣَﻤَﻞَ ﺟَﻨَﺎﺯَﺓً ﺍَﺭْﺑَﻌِﻴﻦَ ﺧَﻄْﻮَﺓً ﻛُﻔِّﺮَﺕْ ﻋَﻨْﻪُ ﺍَﺭْﺑَﻌُﻮﻥَ ﻛَﺒِﻴﺮَﺓً ''Kim, cenazeyi kırk adım taşırsa, kırk tane büyük günahına kefaret olur." olmakla, yapılan fiilin, kebaire keffaret olacağı musarrahtır.} Cenaze götürmekte, biraz sürat etmek müstahaptır. Tabut içinde, meyyitin sarsılacağı derecede sür'at, mekrûhtur. Cenazenin arkasından yürümek, önünden yürümekten, - farz olan namazın, nâfile olan namaza fazl ve rüçhanı gibi - efdâldir.Genişlik hâsıl olmak için, önüne dahi, geçilir. Herkesin önünde bulunması mekrûh olduğu gibi, herkes geride kalarak cenazenin yalnız bulunması dahi, mekrûhtur. Kimseyi izrar etmemek üzere, cenazenin arkasından, binek olarak gitmekte dahi, beis yoktur. {(1) Binek olanın öne geçmesi, mekruhtur. Çünkü, toz kaldırmasiyle halk zarar görür (Beis yoktur) tâbirinde, yürümek efdâl olduğuna işaret vardır. Zira, tevazua yakınlık, ve şefi' olana lâyık olan, odur. Resûl-ü Ekrem efendimiz hazretleri, îbnüd-dahdahın cenazesinde, arkadan yürüyerek bulunup, dönüşte ata binmişlerdir. Bu husustaki, bir hadîs-i şerif mealine göre, cenazede, binek olanların, arkadan gelmeği ve yaya olanların, önde yahut sağ ve sol cihette bulunup, cenazeden uzak kalmamağı, tavsiye buyurmaktadır.} Cenaze arkasından, kadınlar gelmek tahrîmen mekrûh olduğu gibi zikr veya Kur'ân ile - yüksek sesle - cenaze götürmek dahi tahrîmen mekrûhtur. Gaflet mevzii olmadığı cihetle, yaşayanların avâkıbı hallerini ve meyyitin mülâki olacağı hali düşünerek, Cenab-ı Hakkı kalben zikr eder olmak ve lüzumlu olmayan söze bedel, susmak, lâzımdır. Cenaze arkasından (her canlı ölecektir) gibi, nidalar bid'attir. Cenazeye, feryat etmek dahi, mekrûhtur. Cenazeyi gören, beraber gidecek değil ise, kıyam etmek lâzım değildir. Bu bapta olan emir, mensuh ve cenazeye kıyam mekrûhtur. Kabristanda, cenaze indirilmeden oturmak, mekruh olduğu gibi, indirildikten sonra (özrü olmayarak) ayakta durmak dahi mekrûhtur. {(2) Hadîs-i şerifte, cenazenin indirilmesinden evvel, oturmak, cenaze hakkında hakaret sayılmıştır. Meyyit kabre konuluncaya kadar, kabir başında - ashabiyle -kaim bulunmak, adet-i seniyyeden iken, bir yahûdinin: Biz dahi ölülerimizde, böyle bulunuruz, demesi üzerine, cenaze omuzdan indirildikten sonra, "kıyamda Yahûdilere, muhalefet edin," buyurulmuştur.} Defin, gündüz olmak, müstahaptır. Gece dahi, mekrûh değildir. KABİR: Kabir ki, insanın ölümünden sonra, medfenidir. Ve ziyaret yeri olmak itibariyle mezar tesmiye olunur. Bir boy derinliğinde ve yarım boy genişliğinde kazılır, tâ ki, insanların cesetleri, ölümünden sonra dahi korunmuş olup, hem koku vermemiş, hem de hayvanların azığı olmaktan, kurtulmuş olsun. Salâbetli yer olursa, kabrin içi, kıble canibinden lâhid yapılır ki, kabir tamamiyle kazıldıktan sonra, kıble tarafı açılıp oyularak, cenaze sığacak kadar, tavanlı bir ev haline konulur. Kabir tamamen kazıldıktan sonra, ortası meyyit yerleşecek kadar, çukur haline getirilmez. {(1) Lâhd, şol çukurdur ki, kabrin kıble canibinden açılıp, içine meyyit konulduktan sonra, ağzı kerpiç ile kapatılır. Şak: Şol hafîredir ki, kabrin derinliği istikametinde açılıp, içine meyyit yerleştirildikten sonra, üzerine, tahta veya kamış örtülür, sonra toprak atılır.} Meğer ki, yer gevşek ola. O halde yarık yapıp üzerine, tahta çekmekle ve yahut cenazeyi, tabutu ile defn etmekte, beis yoktur. {(2) Hem tahta dizmek ve hem meyyiti tabutla gömmek, fazla olduğu gibi, kabirde, meyyitin altına, pamuklu veya hasır sermek dahi, mekruhtur.