FARZLARDAN SONRAKİ DUA ve TESBİHLER:
Nimet-i İslâm · s.246
Farz namazdan sonra, vârid ezkârın, sıfatına ve faziletine ve sâireye dair {(1) İmamın mihrapta tehavvülünün ve dua esnasında, el kaldırmasının ve yüze mesh edilmesinin, beyanı gibi.} Son sünneti olan namazlara göre, farzı müteakip, onu takip eden sünnete kıyam etmek sünnettir. Farz ile sünnetin arasını, yalnız ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَ ﻧْﺖَ ﺍﻟﺴّﻼﺎﻡُ ﻭ ﻣِﻨْﻚَ ﺍﻟﺴّﻼﻡُ ﺗَﺒﺎﺭَﻛْﺖَ ﻳﺎَﺫَﻟْﺠَﻼﻝِ ﻭَﺍﻻﺎِﻛْﺮﺍَﻡِ "Allahümme entes-selâm ve minkes-selâm tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm {(2) Allahım, sen bütün noksanlardan sâlimsin, selâmet sendendir. Ey azamet ve} senasiyle fasl etmek müstahab olur. Bundan, {(3) Bu hususa ait rivayet, Hazret-i Âişedendir.} ve Sahihayndeki rivayete {(4) Bunun râvisi, Hazret-i Mugayredir.} göre; ﻻﺎ ِﻟَﻪَ ِﻻّﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ "Lâ ilâhe illalldhü vahdehu lâ şerike lehû, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadir. Allahümme lâ mânia limâ âtayte velâ mûtiye limâ menâte velâ yenfeu zel-cedde minkel-cedd." Ve Sahihi Müslimde, mezkûr rivayet, Hazret-i İbni Zubeyre göre, ses yükseltilerek: ikrâm sahibi, senin inâyet ve bereketin sonsuzdur. ﻻﺎ ِﻟَﻪَ ِﻻّﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﻭَﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟْﻌَﻠِﻰِّ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ ﻭَﻻﺎ ﻧَﻌْﺒُﺪُ ﺍِﻻَﺎ ﺍِﻳَّﺎﻩُ ﻭَ ﻟَﻪُ ﺍﻝْ ﻓَﻀْﻞُ ﻭَ ﻟَﻪُ ﺍﺛَّﻨَﺎﺀُﻟْﺤُﺴْﻨَﻰ ﻻﺎِ ﺍﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣُﺠْﻠِﺼِﻴﻦَ ﻟَﻬُﺪِّﻳﻦَ ﻭَﻟَﻮْﻛَﺮِﻩَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮِﻭﻥْ "Lâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike lehû lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadir. Ve lâ havle velâ kuvvete illâ billahil-aliyyilazîm ve lâ nâbüdü illâ iyyâhü ve lehûl-fadlü ve lehüs-senâül-hüsnâ lâ ilâhe illallahü muhlisine lehüd-dîne velev kerihel-kâfirûn, demekten ziyade başka bir fasıla ile, son sünneti farzdan ayırmak mekrûhtur. {(1) Muhaşşinin beyanına göre, kerâhet tenzîhiyyedir ve söz yeri, sünnetin camide kılındığına göredir. Amma sünnet kılmak için evine gitmek isteyen hakkında fâsıla, mesnün olandan zaidi dahi olsa, mekruh olmaz.} Akşam namazını müteakip, - sabah namazı akabinde olduğu gibi - {(2) Müstahab vakitler faslına bakınız.} on kere; ﻻﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﻭَﻳُﻤِﻴﺖُ ﻭَﻫُﻮَ ﺣَﻰٌّ ﻻﺎ ﻳَﻤُﻮﺕُ ﺑِﻴَﺪِﻩِ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻤَﺼِﻴﺮُ "Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike lehû, lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümitü ve hüve hayyül la yemut biyedihilhayr ve hüve âlâ külli şey'in kadir ve ileyhil masir" demek ve cuma namazını müteakip yedişer Fâtiha ve ihlâs muavvezeteyn okumak {(3) Gelecek cumaya ve üç günden fazlaya kadar, fitne ve belâlardan emîn bulunmak ve bütün günahlara keffaret olmak, onun semeratı cümlesindendir.} hakkındaki tergibî rivayet, sünnetten sonraya haml olunmuştur. {(4) Muhacirinin fukarasına hitaben varid olan "Her namazın sonunda tesbih, tekbîr ve tahmid ediniz." hadisi gibi ki, bu da, onların farza vaslını muktazî olmayıp, belki sünnetten sonra, namazla ilgisi olmayan şeyle iştigal etmeyerek okumağa mahmûldür.