Risale-i NurNimet-i İslâm

KİTAB-US-SAVM(ORUÇ)

Nimet-i İslâm · s.447

Savm ki, oruçtur. Namaz gibi bedenî olduğundan, onu müteakip zikr olunmuştur. {(1) Bir çok kitaplarda, salâtı müteakip, zekât ve ondan sonra oruç zikrolunmuştur. Onun da sebebi, bir çok âyetlerde ve hadîs-i şerifte, zekâtın salâta mukarin bulunmasıdır. Farzîyyetin tertibince de, zekât oruçtan evveldir.} Bu bapta oruç meselelerinin başlangıcı, lûgaten ve şer'an olan mânâsı, sebebi, şartı, rüknü, hükmü, şer'iyyetinin hikmeti, sıfatı, ve aksamıdır. Savm, {(2) Siyam dahi, savm gibi masdardır. Savmın zıddı, fıtırdır. Oruçluya saim ve oruçsuza muftir denildiği gibi, saime savm ve zıddına dahi, fıtır denir.} lûgatte imsâktır. {(3) İmsâk: Tutmaktır ki, maksat kendi kendini çekmektir. Gerek taamdan, gerek kelâmdan, gerek eğlenceden.} Şerîatte: Ona mahsus zamanda - vechi mahsus üzere - muayyen şeylerden imsâktir. Ona mahsus zaman şer'î gündüzden ibarettir ki, fecrin tulûundan {(4) Kitab-us-salâtın, evkat bahsine bakınız.} güneşin gurubuna kadar olan, müddettir.Vechi mahsus niyyetten, yâni ibadete kasd etmekten ibarettir. {(5) Çünkü, müftirattan imsâk, ona hacet olmadığına, yahut himaye edildiğine mebni dahi olabilmekle, imsâkin oruç olabilmesi, ancak liveçhillah olmasiyledir. İbadetin âdetten ayrılması, niyyet iledir. Nitekim, namazın erkân ve şartları bahsinde zikrolunmuştur. Ramazanda her günün orucu, niyyete muhtaçtır. Niyyet kasdile olur. Yarın davete çağırılır ise yemek ve çağrılmaz ise oruç tutmak üzere, niyyeteyleyen kimse, o niyyet ile, oruçlu sayılmaz. Niyyet ehlinden sadır ve mahallinde vâki olmakla muteberdir. Ona ehliyyet, islâm ile ve âdet ve lohusalıktan temizlenmekle olur. Ona mahalliyyet, şer'an muteber olan vakit eczasından bir cüzü de vâkî olmaktır. Nitekim anlatılacaktır.} Muayyen olan şeyler, yeme, içme, , cinsî münasebet gibi şeylerdir ki, muftirat unvaniyle zikr edilecektir. {(1) Orucu tutmağa imsak ve açmağa iftar denildiği gibi, ifsada dahi, iftar denilir. Nitekim ileride beyan olunur. Seher vaktinde yenilen taama, sahur ve iftarlığa fatur tâbir olunur.} Savmın sebebi: Menzur kısmında, nezir, ve keffaretlerde keffareti mucip olan şey ve tetavvu orucunda, başlama ve ramazan orucunda, yeni ayın görülmesidir. Şehr denilince şehri siyam olan, mübarek ramazan ayı kasdolunur ki, ona "şehr-i sabır"dahi denir. Şuhut kelimesinden dahi, ramazan ayının idrâki maksuttur. {(2) Ramazan ayına yetişmek, onda oruç tutmak için sebeptir. Alâ kavlin, sebep, ramazan günleridir. İki kavl arasında birleşilerek denilir ki, sebebiyyet fecrin tulûundan dahve-i kübra evveline (yani günün yarısı olmadan evveli zamandır) kadar olan zamanın cüzüdür. Her günün orucuna, onun tamamı sebep olmaz ve illâ, gün tamam olmadıkça, vücup tahakkuk etmemek lâzım gelir olduğu gibi, kendisinde inşa-i savm mümkün olup olmamaktan eam bulunan, cüzü dahi vücup sebebi olamaz. Ve illâ, ramazan günü zevalden sonra baliğ olan sabiye, o günün orucu vâcip olmak lâzım gelir.