Risale-i NurNimet-i İslâm

GAYRİ MÜEKKED SÜNNETLER:

Nimet-i İslâm · s.315

Ki, ona süneni mendube yahut müstahabbe dahi denir, {(1) Mendub ve müstahab, hep bir mânâyadır ki, şer'in fiilini, terkine tercih ettiği şeydir.} şunlardır: İkindi namazından evvel, Yatsı namazından evvel, Bunlar dörder rekâttır. {(2) Revatibin, bunlarla beraber mutad rekâtleri, adi günlerde yirmiye baliğ olmakta ve cuma günleri 20 yi geçmekte ve ramazanı şerif geceleri, bir yirmi daha zam olunmaktadır. Vitir ile beraber, farzın rekâtleri dahi, yirmi olmakla, beş vaktine, beşdaha katmak tabiri, işte bundan doğmuştur.} Öğlenin ve yatsının ikişer rekâttan ibaret olan, son sünnetlerini, onlara ikişer rekât daha zam ederek, dörder kılmak dahi süneni mendubedendir. {(3) Muhaşşî merhum: Onu kılan, bir veya iki selâm ile kılmak arasında muhayyerdir, demiş ise de, muhtar olan bir selâm ile kılınmasıdır.} Akşam namazının sünneti müekkedesi olan iki rekâttan sonra, altı rekât namaz kılmak dahi, sünneti mendube, yâni gayr-i müekkededir. Süneni müekkedenin en kuvvetlisi, ittifakla sabah namazının sünnetidir. Zira, onun hakkında çok muraggabat varid olmuştur. {(4) Hadîs-i şerifte: Sizi düşman atlıları kovalasa bile, o iki rekâtı bırakmayın buyurmuştur ki, maksûd, onu kılmağa tergiptir. Ve illâ öyle muhataralı vakitte, temekkün olmadığı için, farzın terki bile mübah olur. "Fecrin iki rekâtı - yâni sünneti - bana dünya ve mâ fîhâ'dan sevgili - yâni hayırlı - dır," buyurulmuştur.} Vücubü bile mervidir. Ve demişlerdir ki, Fetvâ mercii olan âlime, nasın hacetine mebni, sair sünnetleri terk etmek câiz olur, sabah namazının sünnetini terk etmek, câiz olmaz. Fecrin sünnetinde efdâl olan, onu vaktin evvelinde kıraeti uzatmadan kılmaktır. Efendimiz hazretleri, gâh sûre-i kâfirûn ve ihlâs ile, gâh sûre-i bakaranın sonu ile kılarlardı. Elem neşrah ve elem tere sûreleriyle kılınması dahi müstahsendir. Sabah namazının sünnetinden sonra en efdal olan sünnet muhtelifünfih olmak üzere, akşam namazının sünneti olup, bunda kıraeti uzatmak müstahaptır. Zîra, Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin, onun ilk rekâtında (elif lâm mîm tenzîlün) sûresini ve ikinci rekâtında sûre-i Mülkü okudukları olmuştur. Akşamın sünnetinden sonra, efdâl sünnet öğlenin son sünnetidir. Ondan sonra, yatsının son sünneti ve daha sonra, öğlenin ilk sünnetidir. {(1) Mecmaul-enhurda, fecrin sünneti gibi, feraiza mülhak gösterilmiştir.} Mendup sünnetler içinde, ikindinin sünneti, yatsının ilk sünnetinden efdâldir. {(2) Bu iki sünneti mendûbeden, ikindi sünnetinin iki rekât dahi kılındığı beyaniyle, Kudurî: Onun iki yahut dört kılınmasını, tahyir etmiş ise de, Cevherede, dört rekât, kılınmasının efdaliyyetine, işaret olunmuş ve Bahr-i râikte, efdâliyyet, musarrah bulunmuştur. Dürr-ü Muhtârda, yatsı mendûbesinin dahi, iki kılınması arasında musâllî muhayyer gösterilmiştir. Ve lâkin, asılda mezkûr olduğu üzere, Hazret-i Aişe (R.A.) Rasûlullah (S.A.) yatsıdan önce dört rekât kılar, ve sonra dahi, dört rekât kılıp, yatarlardı, buyurmuşlardır.