Risale-i NurNimet-i İslâm

KEFAET:

Nimet-i İslâm · s.638

Kefâ ve kefâet, müsavat ve mümaselet mânasına, isimdir. Kifa; mükâfat misilli mastardır. Nazîr mânasına, isim dahi olur bu mânada (Küf'ü) lâfzı şayidir ki, cüzü veznindedir. {(1) İhlâs sûre-i şerifesindeki "küfüven" lâfzı gibi.} Kefaet, kadının erkekte arayacağı şeydir. Ve nikâhın lüzumu için muteberdir. Erkek, dilediği kadını, kendisine firaş edinebilir ve firaşın hakîr olmasından dolayı, onun şerefi haleldar olmaz. Halbuki, şerefli bir kadın, kendisinin kadr ve kıymetiyle gayr-i mütenasip, bir erkeğe, firaş olmaktan soyca arlanabilir. Binaenaleyh, zevç ile zevce arasında, altı hususta müsavat aranır. {(2) Çünkü, âdet hasebiyle, işler ancak ikisi de küf'ü olanlar arasında intizam bulur. Zikrolunan hususatı sitte, onlarla beynen-nâs tefahur olunur. Bundan dolayı, onları göz önünde bulundurmak gerektir.} Ve yahut o hususlarda, zevcten aşağı bulunur. Onlardan, nesep Arap kavminde aranır. Araplar, bu hususa çok dikkat ve itina ederler. İslâm ve hürriyetçe; kefaet, evlenmede esastır. Bu iki hususta kefaet - asıl cihetinden - muteber olmakla, binefsihi, müslim veya mutak olan, pederi dahi müslim veya mutak olana, küf'ü olamaz. Yalnız babası müslim veya hür olan dahi, ebeveyni müslim veya hür olana, küf'ü olamaz. Neseb, ced ile tam olduğundan, baba ve ceddi müslim veya hür olan ced beced müslim ve hür gibidir. Hirfet ve diyanet ve mâl, hususlarında kefaet aramak dahi, umûmidir. Âlî sanaat erbabı, ile hasis sanaat erbabı yekdiğerine küfüv olamaz. Ashâbı vazaif, hirfet ehlinden mâdûddur. Fâsık olan kimse, {(1) Fısk: Hurûçtur. Fukahâ ıstılahında, fâsık: Mânası irtikâbiye ile, hak hududundan çıkandır. Namaz kılmayan yahut içki içen müslim, fâsıktir.} gerek fıskını ilân edici olsun ki ona "fâsıkı mücâhir" tâbir olunur, gerek olmasın, sâliha bir kıza ve hattâ, sulâhâdan olan bir kimsenin kızına, küf'ü olamaz. Malen kefaette, zevcin mehr-i muacceli îtâya, ve hirfet ehli olmadığına göre, hem de zevcenin, bir aylık nafakasına ve hirfet ehli olduğuna göre, her günün nafakasına, iktidarı kâfidir. {(2) Lâkin, nafakaya iktidar, zevce erkeğe kadınlık edebilecek yaşta bulunduğuna göredir. Daha küçük ise, nafakası lâzım olmadığından, zevcin mehr-i muacceli itâya, iktidarı ile iktifa olunur. Kadının ihtiyar olması, cinsî münasebete mânî değildir.} Bunlara malik ve muktedir olan erkek, emvali azîmeye malik olan kadına küfüvdür. Bunlara malik olmayan erkek, hiç bir kadına küf'ü değildir. {(3) Hâkimlerden olup, agniyâdan bulunanın kızı, sâdattan olup, nafakaya kudreti olmayan fakire, küf'ü olmaz. Çocuk, mehr-i muaccel için babasının veya annesinin ve pederi cihetinden bulunan dede ve ninesinin zenginliği ile küfü' sayılır.