Risale-i NurMesnevî-i Nuriye

Diğeri:

Mesnevî-i Nuriye · s.34

Makuledir ki, bir şeyin yaşadığı bir ömürde mürur-u zamanla değiştirdiği muhtelif maddî suretlerin içtimaından tasavvur edilen bir suret-i vehmiyedir. Bir ateşin sür'atle tedvirinden hasıl olan daire-i vehmiye gibi, her şeyin tarih-i hayatını bildiren ve kadere medar olan ve mukadderat-ı eşya denilen şu ikinci suret, makuledir. Suret-i maddiye itibariyle her şeyin bir nihayeti, bir gayesi olduğu gibi, suret-i maneviye itibariyle de bir nihayeti ve gizli bazı hikmetler için bir gayesi de vardır.Binaenaleyh her şeyin suret-i maddiyesinde kudret-i Rabbanî ustadır, kader mühendistir. Suret-i maneviyesinde ise, kader mistardır, yani, teşekkülatın çizgilerini çizer, kudret masdardır, yani o çizgiler üstünde yapılan teşekkülat, kudretten sudûr eder. Ey kâfir! Bunu işittikten sonra iyice düşün!Bir zerreye, bir terzilik san'atını öğretmeye kudretin var mıdır? Kendine Hâlık ittihaz ettiğin tabiat ve esbab, her şeyin muhtelif ve mütenevvi' suretlerini biçip dikmesine kudretleri var mıdır? Bak, ey gözden mahrum kâfir!Şecere-i hilkatin semeresi ve kuvvet ve ihtiyarca esbabtan üstün olan insan, terziliğin bütün kabiliyetlerini, bilgilerini cem'edip dikenli bir şecerenin a'zâlarına uygun bir gömleği dikemez. Halbuki, Sâni'-i Hakîm her şeyin neması zamanında pek muntazam, cedid ve taze taze gömlekleri ve yeşil yeşil hulleleri kemal-i sür'at ve suhuletle yapar, giydirir. Fesübhanallah!.. Evet münezzehtir, her şeyin vücudu emrine bağlı olan Allah münezzehtir. Her şeyin içyüzü elinde bulunan Sâni' münezzehtir. Bütün mahlukata merci' olan Sâni' münezzehtir. Arkadaş! Her bir mevcudun üstünde, Sâni'-i Ehad ve Samed'in bir sikkesi, bir hâtemi olup, o mevcudun Sâni'-i Ehad ve Samed'in mülkü ve eser-i san'atı olduğuna şehadet ediyorlar. Evet gayr-ı mütenahî ehadiyet sikkelerinden ve Samedâniyet hâtemlerinden, yalnız bahar mevsiminde sahife-i arza darbedilen sikkeye bak ki; şu zikredilecek müteselsil fıkralar, cümleler o sikkeyi güneş gibi gösteriyorlar ve izhar ediyorlar. Evet sahife-i arzda pek garib, hakîmane bir icad görünüyor. Bu görünen icadın gösterdiği kuvvet ve faaliyeti görmek istersen şu gelen fıkralara dikkat et: 1- O icad fiili, pek azîm ve geniş bir sehavet-i mutlakadan geliyor. 2- Bir suhulet-i mutlaka ile bir kuvvet-i mutlakadan çıkıyor. 3- Mutlak bir intizamla, sür'at-i mutlakada meydana geliyor. 4- Mevzun ve mizanlı olarak bir vüs'at-i mutlakada bulunuyor. 5- Güzel bir eser-i san'at olmakla beraber, mutlak bir ucuzlukta görünüyor. 6- Taalluk ettiği şeyler pek karışık olmakla beraber, büyük bir imtiyaz-ı mutlak ve adem-i iltibas ile yapılıyor. 7- Mahall-i taalluku gayr-ı mütenahî olmakla beraber, eserlerinde çirkinlik görünmez, ahsen şekilde husule gelir. 8- Efrad ve enva' arasında, bu'd-u mutlak ile beraber, tevafuk-u mutlak var. Arkadaş! Bu fıkraların her birisi tek başına da o sikkeyi izhar etmeye kâfidir. Bakınız, en hârika bir sehavetle en hârika bir hüsn-ü san'at, muhit bir kudretin hâssasıdır. Ve intizamla beraber hârika bir suhulet hiçbir şeyden âciz olmayan muhit bir ilim sahibine mahsustur. Tartılmış gibi gayet mizanlı olmakla beraber, mu'cizane bir sür'at-i mutlaka, her şeyi emrine ve kudretine teshir eden zâta mahsustur. Nevilerin pek dağınık bulunmasından, pek geniş bir tasarruf ile hârika bir hüsn-ü san'at ilim ve kudretiyle her şeyin yanında bulunan zâta hastır. Kesret ve mebzuliyet ile beraber her ferdin san'at itibariyle kıymetdar olması, sonsuz bir zenginlikle gayr-ı mütenahî hazinelere mâlik olan zâta mahsustur. Efradın ziyadesiyle karışık olmasıyla beraber iltibassız ve fevkalâde imtiyaz ve teşahhuslara mazhar olmaları, her şeye basîr ve her şeye şehid ve her bir fiili kendisini diğer bir fiilden menetmeyen zâta mahsustur. Ve keza arzda dağınık bulunan efrad arasındaki uzaklıkla beraber suretçe, vücudca, teşkilatça aralarında husule gelen tevafuk, küre-i arz yed-i tasarrufunda, ilminde, hükmünde, hikmetinde bulunan zâta mahsustur. Ve keza nev'in kesret-i efradıyla beraber her ferdin hârikulâde bir hüsn-ü hilkate mâlik olması, Kadîr-i Mutlak'a hastır ki; az-çok, küçük ve büyük her şey ona nisbeten birdir. Geçen fıkraların her birisinde, her şeyin tek bir Sâni'in sun'u ve san'atı olduğuna delalet eden başka bir âyet daha vardır. Evet sehavet ile kuvve-i iktisadiye arasında ve sür'at ile mizanlı olmak arasında ve ucuzlukla kıymetli olmak arasında ve karışık olmakla mümtaz bulunmak arasında tezad vardır. Bu zıdları bir fiilinde cem' etmek, ancak kudreti hadsiz bir Sâni'-i Kadîr'e mahsustur.