Risale-i NurNimet-i İslâm

GANEMİN (DAVARIN) ZEKÂTI:

Nimet-i İslâm · s.521

Saime olan koyun ve keçi sürüsünün, kırktan az olanına, zekât lâzım gelmez. Ganem kırk olup, üzerlerinden sene aştığında, yüz yirmiye kadar, bir şat (erkek ve dişi olmak üzere, koyun veya keçi) verilir. Yüz yirmi bir olduğunda, iki yüze kadar, iki şat verilir. Davarların adedi iki yüzü geçer, ve meselâ iki yüz bir olursa, üç yüz doksan dokuza kadar, üç şat verilir. Dört yüz oldukta, dört şat verilir ki, aradakiler, mâfüv olmak üzere, her yüzde, bir şat verilir.Sevaim zekâtında, Hazret-i Risaletin emri, bu veçhiledir. Bir yaşından aşağı olan küçüklere ve kuzulara, müstakillen zekât terettüp etmez. Ancak, onlar sürüde tâdâda dahil olur. İçlerinde bir büyük bile olsa, nisaplarına zekât lâzıﻥelir. {(1) Meselâ, (havelânı havlde) otuz dokuz kuzu ile bir toklusu kalmış olan kimseye, zekât lâzım olur. Toklunun halâkiyle, zekât sakıt olur.} Ve zekât olarak, o büyük alınır. Meğer ki, pek seçkin ola. O halde, o ahz olunmayıp bir - vasat şat -alınır. Zekât olarak, aynen verilecek şey, daima vasattır ki, o ednâ ile âlânın arası ve ortasıdir. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻴَﻤَّﻤُﻮﺍ ﺍﻟْﺨَﺒِﻴﺚَ ﻣِﻨْﻪُ ﺗُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ ﻭَﻟَﺴْﺘُﻢْ ﺑِﺎٰﺧِﺬِﻳﻪِ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗُﻐْﻤِﻀُﻮﺍ ﻓِﻴﻪِۜ "İğrenmeden alamayacağınız şeyleri vermeye kalkmayınız. Ve Allahın müstağni ve övülmeye lâyık olduğunu bilin." (Bakara: 267) Zekâtta, öşürde, haraçta, fıtrada, nezirde {(2) Bir sâ' buğday tesadduk etmeği, nezr eylemek suretinde olduğu gibi ki, nezir gerek mutlak ve gerek muallâk olsun, kıymetini vermek câiz olur.} ve köle âzât etmenin gayri olan keffarette, {(3) İtakı istisna etmesinin sebebi, ondaki kurbet mânâsı, milkin itlâfı ve esirliğin nefyi olup, bu ise, onun yerini tutmaz olmasıdır.} ayne bedel, kıymetini vermek, câizdir. Muteber olan, vacip olduğu gündeki kıymettir. İmameyn, edası günündeki, kıymettir, dediler. Sevaimde ittifakla - edası günündeki kıymet, muteberdir. Bir kimse, malının zekâtiyle, bir cariye iştira edip, zekât için, o cariyeyi, fakir bir salihe verse, zekât yerine geçer mi? Cevabı: Geçer. Zekât, helâl mala terettüp eder. Nisap, haram olur da, onun sahibi var ise sahibine verilmesi ve sahibi olmadığına göre, tasadduk olunması, vâciptir. {(1) Gasb edilmiş olan veya fâsit şerâ ile, temellük olunan mala, zekât yoktur. Dürrün sâhibinin tâbirince, hâbis mala zekât olmaz. Bir kimse, gasb ve rüşvet tarikiyle, biriktirdiği malından, zekât vermesi câiz olur mu? Cevabı: O mal sahiplerine iâde olunur. Bir kimse, haram malı biriktirip, elinde iken, üzerinden sene geçse, o malda, o kimse üzerine zekât vâcip olur mu? Cevabı: Olmaz.