} Kefaetin itibarı, akdin iptidasındaki duruma göredir. Mal gibi, zevale maruz olabilenin, sonradan zevali zarar vermez. Fakir düşen kimsenin, sonradanki acz ve iftıkarına mebni, zevcesi kendinden tefrik olunmadığı gibi, tezevvücü anında küf'ü olup ta, sonradan fücûre düşenin nikâhı dahi, fesh olunmaz. Mezkûr altı husus dışında, kefaet aranmayacağından, beldeye ve gençliğe ve güzelliğe itibar olunmaz. Köylü erkek, şehirli kıza, ve ihtiyar kimse genç kıza, ve çirkin koca çok güzel kadına, küfüdür. Kefaet dâvâsı ve nikâha itiraz hakkı, asabeden olan velilerindir. {(4) Bâliğa Hind, nefsini küfü olmayan Zeyde tezviç edip, Hindin zi-rahm cihetinden velîsi, Amrden gayri kimsesi olmasa, Amr için, itiraz hakkı var mıdır? Cevabı: Yoktur. Vilâyet bahsinde geçtiği ve fetvâlarda tasrih olunduğu üzere, baba ile ceddin gayri olan velînin sagîreyi, küf'ünün gayriye tezviç etmesi, sahih olmamakla, Zevceynden birinin vefatında diğeri ona, varis olamaz.} Hürre-i mükellefenin nefsini - velînin izni olmaksızın - küfün gayriye tezvirinde, nikâha sıhhatinin takdiri üzere, velî mûteriz olarak - çocuk olmadıkça - {(5) Belli olan gebelik dahi, doğuma mülhaktır.} onu, hâkime feshettirebilir. Nikâhın teceddüdü ile, itiraz hakkı dahi, teceddüd eder. İtiraz hakkı, evvelce razı olmamağa mütevakkıftır. Hürre-i mükellefeyi, velîler kendi rizası ve rizalariyle, küf'ü olmayan bir kimseye, bilmeyerek tezviç etmiş olup ta, o kimsenin küf'ü olmadığı tebeyyün etmek suretinde, onların kusur edip, araştırmadan verdikleri itiraz hakları olamaz. Meğer ki, akid vaktinde, kefaeti şart kılmış olalar. Yahut zevc, kendinin onlara küf'ü olduğunu söylemiş olması üzerine, aktedilmiş olup ta, küf'ü olmadığı sonradan, zahir olmuş ola. O halde, velîlerin itiraza hakları olur. Velîlerin rızâsı, ya sarahaten veya delâleten, olur. Gelen ağırlığı kabul etmek yahut velîme veya zifaf tertibinde bulunmak, delâleten rızâdır. Sükût rıza değildir. Vilâyet, tecezzî etmeyen sebeple sâbit ve mütecezzî olmayan bir haktır. Her velî için kemali veçhile sabit olmakla, velîlerden bir takımının rızası, cümlesinin rızası gibidir. Daha yakın ve daha kuvvetli olmadıkça, biri diğerinin rızasını, bozamaz. Nefsini, mehri mislinden daha aza nikâhlayan, hürre-i baliganın dahi velîsi, mûteriz olabilip, ya zevc onu itmam eder veyahut - ârın defi için -hâkim onların arasını tefrik eder. Hâkimin tefriki, velînin talebi üzerine, zevcin huzurunda olur. {(1) Hükme muhtaç olan her ayrılış, zevcin gıyabında olamaz: Mevzuumuz, bülûğ hiyârı, liân, islâmdan ibâ, hadımlık, inniniyyet, ile tefrik gibi, hükme muhtaç olmayan firkat, zevcin gıyabında da olur: Muhayyerin hiyârı, hiyârı atâka gibidir.} Duhul vâki olmamış ise, mehir dahi yoktur. Eğer velinin tefrikinden evvel, zevc - duhulden mukaddem - tatlik ederse, onda mehir ahkâmı cereyan eder ki, mehr-i müsemmanın yarısı lâzım gelir. Tefrikten evvel, Zevceynden birinin vefatı, vuku bulmak dahi, böyledir ki, mehr-i müsemmanın tamamı lâzım gelir.Bunlarda, velînin itmam talebine hakkı olamaz.İşbu tefrik, talâk değil, fesihtir. (Talâk kitabına bakınız).