} Meyyit mümkün olursa, kabre kıble tarafından ithal olunur. Ve onu kabre koyan kimse "bismillah ve billâh ve alâ milleti Rasûllahi sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" der! Ve lüzumuna göre, bir veya birkaç kişi kabre iner. Bunun için, muayyen adet ve onların tek veya çift olmalarında, tâyin olmayıp, {(3) Hazret-i Rasulüllahın kabri münîrine, dört muhterem zevat dahil olmuştur. Onlardan biri Hazret-i Ali, biri Hazret-i Abbas, diğer biri Hazret-i Abbasın oğlu Fadlolup, dördüncüleri Hazret-i Suheyb, yahut Hazret-i Mugîyre veyahut Hazret-i ebû Râfi'olmak üzere, ihtilâflıdır.} kâfi miktarda olmaları ve kuvvet ve emn ve salâh erbabından bulunmaları aranır. Kadını, kabre ithal etmekte, kendinin yakını ve mahremi, evlâdır. Kadın kısmı, meyyitin en yakini dahi olsa, kabre girmez. {(4) Kadın cenazesini tabuttan kabre ve hattâ, yıkanıp kefenledikten sonra, tabuta almak dahi erkeklere aittir. Hâl-i hayatında, müdavat gibi bir hâcete mebni kadına yabancı erkeğin - bir hail ile - el sürebildiği gibi, öldükten sonraki hacete mebni dahi, - yine bir hail ile - el dokundurabilir.} Meyyit, kabir içinde arka üzeri yahut yüz üstüne ve yahut sol tarafı üzerine, yatırılmayıp, belki, sağ yanı üzere ve kıbleye karşı bulundurulur. Hattâ, ters konulmuş olmak suretinde, lâhdi örtülmüş ve tahtası dizilmiş bile olsa, üzerine toprak atılmış olmadıkça, açılıp yüzü, kıbleye götürülür. Hazret-i Resulü Ekrem sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz böyle emretmiştir ve: "Beyti harâm, sizin diri ve ölü kıblenizdir" buyurmuşlardır. Sonra, kefenin düğümü çözülür ve lâhdin kerpiçi ve kabrin tahtası dizildikten sonra, el ve kürek ve her mümkün olan şeyle, toprak atılır. Bulunanlar, meyyitin baş tarafından, üçer avuç toprak atmak ve her atışta aşağıdaki âyetlerden sırasıyla birini iktibas tarikiyle okumak müstahap olur: ﻣِﻨْﻬَﺎ ﺧَﻠَﻘْﻨَﺎﻛُﻢْ ﻭَﻓِﻴﻬَﺎ ﻧُﻌِﻴﺪُﻛُﻢْ ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎ ﻧُﺨْﺮِﺟُﻜُﻢْ ﺗَﺎﺭَﺓً ُﺧْﺮَﻯٰ
(Taha:55)
Bir kabre, kendi içinden çıkan topraktan ziyadesini atmak, mekrûhtur. Toprağı, zeminden bir karış kadar veya daha ziyadece yükseltip, kabri deve örgücü gibi yapmak, menduptur. Pekişmek için, üzerine su serpilir. Kabir düz olmaz ve kireçlenmez. Harap olan kabirler, çamur ile tamir olunur. Kabir belli olmak ve horlanmamak için, üzerine ağaç dikilir. Ufak bir taş dikip, isim yazmakta dahi, beis yoktur. Mevta, ancak mekâbire defnedilip, ölen çocuk dahi olsa, kabristana götürülmek lâzım olduğu gibi, {(1) Hane dahiline defin, enbiyaya hâs olmakla, küçük, büyük meyyit, mekâbire defnolunur. Bunun sebebi, hususî medfene dahi, defn olunmamaktır. Nitekim, medresemisilli, bina yapanlar, onun yakînine, kendileri için, bir de medfen edinirler.} bir kabre, zaruret olmadıkça, bir meyyitten ziyade gömülmemek dahi, lâzımdır. Mezarcıların azlığı veya zaafı, yahut daha mühim işlerle, iştigalleri, mübah olan zaruretlerdendir. {(2) Bir kimsenin, bir yakını ile beraber, gömülmesini istemesi, özür olmadığı gibibaşka makbere mevcut iken, o makberede yerin darlığı dahi, sulahaya mücaverete binaen, defn müteberrik bile olsa, özür değildir.} O halde, Uhud şehitleri gibi, her iki meyyitin arası, - mümkün ise - müstahsen olduğu üzere, toprak ile ayrılarak, bir kabre müteaddit meyyitin defni câiz olup, gömülenler aynı cinsten olduklarına göre, efdâli takdim olunur ki, kıble tarafına doğru ileri, o konulur. Bir cinsten olmadıklarına göre, evvelâ erkek, sonra erkek çocuk, ondan sonra hünsa daha sonra da kadın konulur. Meyyit çürüyüp, toprak olduktan sonra, diğerini onun kabrine defn etmek, câiz olur. Mevcut kemikleri, kırmak yahut başka yere nakletmek, câiz olmaz. Meyyiti, vefat ettiği veya öldürüldüğü mahallin makberesine defn etmek müstahaptır. {(1) Müteaddit mezarlığı olan, beldeye göre dahi, meyyitin ölüm yerine, enyakın bulunan, makbereye defn olunması evlâdır. Bir yahut iki mil kadar, uzağa götürmekte beis yoktur.