} Helâl mala, haram mal karıştırıp, temyiz olunamaz ise, cümlesinin zekâtı verilir. {(2) Bir kimse, helâlden kazandığı parayı, haramdan elde ettiği parasına katıştırıp, bunları yekdiğerinden ayırt etmek mümkün olmasa, havelân husulünde, o paranın hepsi için, zekât vâcip olur mu? Cevabı: Olur.} Zekât zimmete değil, ayne teallûk ettiği için, {(3) "Ki, onların mallarında fakir ve yoksulların belli bir hakkı vardır." (Meâric: 25) âyeti ile "Kırk koyunda bir koyundur." hadis-i şerifi ayne delâlet eder.} vücuptan sonra (yâni, havelân tahakkuk ettikten sonra), nisabın helâkiyle sakit olur. Nisap eğer havlden sonra istihlâk edilmiş ise, zekât teaddinin mevcudiyetine mebni tazmin olunur. {(4) Mesele: Zekâtı verilecek iki nevi mâli olup ta, bir nevinin üzerinden, sene aştıktan sonra kendisi istihlâk etmekle, diğer nevinin, zekâtı sâkıt olmuş olan kimse kimdir? Cevabı: Bu, o kimsedir ki, sâime olarak beş devesi ve kırk ganemi olup, develerin üzerinden, sene aşarak zekâtı olmak üzere, bir şat vermek lâzım geldiği halde, sahibi onları istihlâk etse, zekât sâkıt olmaz ise de, ondan sonraki ganemin üzerinden havelân hasıl olarak, zekât zamanı geldiğinde, onların zekâtını vermek lazım gelmez. Çünkü, kendisi deve nisâbını, istihlâk etmiş olmakla zimmetinde, fakir hakkı olarak, bir koyun kalmış olur. Ve onunla ganemin nisâbı noksanlanmış bulunur. Binaenaleyh, ondan ganem zekâtı sakıt olur. Eğer deve nisâbı, onun sunû olmayarak, helâk olursa, zimmetinde, bir şey kalmış olmamakla, gunemin nisâbı tam ve kâmil olmuş olarak, zekâtı verilmek lâzım olur.} Havelân husulünden sonra, nisabın ikraz ve iâre yoluyla telef olması helâk, ve saimeyi yemsiz ve susuz bırakarak nisap telef olmuş ise, istihlâktir. {(5) Ticaret malının, ticaret malı ile, değişimi helâk ve ticaret malının gayr-i mal ile değişimi istihlâk sayılır.} Vücubün tahakkukundan sonra, vâcibin düşmesi için çare aramak - icmâ ile - mekruhtur. İmam ebû Yûsuf, zekâtın vücubünün def'i için çare bulmağı câiz görmüş ve İmam Muhammed, onu da mekrûh saymıştır. {(1) Vebâlinde kalmamak için değil de, bu halden nâşî vücuptan kaçmak dahi, icmaan mekruhtur.} Saime olan hayvanatını, sene tamamından bir gün evvel - zekâtın vücubünden firar için - satmak, İmam Muhammede göre mekruh, ve İmam ebû Yûsufa göre, gayr-i mekruhtur.Nafaka için satmak - icma ile - mekruh değildir. Sene ortasında, nisabı birine hibe edip, mal hibe edilen kimse yanında iken, sene tamam olduktan sonra, kaza veya rızâ ile, hibe edene rücû etmek, zekâtın - vâcip olmadan - iskatı için olan çarelerdendir ki, hiç birine zekât lâzım olmaz. Nitekim, sevâim bahsinde dahi zikrolunmuş ve fıkıh bilmecelerinden kitab-uz-zekâtın, ilk meselesi bu olmuştur. {(2) Bunun orada üç nazîri daha zikrolunmuştur.} Zekât, fakirler hakkı ise de, cebren alınamaz. {(3) Zeyd, Amri hâkime götürüp: "ben fakirim, Amr malının zekâtını bana versin" diye dâva eylese, dinlenir mi? Cevabı: Dinlenmez.