} Kazâ sebebi, eda vücubunun ayni olan sebeptir. Savmın vücubunun şartı: İslâm, âkil, bülûğdur. {(3) Savmın vücubunu bilmek yahut, islâm diyarında bulunmak dahi, vücubun şartları cümlesinden olmak üzere, ziyade edilerek denilmiştir ki, Harp diyarında müslim olan harbî, ramazan orucunun farz olduğuna agâh değilse, islâm diyarına gelip agâh olduktan sonra, onu kazâ etmez İslâm diyarında bulunmak, ahkâmın şuyu hasebiyle, orada bulunmak vücup için kâfidir. Bilmemek, özür değildir.} Edası vücubunun şartı: Sıhhat ve ikamettir. {(4) Sıhhat marazın ve ikamet misaferetin zıddıdır.} Sıhhatinin şartı: . {(5) Bu sıhhat, edâ sıhhatidir ki, şer'an makbuliyyet mânâsınadır. Fesat ve butlan mukabili olarak, kazayı iskat edici olmak demektir.} Âdet ve lohusalıktan temizlenme {(6) Onlardan temizlik, hem eda ve vücubunun şartı ve hem sıhhatinin şartıdır. Bu bapta temizliğin gart kılınmasından maksat, âdetin olmaması ve lohusalığın bulunmamasının gart olmasıdır. Yoksa sadece yıkanmış olmak değildir.} ve niyyettir. Niyyet, oruç nevilerinin hepsinde sıhhatin şartıdır. Ve vaktinde olmak muteberdir. {(7) Niyyetin vakti,ileride tafsil olunacağı üzere muhteliftir. Ramazan orucunun edasına nazaran, niyyetin vakti, güneşin gurubundan sonra başlamak üzere(çünkü, guruptan evvel niyyet olamaz) kuşluk vaktinden evvelceye kadar olan zamandır. Bu zamanın, her hangi cüzünde niyyet vâki olursa, savm sahih olur. Ramazan orucunun kazası için, niyyet zamanı bütün gecedir. Fecrin tulûundan sonraki niyyet kâfi olmaz.} Savmı bozucu şeyin, ona âriz olmaması dahi, sıhhat şartlarının cümlesindendir. {(1) Sıhhat ve ikamet, orucun sıhhatinin şartlarından değildir. Hastanın ve misafirin, tutabilecekleri oruç sahihtir. Akıl ve ifakat dahi, sıhhatin şartlarına dahil değildir: Çünkü, geceden oruca niyyet edip de, gündüzün çıldıran veya bayılan kimsenin, o günkü orucu sahihtir. Ertesi günü, orucun sahih olmaması, niyyet etmemiş olmağa mebnidir. Bülûğ dahi, sıhhatin şartlarından değildir.} Savmın rüknü: Ona mahsus imsâkten ibaret olan, hakikati şer'iyyesidir. Savmın hükmü: Vacibin zimmetten sakıt olması ve dari âhiretçe, sevap husulüdür. {(2) Bunlardan sevabın husulü - ondan sevap menhi olmayan savma göre - -tekerrümen minallahi teâlâ, uhrevî hükümlerdendir. Vacibin sâkıt olması, dünyevî hükümdür. Vacip, lâzım mânâsınadır. Gerek farz ve gerek farzın gayri olsun. Ramazan ve keffaret oruçlarında vücup, (icabı hak)iledir. Nezirlerde ve nafilelerde vücup, (icabı abd) ve başlama iledir. Savmın şer'î hikmeti: Tutana, takva husulüdür ki, oruç âyeti "ki takva ehlinden olasınız." kavl-i kerîmi ile, sona ermektedir. {(3) ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟﺼِّﻴَﺎﻡُ ﻛَﻤَﺎ ﻛُﺘِﺐَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَۙ kavl-i kerîmi ile, orucun farziyyeti tahakkuk eder.