} Akşamın sünneti müekkedesinden sonra, sünneti mendube olarak zikr olunan, altı rekât (salâtı evvabîn) diye mârûf olan namazdır. {(3). Duha (Kuşluk) namazına dahi, evvabîn tesmiyesi, mezkûr namaz hakkındaki hadîs-i şeriften istinbat olunmuştur.} Tesmiyesinin veçhi, şu mealdeki, hadîs-i şeriftir; "Her kim akşamdan sonra, altı rekât kılarsa, evvâbin'den yazılır" buyurulmuştur. Evvâb: Bir günahta bulunduğu vakit, derhal tevbeye mübaderet eyleyendir. İbni Ömer radiyallahü teâlâ anhüma hazretlerinden, mervi olduğu üzere, Rasulullah (S.A.) efendimiz hazretleri, buyurmuşlardır ki: "Akşamdan sonra, konuşmadan, altı rekât namaz kılanın, elli senelik günahı mağfur olur". {(4) Günahı, ekser ülema sağire hamleylemişlerdir. Bazılar ıtlak etmekle, Kebaire dahi şâmil olmuştur.} Ammâr bin Yâser hazretlerinden mervidir ki, Efendimiz hazretleri: "Akşamdan sonra altı rekât namaz kılanın günahı, deniz köpüğü gibi, (çok) dahi olsa, mağfur olur." buyurmuşlar ve konuşmadan evvel. kaydiyle takyit dahi etmemişlerdir. {(5) Ya, Hâdisenin ittihadına mebni, mutlak mukayyede haml olunur, yahut mezkûr kayid, asıl mev'ud olanı tahsil için değil, kemale erişmek içindir, denilir. Altı rekâtı mağrip sünneti ile beraber sayanlar olmuş ise de müellif, mugayerete kaildir ki, onunla sekiz eder. Her iki rekâtte selâm verilir. Bazıları sekizi ikiye bölerek, dörtte bir selâm verilir demişler. Buna göre, akşamın sünneti, dört kılınarak, bâdehû dört rekât daha kılınacak demektir. Dürerde onun bir selâm ile olduğu mezkûrdur.} Revatipte, efdâl olan, onları regaip gibi, evde kılmaktır. Süneni ebî Dâvûdda mezkûr, hadîs-i şerifte: "kişinin evindeki namazı, benim şu mescidimdeki namazından efdâldir, feraîz müstesnadır" buyurulmuştur. Münyetül-musâllîde: "Mescidde tetavvû hasen, evde ahsendir," diye mezkûr olup, fâkih ebû Cafer, dahi bu veçhile ifta etmiş, ve meğer ki, evine avdetinde, sünnet kılmağı unutup, başka şeyle meşgul olmaktan korkmuş ola, demiştir. {(1) Korku olmasa, evde kılmak efdâldir. Bundaki hikmet dahi, evlerin namazdan hâlî kalmamasıdır. Nitekim, Efendimiz hazretleri: "Evinizi, salât ile tenvir edin. "mealindeki hadis-i şerifleriyle, bu mânâya agâh etmişlerdir. Siyer-ikebir tercümesinin salât-i havf faslında "Rasul-ü Ekrem efendimiz hazretleri, saâdet-hanelerinde namazda kılarlar, ev halkının hizmetine dahi saay ederlerdi. Ümmetlerine dahi, bunu emredip, evlerinizi kabir haline getirmeyin" buyurmuşlardır. Bâzı ulemâ, bundan maksat, namazı camiye hasr edip, evlerde namaz kılmamaktır, dediler. Ve bâzıları -hacet dışında- evlerde nâim olup, ev halkının ihtiyacına yardımcı olmamaktır dediler, diye mezkûrdur.