} Ve niyyet olmadığı için, meyyitin terekesinden dahi, ahz edilemez. Meğer ki, kendisi, onu vasiyyet etmiş ola. {(4) Gayrin hacetine binaen, meşrû olan, salât nevi, vasiyyet olmadıkça, mevtile sâkıt olan, meyyitin dünyevi ahkâmından olmak üzere, usulde zikr edilmiştin} O takdirde, malının sülüsünden alınır. Verese izin verirse, malının mecmuundan dahi alınabilir. Zekâtın masrifi, {(5) Masrif, meclis vezninde, mekân ismidir. Verilecek yer demektir.} ki verilecek yeri demektir. (Tevbe: 60) kavl-i kerîminde, tâdât buyrulan sınıflar: Fakir sınıfı, miskin sınıfı, köle sınıfı, borçlu sınıfı, Allah yolunda olan sınıf, yolcular sınıfı, memur sınıfı. Bunların icmali: Zekâtın kendilerine sarf ve itâsı, şer'an sahih olan müslimden ibarettir. Gerek erkek, gerek kadın veya mümeyyiz sabî olsun. Müslimlerin zenginlerine farz olan zekât, müslimlerin gayriye verilemediği gibi, müsliminin dahi, her sınıfına değil, ancak zikrolunan, fukara sınıflarına verilir. Âyetin nazmında, bir de müellefe-i kulûp sınıfı mezkûr ise de, onlara zekâtın itası hususu, aleyhisselâm efendimiz hazretlerinin, son emirde, Hazret-i Muaz bin Cebele (radiyallahu teâlâ anhu) verdikleri talimatı seniyyede "onu zenginlerinden al ve fakirlerine ver" hadis-i şerifleriyle, mensuh olmuştur. {(1) Muhaşşi böyle demiştir. "Müellefe-i kulûb hissesinin, Hazret-i Sıddık zamanında, sâkıt olması, icma ile değil, sebebinin sâkıt olmasına mebnidir." Yoksa icmâ ile nass ne nasih olur ne de mensuh.} Fakir: Nisaba baliğ mala ve onun kıymetine malik olmayan, kimsedir. Velev ki, sıhhati yerinde ve kendisi kazanç sahibi olsun. {(2) Şu kadar ki, günlük ihtiyacını tedarik edebilene zekât almak evlâdır. Muhaşşî, burada bu kadarcık ifadeden sonra, sadaka-i fıtır babı evvelinde demiştir ki, günlük yiyeceği - fiilen - mevcut olana ve yahut onu - sahîhan - iktisap edebilene, kûte dair bir şey istemek haram olur. Halini bilerek veren dahi, haram olan şeye, yardım ettiğinden dolayı, günaha girer. Kisve için, yahut kendisi cihat ile veya ilim tahsili ile iştigali hasebiyle, isterse muhtaç bulunduğuna göre câizdir. Ve yine mezkûr bap evvelinde demiştir ki, zekâtı israfa yahut masiyyete sarf edeceği bilinen kimseye vermek lâyık olmaz. Namazı ahyanen kılan kimseye zekât vermek kâfi olursada, verilmez, demiştir.} O miktar mala malik ise de, sahip olduğu mal, kendi hacetini karşılayacak derecede değil ise, o dahi fakirdir. Birinin üzerinde, müeccel alacağı olan kimse, nafakaya muhtaç oldukta, alacağının vâdesi gelinceye kadar, kendisine kifayet edecek miktar, zekât almak câiz olur. Alacağı eğer, gayr-i müeccel ise, borçlunun sıkıntıda olup olmadığına bakılır: Borçlu sıkıntıda olduğuna göre, alacaklının - ihtiyaç halinde -zekât alması - esah akval üzere - câiz olup, {(3) O, İbni sebil menzilesindedir.