} Takva, kemal derecesine yükselmek için, tabiatin aşağılıklarından sakınır olmaktır. İnsanın kemâli, melekiyyet ve noksanı, behimiyyet (hayvanlık) tır. Hayvanlığın şiddeti, melekiyyet ahkâmının zuhuruna mâni olmakla, insan kendisinin, kemâline mâni olan hale buğz edip onu kırmak gerektir. Bu bapta kendisine, oruçtan daha güzel yardımcı bulamaz ki, nefsi zapt ve tehzip ve hakka inkiyat melekesini tahsil için, savm bir (hasene-iazîme) dir. Nefsani marazi izaleye, ondan âlâ ilâç olmaz ki, behimiyyetin kuvvet ve şiddetinin sebebi, hayvani lüzum ve arzulara inhimak olup, oruç ona zıt olmakla, aksine' olarak, melekiyyeti takviye ve behimiyyeti zaafa düçar, eder. Ruhun vechini cilâlama ve tabiatin kuvvetlerine galebe etme hususunda ve en mühimmi, avakıbı unutturucu olan aldatıcı şehevatın, hararetini söndürme babında, orucun misli yoktur ki, Hâdisi şerifte (fe-innehû lehû vicâe) buyurulmuştur. Buna mebnidir ki, nefis doyarsa, âzâ acıkır ve nefis aç kalırsa, âzâ tok bulunur, denilmiştir. Âzânın açlığı, lâyık olmayanı işlemeğe, âmâdeliğidir. Tokluğu, o âmâdeliğin, yokluğudur. Nefis öyle bir canavardır ki; ona isteklerini verdikçe doyacak yerde daha da acıkır. Kalb ise nefse hâkim oldukça safa bulur ve evamir ve nevahinin daima murakıbı olur. Oruç, zihni safileştirdiği için, hâdiste varit olduğu veçhile, ibadetin kapısıdır. Oruçlunun uykusu dahi, ibadet ve sükûtu, tesbih ve ameli, muzaaf ve duası, müstecaptır. Savm sabırdır. Sabırlının ecri ise, Kur'anın nassı ile, hesapsızdır. "Şüphesiz ki Allah sabredenler ile beraberdir." vaadi kerimince, Cenab-ı Hakkın nusreti ve duaya icabeti dahi, sâbirînedir. Savm, sair ameller gibi, zahir değil, bâtındır. Onun için, İslâmın sair amellerinden, Cenab-ı Hakka nisbet hususiyyetiyle, temayüz etmiştir ki, ehâdisi ilâhiyyede "Adem oğlunun her ameli kendisi içindir. Ancak oruç öyle değildir. O benim içindir, mükâfatını da ben vereceğim." varit olmuştur. Oruçlu," lika-i rab ile mev'uttur" ki, hadîsi nebevide: "Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar vaktinde, diğeri Rabbine kavuştuğu andadır." buyurulmuştur. {(1) Ayetteki "eyyâmi hâliyyeyi" İmamı Vekî savm eyyâmı ile tefsir edip, siyamehli, yemeyi ve içmeyi terk ettikleri günlerin karşılığında o hitabı izzet ile, ikram olunurlar demiştir.} Savm ibadetini ifa edemeyen, mide kulları, kendilerini azim sahibi saymasınlar ki, onlar himmeti sukut etmiş, şehvet esirleridir. Oruçluların, guruba yakın zamanda, yiyecek ve içecekleri önlerinde âmâda ve istekleri kemalde olduğu halde, ondan bir zerreyi tenavüle, dünyalarca tergip dâhi görseler, güneş gurup etmedikçe, yemeğe arzu göstermemeleri, fazilet hasletlerinin en güzeli olan, sabır ve metanetlerini, ve nefisleri zapt etmekteki kudretlerinin ziyadeliğini gösterir ki, orucun başka hiç meziyyeti olmasa bile, şerefine yalnız bu, kâfidir. Maa hâzâ ki, savm, (es-sıyâmü cünneti...)hadîs-i şerifi hükmünce, maasiye siper ve mâlâ yânîyi, mânidir. Oruçlu ağzının, değişen rayihası - indallah - misk kokusundan daha hoştur. Oruçlu iken, insan kendinin pek az şeye, ihtiyaç zilletinde {(2) Maverdî der ki, Hazret-i İsayı ve validesini ilâh ittihaz edenler aleyhine.