Hülâsa:
Mesnevî-i Nuriye · s.48
Haşir mes'elesi öyle bir hakikattır ki, celaliyle, cemaliyle, esmasıyla Hâlık-ı Zîşan, bütün kütüb-ü semaviye ile enbiya ve evliya ve asfiyanın icmalarını tazammun eden Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan ve Fahr-i Kâinat Hazret-i Muhammed (A.S.M.) -ekmelü'l-halk ve eşrefü'l-insan- haşrin geleceğine ittifakla hükmettikleri gibi, şu kâinat dahi, bütün âyâtıyla ve kelimatıyla haşrin vücud ve icadına şehadet ediyor. Hattâ her bir cüz'ün, cüz'î olsun küllî olsun, cüz' olsun küll olsun, iki vechi vardır. Bir vecihle Hâlıka bakar, vahdaniyete delalet eder. Diğer vecihle de âhirete nâzırdır ki, haşrin, âhiretin vücudlarını ister. Meselâ: Bir insan kendi vücuduyla, hüsn-ü san'atıyla Sâni'in vücub-u vücuduna ve vahdetine delalet ettiği gibi; âmâl ve istidadları ebede kadar uzandığı halde pek sür'atle ölüm ve zevali, âhiretin vücuduna delalet eder. Bütün mevcudatta görünen intizam-ı hikmet, tezyin-i inayet, taltif-i rahmet, tevzin-i adalet, Sâni'-i Hakîm'in vücud ve vahdetine şahid oldukları gibi, âhiretin ve saadet-i ebediyenin de icad ve vücudlarına delalet ederler. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺍَﻫْﻞِ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓِ ﻭَﺍﺣْﺸُﺮْﻧَﺎ ﻓِﻰ ﺯُﻣْﺮَﺓِ ﺍﻟﺴُّﻌَﺪَٓﺍﺀِ ﻭَﺍَﺩْﺧِﻠْﻨَﺎ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺴُّﻌَﺪَٓﺍﺀِ ﺑِﺸَﻔَﺎﻋَﺔِ ﻧَﺒِﻴِّﻚَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭِ ﻓَﺼَﻞِّ ﻭَﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪ۪ ﻛَﻤَﺎ ﻳَﻠ۪ﻴﻖُ ﺑِﺮَﺣْﻤَﺘِﻚَ ﻭَﺑِﺤُﺮْﻣَﺘِﻪ۪ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ
--