Remz
Mesnevî-i Nuriye · s.77
Arkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıdları birbirinden tevlid eder.Ve aleyhte olan her bir şeyi lehte zanneder. Meselâ güneşin eli sana yetişir, ziyasıyla başını okşar. Fakat senin elin ona yetişemez ve senin keyfin üzerine hareket etmez. Demek şemsin sana karşı iki ciheti vardır:Biri kurb, diğeri bu'd.Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle"O bana tesir edemez"ve onun sana karib olduğu cihetle"Ona tesir edebilirim"desen, cehlini ilân etmiş olursun. Kezalik Hâlık ile nefis arasında da birkurbvebu'dvardır. Kurb Hâlıkındır, bu'd nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enaniyet ile Hâlıka bakıp,"Bana tesir edemez"diye bir ahmaklıkta bulunursa dalalete düşer. Ve keza nefis mükâfatı gördüğü zaman"Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım"der. Mücazatın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkâr ile kendisini teselli eder. Ey ahmak nokta-i sevda! Hâlıkın ef'ali sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahid tutmamıştır. İmam-ı Rabbanî'nin (R.A.) dediği gibi:"Melikin atiyyelerini, ancak matiyyeleri taşıyabilir."