} bulunduğunu anlamak meziyyetiyle beraber, şu faide dahi vardır ki, saim olan kimse, açlığın elemini duyup, pek çok vakitlerde, o elemi tatmakta olan, fukara ve miskinlere rikkat ve merhamet {(1) Rahmet ki, acımaktır. İnsan acıdığı kimseye iyilik etmekle, o elemi kendisinden gidermeğe müsareat eder. Ve bu suretle indallah olan hüsnü cezaya nâil olur.} üzere bulunur. Ve onların tahammül etmekte olduklarına, vakit vakit olsun, mütehammil olup, onlarla hemhal bulunmuş ve Allah katındaki değeri yükselmiş olur. {(2) Eğer "açlık insanı tâat için gerekli kuvvetten de düşürür" denilir ise, açlıktan maksat o hali müeddi olan, ifrat derecede açlık değildir, cevabı verilir.} Marifetname: Nur ve zulmetten yoğurmuşlar seni Canını nur anla, zulmet bu teni Ten muradı ekl-ü şurb ve milk-ü mal Can temennası cemal-i zülcelâl La cerem edna yeri edna sever Yani ten dünya ve can mevlâ, sever Âriyet gömlektir on günlük tenin Besle canı, âriyet nendir senin Savmın sıfatı aksamı ile, malûm olur. Savmın farz ve vacip ve nafile kısımları vardır. {(3) Nafilenin dahi, mesnun ve mendup ve mekrup kısımları vardır. Nitekim, âtideki ifadeden malûm olur.} O itibar ile savmın sıfatı: Farziyyet, vücub, nedib veya kerahattir. Ramazan orucu, edaen ve kazaen farzı ayındır. Keffaret oruçları {(4) Zihar keffareti, iftar keffareti, hataen katil keffareti, yemin keffareti ki, bunlarda tevali dahi şarttır. İhramda, sayd cezası ve ezan fidyesi oruçları dahi, bu kısımdandır. Cenab-ı Hakk Kur'anı Kerimde, onlarin yemek ve içmek ihtiyacında olduklarını bundan dolayı ilâh olamayacağını ve çünkü, bir şeye muhtaç olan, ondan dolayı zelil olacağını anlatmıştır. Taam yenilince, türlü ifrazat dahi lâbüd olup, insanın, onlara mecburiyyet mezelleti ise, yeme içmeye olan ihtiyaç zilletinden daha şiddetlidir. Kur'ân-ı Kerim bunu. tasrihten tekerrümen sâkit ve fakat - beyanı zarûret - tarikiyle, bu nükteyi hakîmane bir üslûp ile natıktır.} dahi farzdır. {(1) Lâkin amelen farzdır, itikaden farz değildir. Bundan dolayı münkiri, ikfar olunmaz.} Nezir oruçları Vaciptir. {(2) Gerçi, "adaklarını yerine getirsinler" buyurulmuştur. Ve lâkin, mariz ibadeti gibi cinsinden olmayanlara mahsus olmakla, mezkûr âyet kat'i kalmayarak, vücup ifade etmiştir. Müellifin beyanına göre, bu dahi, bundan evvelki keffaret orucu gibi, farz kısmındandır. Multekada, nezirler ve keffaretler, vâcip olarak gösterilmiştir.} Tetevvuan tutulan oruçtan ifsat edilenin kazası, {(3) Nafile orucun - başladıktan sonra - itmamı vâciptir.} ve İtikâf menzur orucu dahi vaciptir. Bunlardan mâdâsı nâfiledir. {(4) Kadın kısmı, kocasının rizası olmadıkça, nafile oruç tutamaz. Kadının tuttuğu nafile orucu, zevci bozdurabilir. Onun kazası dahi, zevcinin izniyle olur. Farz olan oruç, farz-ı amelî dahi olsa, zevcenin rizasına tevakkuf etmez. Çünkü, onun terk-i masiyyettir. Halika masiyyette, mahlûka itaat olamaz.} Onun da mesnun ve mendup {(5) Mendup, müstahap gibi - sünnet-i gayr-i müekkedeye - itlâk olunur.