} Bir belde veya köyden, diğer belde veya köy mezarlığına cenazeyi nakletmek faydalı olmayan, şeyle iştigaldir. Çünkü, her yer, meyyit için müsavidir. {(2) Müellif der ki, Hazret-i Ebû Bekirin oğlu Abdurrahman, Şamdan Mekkeye gelirken, on mil kadar, mesafede kalarak, vefat edip, Mekke-i Mükerremeye naklolunmuştu. Hemşiresi, Hazret-i Âişe, Mekkede bulunup, Müşârünileyhin kabrini, ziyaret ettiğinde: Bana kalaydı, seni, buraya nakletmeyip vefat ettiğin mahalle defnederdim, buyurmuştur.} Hem de nakilde, defnin tehiri vardır ki, o da kâfi, kerahettir. Medine-i Münevvere, makberesi karîb olduğu halde, Uhud şehitlerinin kendi meşhetlerine, definlerini, aleyhisselâm efendimiz, emretmişler ve Dimişkin fâtihi olan, ashap hazeratı, Dimişk kapıları yakînine defn olunup, cümlesi bir yerde gömülmek üzere, naklolunmamışlardır. {(3) Gerçi, aşere-i mübeşşereden, Saad bin ebi Vakkas radiyallahü teâlâ anhu hazretleri, Medine-i Münevvereye, dört fersah mesafede kâin, Akikteki evinde vefat etmiş olduğu halde, ricalin üst kısmından olmakla, Medine-i Münevvereye nakledilmiş ve evvelce beyanı geçtiği üzere, cenazesi, mescidi nebevî dahiline alınarak namazı kılınmıştır.} Meyyiti, definden sonra başka yere nakletmek, aslâ caiz olamaz. Meğer ki, defnolunduğu yer, birinin mülkü iken, gasb olunup meyyit defn edilmekle arzın sahibi, meyyitin oradan ihracını, talep etmiş ola. O halde, arzın sahibi, o yerin zahirine sahip olduğu gibi, bâtınına dahi, malik olduğundan, dilerse medfunu ihraç eder, dilerse, kabri düzleyip, üzerinde ziraat ve sair suretle intifa eyler. Meyyit defnolunan yer, meyyitin veya vârisinin, satın alınmış mâli olmuşken, şefîi duyup talip ve - şef'a suretiyle - malik olmak suretinde, defnine râzı olmamak dahi, böyledir. Kimsenin mülkü olmayan yerde, birisi için kazılmış olan kabre, başka biri defn olunmak suretinde, medfun ihraç olunmayıp, kazma emeği tazmin olunur. Bir kimse kendi nefsi için hazırladığı kabre, başkası defn olunmak, kabir sahibini memnun etmeyeceği cihetle, yer geniş ise, mekrûh olup, dar ise kerahetsiz câiz olur. {(1) Cami içinde veya ilim meclisinde, bir kimse kendi nefsi için, seccade sermek ve yaygı yaymak gibi ki, yer geniş, ise, başkası onun üzerinde, namaz kılamazve oturamaz ise de, yer dar olduğuna göre, onu - zıya halinde - zamanına dahil olmamak için, - el sunup kaldırmak suretiyle olmayarak - bertaraf edip, orada namaz kılabilir ve oturabilir.} İnsan nerede öleceğini bilmediği için, mevtinden evvel, kabir hazırlamak, kendinin ona haceti, mutahakkak olmayan şeyi, yapmaktır. İnsana lâzım olan, Hazret-i Sıddıkın buyurdukları gibi, kendini kabre hazırlamaktır.Kefen nerede olsa, lâbüd olmakla, onu ihzarda beis yoktur. {(2) Kabir hazırlamak Ömer Abdulaziz hazretleri gibi, selefin bâzı salihlerinde vâkî olduğu için, beis yoktur, ve belki de ecri muciptir.} Kabir nebşi (mezar soyuculuk), haramdır. Yâni ölü defnolunup, üzerine toprak atıldıktan sonra, kabri açmak câiz değildir. Meğer ki, zikr olunan - gasb meselesi gibi - gayrin hakkına mebni ola. Sünnet olan usule riayet olunmayarak gömülen, ve meselâ başı ayak tarafına gelmiş ve yahut sol yanı üzere yatırılmış olan, meyyitin, bu durumunu, değiştirmek ve yüzünü kıbleye götürmek için bile, kabri açmak câiz olmayıp, ancak defin sırasında içine düşmüş veya - bilhassa - beraber gömülmüş bir mâle, ve sahibinin isteği üzerine, gasbolunan kefene, mebni kabir açılabilir.