} Farz ile sünnet arasında, çok söylemek, yahut yeme ve içme {(5) Müellifin sözünün zahîri, ilk ve son sünnetlerde şamildir. İkisinde de efdâl olan vasıldır.} ile vakit geçirmek, - esah olan budur ki onu iptal etmez. Belki, sevabını azaltır. Sünnetlerde efdâl olan: Onları {(1) İfade, revatib hakkında olmak azhar iken, Muhaşşi merhum, lâfzın umumuna bakarak, teravih ile mescid tahiyyesini, istisnaya lüzum görmüştür ki, teravihte mescid efdâldir. Tahiyyet-i mescid dahi mescide mahsustur.} gerek evde, gerek evden gayride, riyâdan uzak ve hulûsu toplayan, yâni ihlâsı çok olan mahalde kılmaktır. Farzın edasından sonra, farz kıldığı mahalden tahavvül etmek, müstahap olmakla, son sünnet olduğuna göre, imam onu, mihrabın sağ tarafına -ki, kendinin soluna mukabil olan cihettir- çekilerek kılar. {(2) Sağın Fazileti vardır. Hem de imamın tahavvül etmesinde, onun farzda olması zanniyle, kendisine iktida olunmak iştibahı dahi mündefi olmak vardır. Bir de musâllinin mekânı, kıyamet gününde kendisi için şehadet eder rivayetinde mebni, onda şahidin vardır.} Son sünnet olmadığına (ve olup da kılındığına) göre, imama müstahap olan, eğer -ona karşı namaz kılan yok ise- yüzünü cemaate çevirmektir. {(3) Eğer karşısında namaz kılan varsa, cemaate istikbal, mekrûh olur. Meğerki, arada arkası musâllîye karşı olan kimse buluna.} İmam dilerse, sağ veya sol tarafına döner, yahut kendi işine gider "Namaz kılındıktan sonra, yeryüzüne dağilın ve Allahın fazlü kereminden istifade edin." (Cuma: 10) buyurulmuştur. Emir ibaha içindir. {(4) Mezkûr, nassı kerîmin, cuma namazı hakkında olması sair namazlar hakkında olmasına münâfî olmayıp, onu da delâlet-i nass ile ispat eder.} Mecmeur-rivâyâtta: Namazdan fariğ olduktan sonra, virdini dilerse oturarak, dilerse ayakta okuyabilir, diye mezkûrdur. Namazdan sonra, imam ve cemaat üç kere: َﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢَ ﺍﻟَّﺬِﻱ ﻻﺎ ِﻟَﻪَ ِﻻَﺎ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺤَﻲُّ ﺍﻟْﻘَﻴُّﻮﻡُ ﻭَ َﺗُﻮﺏُ ِﻟَﻴْﻪِ "Estağfurullah lâilâhe illâ hüvel-hayyül-kayyûmü ve etübü ileyhi" deyip, {(5) Allahümme entes-selâm, senası, son sünnet olmadığına göre, istiğfar} âyet-i kürsiyi okurlar. {(6) Şu meâldeki hadîs-i şerife binaen ki, "her kim beş vakit namazın sonunda, âyet-i kürsiyi okursa, cennete girmekten onu ancak, ölüm meneder, ve herkim, yatarken okursa, Allahü teâlâ, o kimseyi, kendi hânesi ve komşusunun hanesi ve etraftaki haneciklerin ehli hakkında, emin kılar," buyurulmuştur. Yani Hak teâlâ, onları hıfz eder.} Muavvezatı dahi okurlar, {(7) Muavvezat tabirinde, tağlib vardır ki, maksud: İhlâs süresi ve iki muavvezelerdir. Ukbe bin Amir radiyallahü teâlâ anhü: Her namazın akibinde muavvezat okumaklığımı, Resûlüllah sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem, bana emretti, demiştir.