} borçlu zengin ve borcunu mukir bulunduğuna göre, alacaklıya zekât almak, helâl olamaz. Miskin: Hiç bir şeyi olmayandır ki, zavallı tâbir olunan, fakirdir Mükâtip: Kendisini kölelikten kurtarmak ve hürriyetini satın almak için, efendisiyle belli bir bedel üzerine, sözleşen köledir. {(4) Zikrolunan sadakat âyetindeki (ve fir-rikâb) kavl-i kerîminden - ehli ilmin ekserince murat budur. Küçük ve büyük arasında fark olmadığı gibi, ganinin mükâtibi ile fakirin mükâtibi arasında dahi - kavli esahta - fark yoktur. Hâşimî neseb gibi vâcip dahi olsa - zimmiye vermek câiz olur. İmam Ebû Yûsufça câiz olmaz. Müftabih olan da budur. Harbî - aman dilemiş ve teslim olmuş dahi olsa - hiç bir sadaka, ona verilmez. Zeyleî, tetavvû sadakasının harbîye itası cevazını, cezm eylemiştir.} Medyun: Borcundan, fazla nisaba ve onun kıymetine sahip olmayan, borçludur. {(5) Mezkûr âyet-i kerimedeki (vel-garimîn) den murat, borçlulardır. Zahtriyyede, borçluya itâ, borçlu olmayana itâdan evlâdır, denilmiştir.} Allah yolunda olan: Gazâ, yahut hac için, çıkıp ta, nafakasının tükenmesi ve bineğinin helâki sebebiyle, yolda kalmış olandır. {(6) Garip olan ilim talebesi, ve fakir bulunan hamele-i Kur'an dahi dahildir.} İbn-i sebil: Yolcu demek ise de, {(7) İzafet, edna mülabeseye mebnidir. Her yolcuya (İbn-i sebîl) denir.} murad memleketinde mâlı olsa da, yanında bulunmadığı için muhtaç kalan yolcudur. Eğer vatanına ulaştıracak kâfi şeyi var ise, ona zekât verilmez. {(1) Malından uzak olan kimseye evlâ olan. kadir ise - istikraz etmektir. Malı eline geçince, fazlasını tesadduk etmek dahi lâzım gelmez.} Âmil: Zekât tahsiline memur olandır. Haşimî olmamak şartiyle, onun dahi, kendine ve maiyyetine, işleri ve gidip gelmeleri müddetinde - orta had ile - idarelerine kifayet edecek miktarda, mevcut zekât emsalinden, hakkı olur. {(2) Yiyecek, içecek ve giyecek hususlarında, müştehiyyatına tâbi olmak, ona câiz olamaz. İsrâf-ı mahz demek olduğu için, o haramdır. Emîre lâzım olan, vasata râzı olanı, bu işe memur etmektir.} Gani dahi olsa, zenginliği almasına mâni değildir. Çünkü nefsini bu iş için, fariğ kılmıştır, kifayete muhtaçtır. Zekât verecek kimse, zikrolunan sekiz sınıftan, her birine verebileceği gibi, hepsi mevcut iken, onlardan yalnız bir sınıfa dahi verebilir. Zekât, müslimlerin zenginlerinden alınıp, fakirlerine verilir olduğundan, müslim olmayanlar, onunla mükellef olmadıkları gibi, ona masrif dahi olamazlar. Gayr-i müslime verilen zekât, sahih değildir. {(3) Tenvirde ve şerhinde, denilmiştir ki, zimmiye zekât verilmez. Zekâttan ve öşürden ve haraçtan mâdâ olan, sadakati - nezir, keffaret ve fitre olan zatın mükâtip kölesine, zekât verilmez. Mükâtip dahi, kendisine verilen zekâtı rekabesinden halâsının gayri hususa sarf edemez.