} Dört rekâtlı sünneti müekkedelerin yâni, öğlenin ilk sünneti ile cumanın ilk ve son sünnetlerinin, kade-i ulâsında, musallî teşehhüdde iktisar eder yâni, yalnız tahiyyat okur, {(2) Onun üzerine bir şey ziyade edene, secde-i sehivin vücubunda ihtilâf olunmuştur.} ve üçüncü rekât kıyamında sübhaneke okumaz. {(3) Mezkûr sünnetler teekküdü cihetiyle farza benzemiştir. Onlar, dörtlü farzlar gibi, tek namaz olduğundan ikinci yarıya, intikal etmekle birinci yarı bâtıl olmaz.} Bunlar, bir selâmiledir ki, dördüncü rekâtın sonunda, kade-i ahîrenin icrasiyle, tahiyyat ve salâvat okunarak, selâm verilir. Mendûb dört rekâtlılar, böyle olmayıp, onların kade-i ulâsında, musâllî tahiyyattan sonra salâvat ve üçüncü rekâta kıyamında, sübhaneke okur. Sünnetlerin, müekked olanları, vakit dahilinde ve sabah namazınınki o günün zevalinden evvel, farziyle beraber, kazâ olunmak ve gayr-i müekked olanlarına, şürû vukubulmadıkça, kazâ terettüp etmemek meseleleri, idrakül-farîza babındadır. Farz ile sünnet arasında, konuşmak (gerek ilk sünnet, gerek son sünnet olsun) sünneti iskât etmez. Ve lâkin, sünnetin sevabını azaltır. Alâ kavlin, sünnet sakıt olmakla, iâde olunur. Tahrîmeye münafî olan her amel dahi, böyledir, yâni konuşmak gibidir. {(1) Birini, amel-i kesîre ve diğerini, amel-i kalîle haml etmek sûretiyle, iki kavlin arasını cem ve tevfik etmek dahi mümkündür.} İki rekâttan ziyade, meselâ dört rekât nafile kılan kimse, yalnız son. rekâtta otursa, kıyas muktezası, namazını ifsat eder. {(2) İmam Zufer dahi, buna kaildir. Bu da imam Muhammedden bir rivayettir. Çünkü, her çiftin sonu, bir hatime olmakla, kade-i ahîre, terk olunmuş demektir.} Ve lâkin, o namaz istihsanen sahihtir. {(3) Çünkü o tek namaz olmuştur. Nâfile iki rekâtlı olarak da, dört rekâtlı olarak da meşrû olmuştur. Namazda farz olan son kadedir. Her iki halde de rekâtlar tamamdır. Bundan teravih namazı müstesnâdır. Çünkü o, o şekilde meşrû olmuştur, teravih namazında dört rekât, bir kâde ile kılınsa iki rekât yerine geçer. Nitekim babında açıklanacaktır. İbni Âbidînin beyanına göre; eğer altı veya sekiz rekât nâfileyi bir kâde ile kılarsa farzlar içinde bir kade ile kılınması câiz olan altı rek'âtlı bir namaz bulunmadığından, o namaz caiz olmaz demişlerdir. Müellifin reyide bu kavle mütamayildir.} İki rekât üzerine, edilecek kuud, sehven kalmış ise, o noksan, sehiv secdesi ile tamamlanır. Üçüncü rekâta kıyamdan sonra, tezekkûr olunur. sa, secdeye varılmış olmadıkça, kuuda avdet vâcib olur. Eğer musâllî, iki rekâttan ziyade kılmak istediği nafilenin, yalnız üçüncü rekâtında oturup selâm verirse, o namazın sıhhatinde ihtilâf olunmuştur. Hülâsada, musahhah olan fesaddır. {(4) Çünkü, o kimse, meşru olan kâdeyi terk etmiştir. Onun icra ettiği kade, ise. mahallinde değildir. Badehû, ona vacib olan iki rekâti, kazâ etmektir. Üçüncü rekât, fâside bina olmuş olduğu için, kazâsı dahi gerekmez.