} ve mekruh olanı vardır. Mesnunu: Muharremin hem dokuzuncu ve hem onuncu günleri tutulan savmdır. {(6) Yalnız - aşûre - orucu, mekruh kısımdandır.} Mendubu: Eyyam-ı bıyz "aydın gün ve geceler demektir" savmı {(7) Eyyam-ı bıyz, her kameri ayın on üç, on dört, on beşinci gecelerinin günleridir. Eyyamı bıyz orucu, sene orucuna muadildir. Hadîs-i şerifte: "Eyyam-ı bıyzde oruç tutunuz," buyurulmuştur.} ve hâccın gayri için, . arefe gününün orucu, isneyn gününün orucu, Perşembe gününün orucu, savmı - davut {(8) Savm-ı davud, bir gün yeyip bir gün tutmaktır ki, hadîs-i şerifte varid olduğu üzere, nafile oruçların efdalidir. Ve Hazret-i Davud (aleyhisselâma izafe olunmuştur.) Hadîsi nebevide: "Oruçların en efdali kardeşim Davudun orucudur. O birgün yer bir gün tutardı." buyurulmuştur. Bu oruç nefse meşakkatli olmakla beraber - savm dehir - gibi, külliyen zaafı dahi mucip değildir.} ve şevvalin altı günü orucu {(9) Şevvalin altı orucu, şevval ayı içinde, gerek arka arkaya, gerek aralıklı altı gün oruç tutmaktır ki, bire on sevap hesabiyle, ramazanla beraber sitte orucu gibi olur.} dur. Mekruhu: İki nevi olup, biri tenzîhen ve diğeri tahrimen mekruhtur. Tenzihen mekruh olan: Muharremin dokuzuncu veya on birinci günlerini ilâve etmeyerek, yalnız onuncu günü tutulan oruçtur. {(10) Hadîs-i şerifte: "Aşûre orucunu tutun ve öncesinden bir gün veya sonrasından bir gün daha tutarak, onda yahudilere muhalefet edin." buyurulmuştur.} Yalnız Cuma ve yalnız Cumartesi ve bil-hassa nevruz ve mihrican günleri {(1) Nevruz, ilkbahar ve mihrican, sonbahar olduğu günlerdir ki, mecûsilere muhalefetten dolayı nehy olunduğumuz günlerdir. Zikrolunan günlerde teammüden oruç tutmak caiz olmaz. Fakat mutada tesadüf ederse, mekruh olmaz.} oruç tutmak dahi mekruhtur. Tahrimen mekruh olan: İki bayram günleri ile, eyyamı teşrik orucudur {(2) Eyyamı teşrik, kitâb-us-salâtın bayram hükümleri faslının kurban bayramı bahsinde bildirilmiştir.} ki, senede beş gün oruç tutmak haramdır, deniliyor. Senede zikr olunan beş günü istisna ederek, her gün oruç tutmak dahi, bundan evveli kısmından olmak üzere, mekruhtur. {(3) Buna (savmı dehr) tâbir olunur. Sahibini zayıf düşürür yahut âdet halini alır. İbadetin esası ise, âdete muhalefet üzeredir.} Gerek farz, gerek vacip, gerek nafile oruçların visali dahi mekruhtur ki, "savmı visal" akşamleyin iftar etmeyerek, bir günün orucunu ertesi güne - ittisal ettirmek - bitiştirmektir. Savm-ı samt: Bu dahi mekruhtur ki, oruçlu olup, susmağı ibadet itikad ederek, {(4) Amma, âdet veçhile sükûtta kerahet yoktur. Arabî durubu emsalde, sükût etmek hikmettir, onu işleyen azdır, denilmektedir.} söz söylememektir. {(5) Susarak oruç tutmak hususunda, Hazret-i İmamdan soruldukta: "Sâim olup. kimseye söz söylememektir. Savm-ı samt, bizim şeriatimizde yoktur, nehy olunmuştur"diye cevap vermişlerdir.} Hayır ve hacet olan sözü söylemek lâzımdır. Susan selâmet bulur, fakat her yerde değil.