} Zekât, zengin olan müslime dahi verilmez. Zengin: Nisaba malik olandır. Asıl havayicinden fazla olan nisaba ve yahut - hangi maldan olursa olsun - kıymeti nisaba müsavi şeye malik olana, zekât verilemez. Zengin bir kimsenin, henüz baliğ olmamış olan çocuğuna dahi, zekât vermek sahih olamaz. Gerek babasının idaresi altında olsun, gerek olmasın. - Çünkü, babasının zenginliği ile, o çocuk, zengin sayılır. Büyük çocuk, öyle değildir. Evli olan kızı hakkında, ihtilâf vardır. Esah olan, ona vermenin cevazıdır. Zengin olan kadının çocuğu, babası ölmüş dahi olsa, ve validesi yanında bile bulunsa, zengin değildir. Ona zekât verilir.Zenginin, fakir olan zevcesine dahi, zekât verilir. Benî Haşim, ganaim hissesinden istiğnaları cihetiyle, emvalin kirleri demek olan zekâtı, {(4) Ve kezâ, keffaretleri, nezirleri ve Sadaka-i fıtrı.} almaktan siyanet olundular. {(5) Sâdâtten fakir birine, zekât vermek câiz, ve edâ eden kimseden zekât sâkıt ve alana helâl olur mu? Cevabı: Olur.} Hadis-i şerifte "Sadaka almak bize helâl değildir." buyuruldu. "Kavmin âzâtlıları kendilerinden saydır." hadîs-i şerifi, beni Hâşimin âzatlılarını dahi, onlara ilhak etmiştir. Zekâtı, müzekki kendi usul ve furuuna, {(1) Yani, âbâ ve ecdadına ve ümmehat ve ceddatına ve evlât ve ahfadına.} ve zevcesine dahi vermek sahih olamaz. {(2) Çünkü, menfaat kesilmiş olmaz. Zekâtın rüknü olan temlike bakınız. Bu hüküm, zekâta mahsus olmayıp, keffaretler, nezirler, sadaka-i fıtır gibi bütün vâcip olan sadaka nevilerine şâmildir ki, bunlar dahi usul ve furuuna verilmek, câiz olamaz. Onlara ancak, vâcip olmayan sadakalar, verilebilir ki, onlardan mâdâ olan, muhtaç akaribe dahi: Biraderlere, hemşirelere, amcalara, halalara, dayılara, teyzelere, zekât ve vâcip ve gayr-i vâcip sadakalar verilir. Hem de bunlara vermek - sadaka ile birlikte sıla dahi olduğu için - evlâ olur. Evvelâ bunlara, ondan sonra sair akrabalara ve ondan sonra komşulara verilir. Zevceye, zekâtın itasının ademi sıhhati, ittifakîdir. Zengin zevcenin, fakir zevcine, zekât vermesi dahi imam indinde gayrisahih, ve imameyn indinde sahihtir. Fevziyyede ve Behcet-ül Fetevâda, fetvâ, İmam-ı Âzam kavli üzerinedir.} Zekâtı, müzekki kendi memlûküne ve mükâtibine ve kısmen âzat olan köle veya cariyesine, vermek câiz olmaz. {(3) Memlûküne vermenin sahih olmaması - ki, müdebbir dahi onun mislidir -temlik olmadığındandır. Mükâtibine - ki, kısmen azat dahi onun mislidir. - vermenin câiz olmaması, onların kisbinde efendinin hakkı olmakla, temlik tam olmadığındandır. Usul ve furuun ve zenginlerin ve benî hâşimin ve kâfirlerin memlûklerine dahi, zekât verilemez.} Arayarak, masrif zanniyle zekât verdiği kimse, yanlış çıksa, zekât - hakkullah - olup, onda da muteber olan - vüsu ve kudret - olduğu, ve müzekki dahi kendi - vüsunda - olanı yapmış bulunduğu için, câiz ve kâfi olur. Meğer ki, o kimse kendi kölesi veya mükâtip kulu, zuhur etmiş ola. {(4) O halde, verdiğini, kendi mülkünden ihraç etmemiş olduğu cihetle, zekât vermiş olmaz.