} Mekrûh vakitler müstesna olmak üzere, gece ve gündüz istenildiği kadar nevafil kılınabilir, ikide bir ve yahut dörtte bir, selâm verilir. Gündüz nevafilinde dört {(1) Bunun keraheti, rivayetin ittifakiyledir. Efendimiz hazretlerinden, ziyadesi rivayet olunmamıştır. Bu da, kerahetin tahrimiyye olduğunu ifade eder.} ve gece nevafilinde sekiz rekâttan ziyadesini, bir selâm ile kılmak, mekrûhtur. {(2) Ekser meşayihin muhtarı budur. Mirâcüs-dirayede ise, mezkûr ziyade, ibadetin vaslini mütezammin olduğu için, mekrûh olmamak esahtır, diye mezkûr olup, serâhsî, dahi kerahetsizligini tashih etmiştir. Evvelkinin keraheti, rivayetin ittifakıile olduğuna göre, bu ihtilaf ikinciye, yani gece nevafiline ait olmak gerektir. İhya-iulûmda, on iki rekât olarak zikr olunan, leyle-i mirac nefeli, her iki rekâtte, tahiyyata oturulmak Ye fakat, en nihayetinde selâm verilmek üzere açıklanmıştır ki, o ancak bu tashîha tevafuk edebilir. Sekizde bir selâmın cevazından, teravih müstesnadır.} Gece ve gündüz nevafilinde - indel-imam - efdâl olan, dörtte bir selâm vermektir. İndel-imameyn, gündüz nevafilinde efdâl olan, imam Ebû Hanîfe hazretlerinin dedikleri gibi olup, gece nevafilinde ise, efdâl olan, ikişer ikişer kılmaktır. Ve, "Gece namazı ikişer ikişerdir"hadîs-i şerifine binaen, bu bapta fetva dahi, imameyn kavliiledir. Gecenin ve husûsiyle, son sülüsünün nevafili, gündüz nevafilinden efdâldir. Çünkü, nefse daha meşakkatlidir. Hadîs-i şerifte ise, "İbadetin efdâli zahmetli olanıdır." buyurulmuştur. Gece namazı, nefse çok meşakkatli olmakla beraber, riyadan dahi çok uzaktır. Hem de gece ortası, tecellî ve arz-ı ihsan zamanıdır. Cenab-ı Hak gece kaim olan ibadının salihlerini ﺗَﺘَﺠَﺎﻓٰﻰ ﺟُﻨُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤَﻀَﺎﺟِﻊِ diye sitayişle buyurmuştur. {(3) "Korku ve ümitle rablerine yalvarmaktan, yanları yataklardan uzak kalır"demektir. (Secde: 16).} Gece ve gündüz namazda kıyamın uzunluğu, secdenin çokluğundan ehaptır. {(4) Yâni hem gece, hem gündüz nafilelerinde, rek'âtlerin sayısını çoğaltmaktansa, kıraeti çoğaltarak kıyamı uzatmak daha efdâldir.} Hadîs-i şerifte (efdâlüs-salâti tûlül-kunût) buyurulmuştur. Uzun kunt uzun kıyam demektir. Hem de kıyamın uzunluğu ile, kıraeti Kur'ân artmış olur. Rükû ve sücudun çoğalmasıyla tesbihat çoğalır, kıraet ise, tesbihten efdâldir. {(1) Kıraet ile kıyam rükûnlerinin içtimai dahi efdâldir. Çünkü bunlar namazın eczasından birer cüzdür. Her ikisi de farzdır. Halbuki secde ile tesbih, biri farz diğeri sünnettir. İki farzın birleşmesi, bir farz ile bir sünnetin birleşmesinden efdaldir. Müctebada, İmam Muhammed'den bunun hilâfı, yâni rükû ve sucüdün çoğalmasının efdal olduğu naklolundu. Maâni-i âsâr şerhinde Şeyhaynin dahi buna muvafakatlerini nakletmiş. Bedayi de bunu tashih etmiş. Burhan ibaresinin de zahiri budur. İmam Ahmed delillerin teâruzundan dolayı tevakkuf etmiş. İmam Mâlik delillerin müsavi olduğu kanaatiyle her iki şekildeki çoğaltmayı müsavi tutmuştur.}

