Birinci Meslek
Muhakemat · s.145
Yani, mes'ele-i âliye-i zâtiyeyi temaşa etmekte dört nükteyi bilmek lâzımdır:
Birincisi:
ﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟْﻜَﺤْﻞُ ﻛَﺎﻟﺘَّﻜَﺤُّﻞِkaidesine binaen sun'î ve tasannuî olan şey, ne kadar mükemmel olsa da, tabiî yerini tutmadığından heyetinin feletatı, muzahrefiyeti îma edecektir.
İkincisi:
Ahlâk-ı âliyenin, hakikatın zeminiyle olan rabıta-i ittisali ciddiyettir. Ve deveran-ı dem gibi hayatlarını idame eden ve imtizaclarından tevellüd eden haysiyete kuvvet veren, heyet-i mecmuasına intizam veren yalnız sıdktır. Evet şu rabıta olan sıdk ve ciddiyet kesildiği anda, o ahlâk-ı âliye kurur ve hebaen gidiyor.
Üçüncüsü:
Umûr-u mütenasibede temayül ve tecazüb ve mütezâdde olan eşyalarda tenafür ve tedafü' kaide-i meşhuresi, maddiyatta nasıl cereyan ediyor; maneviyat ve ahlâkta dahi cereyan eder.
Dördüncüsü:
ﻟِﻠْﻜُﻞِّ ﺣُﻜْﻢٌ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻜُﻞٍّ Şimdi gelelim maksada: İşte âsâr ve siyer ve tarih-i hayatı... Hattâ a'danın şehadetleriyle, Zât-ı Peygamber'de vücudu muhakkak olan ahlâk-ı âliyenin kesret ve ihata ve tecemmu' ve imtizacından tevellüd eden izzet ve haysiyetten neş'et eden şeref ve vakar ve izzet-i nefs ile ferişteler, devlerin ihtilat ve istiraklarından tenezzühleri gibi sırr-ı tezada binaen, o ahlâk-ı âliye dahi hile ve kizbden tereffu' ve tenezzüh ve teberri ederler. Hem de hayat ve mâyeleri makamında olan sıdk ve hakkıyeti tazammun ettiklerinden, şu'le-i cevvale gibi nübüvveti aleniyete çıkarıyor.