} Zekâtı, efdal olan - kendi ve furuundan gayri - en yakın akrabaya, {(1) Evlâdı, evvelâ muhtaç olan biraderlere, sonra onların evlâdına, sonra muhtaç olan amcalara, dayılara, sonra sair zevil-erhama, sonra komşulara vermektir. Şeyh ebul-hafsıl-kebîr demiştir ki, kişinin kendi karabet ehli, muhtaçlar ise, evvelâ onlardan başlayıp, hacetlerini karşılamadan, sairlerine verdiği sadaka, makbul olmaz. Yâni, sadaka, zekât olduğuna göre, farz üzerinden sâkıt olsa da, kendisi onun sevabına erişemez.} sonra komşulara ve daha sonra sanattaşa, ve mahalle ve beldesinden olan, masrife, sarf ve itâ eylemektir. Zekâtta muteber olan, malın bulunduğu mekânın fakirleri ve sadaka-i fıtırda muteber olan, edâ edildiği yerin fakirleri ve vasiyyette muteber olan, vasiyyet edildiği yerin fakirleridir. Sene tamam olduktan sonra, zekât malını, kendi yakınının, yahut daha muhtaç olanın ve yahut daha mütteki bulunanın, yahut talim ile müslimlere daha menfaatli olanın gayrisi için, diğer beldeye - velev sefer mesafesi dûnunda bulunsun - gönderilmek, tahrîmen mekruh olur. Harp diyarından, dâr-ı İslâma zekâtı nakletmek, orada masrifi mevcut olmak takdirinde dahi, mekruh olmaz. Fakirin ihtiyacını temin ederek, kendisini dilenmekten iğnâ eylemek, mendup olup, lâyık olan, her fakirin ihtiyacı cihetinden, halin muktezasına, nazar olunmaktır. Zekâtı, müteaddit fakirlere azar azar vermekten ise, bir fakire toptan verip, onun ihtiyacını defetmek evlâdır. {(2) Bir dirhemi tesadduk etmek isteyen kimse, onu bozdurup, ufaklığı dağıtır ise, sadaka emrini de taksir etmiş olur. Çünkü, cemî tefrikten evlâdır. Hem de, çoğu vermek mükrimlerin işine benzemekle dahi, evlâdır. Resûl-ü Ekrem (Sallallahü teâlâaleyhi ve sellem) efendimiz hazretleri: "Cenab-ı Hak umurun meâlîsini sever, gayri mealisine buğz eder." buyurmuştur. Hak celle ve âlâ dahi az vermeği zem edip "O yüz çevireni, azıcık verip sonra vermemekte direneni gördün mü?" (Necm: 83) buyurmuştur.} Bir fakiri, zekât ile zengin kılmak, yâni kendisine borcundan ve havayicinden fazla olarak, nisap kalacak derecede, şey vermek mekruhtur. Nisabdan fazla ve borcunu Ödeyecek kadar şey verilmesi mekruh değildir. (Kitabın sonunda, Feyziyye fetvalarından alınan, dördüncü fetvaya bakınız.) Zekâtı, mesacidin bina ve tamirine sarf etmek sahih olmadığı gibi, {(3) Zekâtın rüknü olan, temlike bekiniz.} meyyitin cihazına ve borcunu ödemeğe ve âzat edilecek kölenin, bedeline sarf eylemek dahi, sahih olmaz. {(4) Zekâttan meyyitin tekfini için çare: Zekâtı bir fakire verip o fakir onu tekfin etmektir, ikisine de sevap olur. Mesacidi tamir gibi, hayrata sarf etmenin dahi çaresi, budur. Fakir için, bu bapta emre muhalefet var mıdır? Nakl görülmemiş ise de, zahir olan: Muhalefetin olmasıdır.}