TAHİYYET-İ MESCİT, SALÂTI - DUHA İHYÂ-İ LEYÂLİYE vs. DAİR:

{(2) Gece ve istihare namazları, gibi. Bunlar hep regaip envaındandır.} İki rekât namaz ile, {(3) Buna, tehiyyeti mescid, tabir olunur. Dört rekât dahi kılınabilirse de, iki rekât efdâldir.} mescide tahiyyet etmek, {(4) Rabbül-mescidde tahiyyet, demektir. Çünkü, tahiyyet -ki, tâzimdir- mekâna değil, ancak mekânın sahibine olur. Zîra ondan maksud, Allaha takarruptur, mescide takarrup değildir. Ve bundan, mescidi haram müstesnadır ki, onun tahiyyeti tavaftır. Bu da üzerinde tavaf olana, yahut tavaf kasdedene göredir. Tavafı irade etmeyen, yahut girip oturmak isteyen, böyle değildir ki, o kimse, salâtı - tahiyyeti kılmadıkça, oturmaz.} mesnûndur ki kerahet evkatının gayride, {(5) Mekrûh vakitler bahsine bakınız. Sabah namazından sonra veya ikindidensonra mescide giren, tahiyyeti mescit namazını kılmaz, belki, tesbih ve tehlîl ederve salâvatı şerife okur. Ve bu halde, mescid hakkını edâ etmiş olur.} mescide dahil olan kimse oturmadan {(6) Evlâyı beyandır. Hadis-i şerifte, sizden biriniz mescide girdiği vakit, ikirekât namaz kılmadıkça, oturmasın, buyurmuştur. Oturur da, sonra kılar, diyen deolmuştur. Hadîsteki nehy, tenzihe mahmûldür.} onu kılar, oturulmuş olmakla, o namaz geçmiş olmayıp, yine kılınırsa da, oturmadan kılınmak, efdâl olur. Farzın edâsı, onun yerine kaim olur. Ve keza, her namaz ki, mescide giren, onu camiye girişinde, tahiyyet-i mescid niyyeti etmeyerek kılmış ola, o dahi, onun yerine kaim olur. {(7) Çünkü tahiyyet namazı mescidin tâzim ve hürmeti içindir, o ise kıldığışey ile hâsîl olur.} Bir günde bir mescide giriş, tekerrür ederse, bir tahiyyet namazı kifayet eder. (O kimse muhayyerdir. Dilerse onu, ilk girişinde ve dilerse son girişinde kılar). Mescide girme sırasında, salâvatı şerîfe kıraetinden sonra: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻓْﺘَﺢْ ﻟِﻰ َﺑْﻮَﺍﺏَ ﺭَﺣْﻤَﺘِﻚَ (Allahümmeftah ebvabe rahmetike) "Allahım rahmetinin kapılarını aç!" demek ve çıkış esnasında ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ِﻧِّﻰ َﺳَْﻠُﻚَ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻚَ ( Allahümme innî es'elüke min fadlike) "Allahım ben senin keremim dilerim" demek emri Nebiye mebni, menduptur. Dürr-ü Muhtârın mekrûhatında mezkûrdur ki, camiin, sirkat korkusu olmadıkça, kapısını kilitlemek, mekrûh olduğu gibi, kapısı birden ziyade olan cami-i şerifi, yol ittihaz etmek dahi mekrûhtur. Ve bunu - bilâ özür - itiyad eden, fasiktir. Eğer, özür ve iztirara mebni ise, câiz olup, o kimse günde bir defa, tahiyyeti mescid kılar.