} dan sonra olur. Nitekim, hadis-i sevebanda öyle varid olmuştur. Müellifin zikr ettiği hadîste: Her kim salâtın (beş vakit namazın) sonunda, bu istiğfarı ederse, günahları mağfur olur, harb safından firar etmiş olsa bile, buyrulmuş olduğundan, Muhaşşi merhum, hadîsi mezkûrda, bu istiğfarın, günahın kebairini dahi örteceğini ifade eder, şey vardır. Zira düşmana hücumdan firar kebairdendir. ﺳُﺒْﺤﺎَﻥَ ﺍﻟﻠّٰﻪْ ٭ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪْ ٭ ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮْ Ve Cenab-ı Hakkı 33 kere tesbih, 33 kere tahmid ve 33 kere tekbîr ederler ki, bunlar 99 eder. Tamam yüz olmak üzere; "Lâilâhe illallahü vahdehû lâ şerike lehû lehül-mülkü ve lehülhamdü ve hüve âlâ külli şey'in kadir, derler.. {(1) İmam Müslimin rivayet ettiği hadiste, bunları beş vakit namaz sonlarında okuyanların hataları, deniz köpüğü kadar dahi olsa, mağfur olur, buyurulmuştur. Muhaşşi der ki ehadisin çoğunda, tertip böyledir ki, evvelâ (tahliye - hâlî kılma)kabiilinden olan tahmîd ve daha sonra tazimden ibaret olan tekbirdir. Bâzı rivayetlerde, hasseten, tekbîr tahmide mukaddemdir. Bir rivayette tahmid, tesbihten evveldir. Bunlar, onlarda tertip olmadığına delâlet etmiştir. "Sözlerin en güzelleri olan dört kelâmın hangisiyle başlarsan başla zararı yoktur. Bunlar: Sübhanallâh, velhamdülillah, velâ ilâhe illallahu, vellahu ekber hadîsi dahi, bunu teyid eder. Her birerinden, on birer ve onar ve altışar ve birer ve yetmişer ve yüzer dahi rivayet olunmuştur, ve sahihtir ki, sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, sağ elleriyle tesbih bağlamışlardır. Ve varit olmuştur ki, tesbihi parmaklarınızla bağlayınız. Çünkü, onlar mes'ûlât ve müstantakattır. Buyurmuşlardır. Zaif senet ile, Hazret-i Aliden "tesbih aleti güzel müzekkir oldu." diye varit olmuştur. İbni Hacer demiştir ki, çekirdek ve ufak taşlarla tesbih edilmek, rivayatı sahabeden ve bâzı ümmehatı mümininden olmak üzere kesirdir. Efendimiz, onu görüp takrir buyurmuşlardır. Mişkât şârihi Aliyyül-kariî zikreder ki, Ebû Hüreyre hazretlerinin, bir nice düğümlü ipliği vardı ki, onunla tesbih ederlerdi. Onu bid'at sananlar yanılırlar. Parmaklarla tesbih çekmek, tesbih tutmaktan efdaldir. Alâ kavlin, yanılmayacağına emin olanlar, parmaklarla tesbih çekmek evlâdır. Ve illâ, tesbih tutmak evlâdır. Dürerde mekruhatta, riyasız sebha ittihazında beis olmadığıdır.} Ondan sonra ellerini göğüsleri hizasına kaldırıp ve avuçlarını yüzlerine doğru meyilli olarak, açık tutup, {(2) Duâ nevilerini müellif, vitir bâbında beyan etmiştir.} huşû ve sükûn ile hem kendileri ve hem cemi-i müslimin için, ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺭَﺑِّﻚَ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌِﺰَّﺓِ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﺼِﻔُﻮﻥَۚ ٭ ﻭَﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻠِﻴﻦَۚ mesûr duâlar okuyarak, duâ ederler ve bu duaları "Sübhane rabbike rabbil-izzeti ammâ yesifüne ve selâmün alel-mürselîne vel-hamdü lillahi rabbil-âlemîne" diye hatm ve yüzlerini, elleriyle mesh eylerler. {(1) Yüzü mesh, duada el kaldırmanın sünnetidir. El kaldırılmayarak, edilmiş olan duâda, yüzün meshi dahi lâzım değildir. Yüzün meshindeki hikmet bereketin kendisine avdeti ve içine sirâyetidir. Ve belânın defini, atânın husulünü tefeüldür. Bir elle mesh edilmez. Çünkü, o hal mütekebbirlerin fiilidir.}